Papaz belki de haklıdır zira insan değişir..  Dağılır, durulur, dirilir.. Ve en çok da kendi dilinde, kendi ikliminde debelenir, soluklanır ve dillenir ya da yitim..

..

Da buraya kadar her şey güzelken benim anlamadığım; Uzay İstasyonu, Ay’ın önünden saatte 28.000 km hızla geçerken biz neden hala okullarda (ki tüm okullarda kitap neden nesnenin varlığı ya meçhul ya da kitap denilince anlaşılan şey farklı) okunması eziyet, okutturulması kaos yaratan içerikteki kitapları tercih ediyoruz?

Bu anlarda öğrencilerin durduk yere çişi gelir, gözü ağrır, midesine kıramp girer, uykusu gelir gibi gibi. Evet, sanki akşam yemeğinde sevmediği yemeğin olmasından ötürü eve gitmek istememesi gibi.

Halbuki öğretmen çocuklar okuyun, sınavlarınız iyi geçecek, meslek sahibi olacaksınız, para kazanacaksınız teraneleri dizeceğine  “çocuklar neden okumuyorsunuz?” gibi basit, kısa ve oh be dedirten bir soru sorarsa işin çoğunu kotarmış olur. Yeminle!

Hadi bir öğretmen şeytanın bacağını kırıp bunu sordu (ki üniversitelerde çocuk edebiyatı dersinin niye verildiğini dersi veren bile bilmediğinden içerik “aman sallaya” dönüşür.):

  • Öğüt vermesin.
  • Resimli olsun.
  • Heyecanlı olsun.
  • Cümleleri çok uzun olmasın.
  • Bilmediğimiz kelime az olsun.
  • Hayali şeyler daha çok olsun.
  • Düşünmemizi sağlasın.
  • Olay anlatımından çok konuşmalar olsun.
  • Anlatılanlar kafamızı çok karıştırmasın.
  • ...

İşin cılkını çıkarmadan burada duralım. Öyle ya madem öğretmenlerin gidip ya bu çocuk edebiyatı nedir ne değildiri araştıracağı yok bari öğrencilere sorulsun. Peki bu yeterli mi? Olmamalı. Öğretmenin –özellikle dil öğretmenlerinin- bu alanı inceden inceye işlemesi gerekiyor çünkü eğitim dili neyse diğer tüm dersler de bunun üzerinden konumlanarak çerçevelendirilir. Dilsel gelişimi sağlandırılamamış öğrencinin gelişimine verilecek emek haybeyedir.

Çocuklar neden okumuyora dönersek. Çünkü haklılar. Sizin onların önüne kitap diye koyduklarınızın; tatsız, çiğ, kokuşmuş, bıktırıcı kağıt destelerinden farklı olmadıklarını eminim siz de bilmiyorsunuz! Bundan eminim! Yoksa çocuk neden okumasın? Kendilerini geleceğe hazırladığı plasebosuyla saatlerini verdikleri sınav hazırlık kitaplarına saatlerce katlanana çocukların; kendi algı, düşünüş, ilgilerine göre hazırlanmış kitapları okumaması düşünülemez. İlla okumayan çıkar mı? Finlandiya’da bile çıkıyorsa!

Yetişkinlerin çocukları algılayışı çocukları bilmekten gelen bir duruştan değil; kendilerinin onlara biçtiği rolden oluşur: doktor, avukat, fen lisesi, birincilik (yok General’in CEO’su)... Neden çocuklardan biri çıkıp da kelebek koruyucusu olacağım demiyor ki? Yoksa bunun nedeni bizim onlara olan rol biçiciliğimiz ve okunamayısı kitaplarımız mı?

Nasıl ki bir bebeğe ay ve yaş dilimlerine kadar bazı yiyecekler verilemiyorsa çocuğa da her kitap verilmez, okutulmaz. Hele hele zorla hiç!

Peki zorlama olmazsa okumazlar kaygısı?

-Yemek güzelse kim yemek istemez ki?

Ve unutmayın: Yemek kötüyse kusturur. Belki yarın belki yarından da öte. Ama o mide boşalır. Artık kimin üstüne denk gelirse.

Usta, bir Acısız Adana bir de Gianni Rodari’den bir kitap. Bana acı şalgam, çocuğa su.

Afiyet olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.