banner374
                Okul / kurum yöneticiliğinin maharet isteyen çok önemli uğraşı olduğunu hepimiz biliriz. Olağanüstü diyebileceğimiz dikkat gerektiren bir süreçtir aslında eğitimde yönetici olmak. Yöneticilik dikkat gerektirir çünkü tarafı insandır. İnsan unsuruyla uğraşmak da sanıldığı kadar kolay değildir.
                Genel geçer bu doğrudan yola çıkarak kim ne derse desin öncelikle “Okul müdürü kadar okuldur.” tespitini ben de imzalıyorum.  
                Mademki yukarıda iddia edildiği gibi okul müdürü kadar okul ise eğer en başta müdürün sağlıklı olması lazım.
                Hayda “Müdür,  sağlık, okul kel alaka!” demeyin hemen.
                Söz buraya gelmişken gündeme getireceğimiz kavrama geçelim.
                PANİK!
                Okul müdürü ve panik…
               
 Ya da panikleyen müdür, müdür müdür?
                Panik içinde iki ileri bir geri debelenip duran bir okul müdürü ya da…
                Okulların sorunlarını uzun uzun tartışmayacağım elbette ama karşımızda buz dağı gibi duran para ve personel sıkıntısını, program yapma güçlüğünü, bürokratik ilişkileri, öğretmenler arası iletişimi, sık değişen mevzuat hazretlerini, akademik başarıyı, eğitsel çalışmaları, bitip tükenmek bilmeyen kayıt / nakil taleplerini, velilerin gündeme taşıdığı istekleri, ayağınız sürçünce Arasat dağında kaldığınızı, zaman zaman sırtınıza aldığınız hançer darbelerini, inceleme / soruşturma kozunu, haksız ödüllendirmeleri, kayırmacılığı, kırılan camın / bozulan musluğun / patlayan lambanın / dökülen sıvanın / haşat olan kapı, pencere, sıra veya masanın tamir, tadilat, bakım, onarımını anmadan geçemeyeceğim.
                İşte bu tespitler ve sorunlar karşısında PANİKLEYEN bir okul müdürü düşünelim ve sıralayalım.
                Panikleyen müdür de gereksiz telaş var mıdır, evet.
                Panikleyen müdür de sinirlilik hali oluşur mu, evet.
                Panikleyen müdür muhataplarını kırar, döker mi, evet.
                Panikleyen müdür aceleci midir, evet.
                Panikleyen müdür motivasyon eksikliği yaşar mı, evet.
                Panikleyen müdür konsantrasyon eksikliği yaşar mı, evet.
                Panikleyen müdür çok hata yapar mı, evet.
                Panikleyen müdür işe yoğunlaşabilir mi, hayır.
                Panikleyen müdür ağzından çıkanın farkına varabilir, hayır.
                Panikleyen müdür kendini kontrol edebilir mi, hayır.
                Panikleyen müdür sağlıklı karar verebilir mi, hayır.
                Panikleyen müdür bütün bunlardan kaynaklı olarak eşini, çocuğunu, arkadaşını, evini ihmal eder mi, kocaman bir evet.
                Panikleyen müdür aslında ha/vet ile ev/ayır asasında gider gelir.
                Biliyoruz ki panik büyük bir korkudur.
                Ani bir dehşet duygusudur.
                Ürküdür.
                Varsayalım karşımızda olaylardan korkan, dehşet duygusu yaşayan, ürken bir okul müdürü mevcut.
                Elbette burada sözü ettiğimiz husus kavgadan, korkma değil. Darptan ürkme değil. Laftan sözden çekinme hiç değil.
                Mevzubahis olan duygusal panikleme.
                Mevzubahis olan psikolojik etkilenme.
                Panikleyen müdürün yüreğinde fırtınalar eser mi, hem de kasırgaya dönüşerek…
                Panikleyen müdürün gözüne uyku girer mi, asla…
                Panikleyen müdür sağlıklı beslenebilir mi, canı bir şey istemez / acıktığını hissedemez ki, sağlıklı beslensin.
                İşte bütün bu gerçekler müdürün tansiyon, şeker, kalp hastası olmasına neden olur. Onun içindir ki birçok müdürün yüreğinde halkalı demir takılıdır. Yine bunun içindir ki pek çok müdürün cebi ya da çantası eczane gibidir.  
                Peki, sorunu anladık anlamasına da çözüm ne?
                Öncelikle, “Yolunu kendin yürüyebilmek için yönünü kendin belirlemek zorundasın.
                Yani iyi bir planlama.
                İyi bir planlama deyince de iyi bir önceliklendirme.
                Bir günde birkaç işi bir arada yapmaya kalkışmama.
                Kaynak / zaman / iş üçgenini yerli yerine oturtabilme.
                Kısıtlı zamanda, kıt kaynakla çok iş yapmaya kalkmama yani…
                Denetimi boş vermemek kaydıyla yetki ve sorumluluğu belirli oranlarda bölüşme.
                Şeffaflık.
                Ne yapıp edip paydaş katılımını sağlama.
                Düzenli bir aile yaşamı.                
                İyi dinlenme.  
                İyi beslenme.
                “Hayat bir gündür o da bugündür!” noktasına varmasa bile mümkün olduğu kadar stresten uzak durma.
                İşi “Panik yok işler yetişir!” vurdumduymazlığına götürmeden sistemli bir izleme, değerlendirme yapabilme.
                Velhasıl, son sözüm genç veya yaşlı, deneyimli ya da yeni görevlendirilen herkese: "Amatör ruhla profesyonel" gibi davranabilme.
                Ne dersiniz?
 
      YUSUF İPEKLİ
WWW.MEBPERSONEL.COM

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Egitim Neferi 2 yıl önce

Adalet liyakat Vicdan olmadan olmaz yazık oluyor bu insanlara çocukların hayalleri çalınıyor. Müdürleri Sendikalara harcattınız. Nitelikli Eğitim Nitelikli Öğretmen ve yönetici ile olur. Hoca

Avatar
ahmet 2 yıl önce

eeee

Avatar
okur 2 yıl önce

"... değildir!"

Avatar
hamdi 2 yıl önce

müdürün panikleyeni de mi varmış(!)

Avatar
fatih kömür 2 yıl önce

sayın hocam kaleminize ve yüreğinize sağlık,müdürlüğe yeni başlayanlar için bulunmaz bir yazı.

Avatar
Hulusi 2 yıl önce

Katılıyorum aynen, tıpkı bizim müdür gibi...

Avatar
eğitimci 2 yıl önce

panik yapacak bir şey yok hocam... işler yetişir....

Avatar
kezban 2 yıl önce

heyecan,
doğru...
ben de bu işe çok meraklandımdı ama!
hayırlısı mı bakalım?