banner374
Kalıcı olarak başarıyı sağlamış şirketlerin ortak özelliklerini araştırdığım zaman şunu fark ediyorum: Çalışanları mutlular. Mutlu çalışanlar işi sahiplenebiliyorlar. Mutlu çalışanlar zaman zaman kendilerinden ödün verebiliyorlar. Mutlu çalışanlar başarıya odaklanabiliyorlar. Çoğu şirkette yanlış olduğuna inandığım bir uygulama var. Çalışana deniliyor ki çok fazla çalış, bizi başarıya ulaştır sonra biz sana terfi ve maaş artışı gibi ödüller verelim. Başlangıçta normal görünen bu denklemin işlediğine şimdiye kadar çok az şahit oldum. Çalışan çok çalışır, zaman zaman kazandırır, zaman zaman da görünmez başarılar elde eder. Örneğin; satış için çıktığı müşteri ürünü almaz ama tanıtımı gören başka bir kişinin firmaya bakışı değişir ve belki ileride sadık bir müşteri bile olur ancak bunlar fark edilmez. Eğitim işin içine burada giriyor. Çünkü burada çalışan bir öğrenme gerçekleştiriyor. Ben ne kadar kendimi parçalasam da sonuca ulaşamadığım zaman yaptığım başarılı sunum ya da markaya olan bakış açısında sağladığım olumlu değişim bir anlam ifade etmiyor.

 

Başarı en kolay taklit edilerek elde edilir. Başarıyı sağlamış büyük şirketlere bakarsak çalışanlarına hak ettiklerinden fazlasını verdiklerini ve sosyal açıdan çok fazla olanak sağladıklarını görürüz. Bazıları çalışanlarını şirkete ortak yapar. Hatta şirket çalışan sayısı bin kişiden fazla bile olsa bu ortaklık sayesinde tüm çalışanlar kendileri için çalıştıklarının farkına varır ve aynı geminin yolcuları olduklarının bilincinde olurlar. Dünya genelinde ofisleri olan bir firmanın her hafta mail vb. birçok uygulama sayesinde toplantı yaptığını, bu toplantılarda şirket sahiplerine yaşanılan sıkıntılar ve sorunlar hakkında sıkılmadan, utanmadan, rahatça bilgi verilebildiğini öğrendim. Oysa bizim ülkemizde durum nasıldır? Sorumluluk kişilere dağılmaz. Sorumluluk hep müdürde toplanır. Her şeye o karar verir. Bu yüzden odasından çıkmaya, çalışanları dinlemeye vakit bulamaz. Bulduğu kısa vakitlerde de kafasındaki gibi çalışma ortamını gözlemleyemediği zaman bağırır, çağırır, aşağılar, kızar ve çalışanı demoralize etmek için elinden geleni yapar. Bütün şevki kaçan çalışan yine de işin hatırına elinden geleni yapmaya çalışsa da büyük başarılar elde edemez. Çünkü büyük başarı diye bir şey yoktur. Müdürün büyük başarısı diye bir şey vardır. Onu da aklına uyduramıyor veya yanlış buluyorsa asla büyük başarıya ulaşamayacaktır. Tıpkı bir nal yüzünden savaş kaybeden ordu gibi o şirkette bir çalışan yüzünden yarıştan kopan şirket olarak kalır.

 

Hadi birkaç örnek inceleyelim. Örneğin; bir Microsoft çalışanı yakın zamanda yaptığı röportajda "İşini iyi yaptıktan sonra çalışma saatlerinin ve kuralların oldukça esnek olduklarını" söylemiş. Oysa ülkemizde hep farklı değil midir? Önce kurallara uymanız gerekir sonra da başarılı olmanız. Kimse siz başarılısınız diye size tolerans göstermez, kravatınız takılı ve önünüz ilikli el pençe divan beklemelisiniz patronunuzu. Aynı çalışan çalıştıkları ortamda herkesin farklı olduğunu ve buna tüm çalışanların saygı gösterdiğini söylemiş. Örneğin; aynı kampüste yerel kıyafetiyle bir Hintliyi ya da Çinliyi görmenin çok doğal olduğundan bahsetmiş.

 

Peki ya Google da durum nasıl? Bir Google çalışanının yaptığı röportajdan öğrendiğimize göre Hanım, Bey gibi resmi ifadeler şirket içinde kullanılmıyor, ülkemizdeki gibi müdür görünce önünü iliklemek gibi şeyler yapılmıyor. Çalışma saatleri son derece esnek. Örneğin; tatile ülkenize gittiniz, tatili bir süre daha uzatıp o ülkedeki ofisten çalışabiliyorsunuz. Sabah 9 da işe gelmek gibi bir zorunluluk yok, istediğiniz saatte gelip ona göre geç bir saatte çıkabiliyorsunuz. İş yerinizde voleybol sahalarından, bilgisayar oyunları oynayacağınız çeşitli alanlara kadar birçok sosyal eğlence ortamı mevcut ve iş saatlerinde buralarda istediğiniz gibi vakit geçirebiliyorsunuz. Sizden sadece tutarlı hedefler koymanızı ve bu hedeflere ulaşmanızı bekliyorlar. Terfi etmenizi de bu hedeflere ulaşma başarınız sağlıyor. Kimse işinize karışmıyor.

 

Hak ettiğinden fazlasını verin çalışanınıza. Piyasa şartlarından fazlasını, daha fazlasını verin ki piyasa şartlarından fazlasını istemeye yüzünüz olsun. Kandırmayın çalışanlarınızı. Motive etmek için elinizden geleni yapın. İşin mutfağında o varsa sürekli içeriye girip elinden bıçağı almayın. Bırakın o istediği gibi kessin yiyecekleri. İzin verin devamlı olarak artacak olan onun başarısı olsun, müdürün yani sizin değil. Yaptığı yanlışı suratına vurmayın. Sadece yaptığının yanlış olduğunu fark etmesini sağlayın ve izin verin düzeltmek için çabalasın. Yol göstermeye kalkmayın; bırakın kendi yolunu kendi bulsun.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol