banner374
               Okula her zaman elimde çantamla yürüyerek giderim.  2 km' lik yol bana her zaman yakın gelmiştir ayrıca her gün yürüyüş yapmakta beni zinde tutar. Ancak bir gün bu yolun bana zehir olacağını nerden bilebilirdim ki? 

 

               Öğrencilerin her zaman ki haylazlıklarıyla geçen bir günün ardından eve gitmek için okuldan çıktığımda takip edildiğimi hissettim. Birkaç sefer arkama dönmüşsem de kimse dikkatimi çekmedi. Hem zaten İstanbul gibi koca bir şehirde, bunca kalabalığın içinde insan takip edildiğini gerçekten çok zor anlar. Birkaç yüz metre ilerledikten sonra içimdeki kuşku büyümeye başladı. Öğrencilerimin yaptığı haylazlıkları düşünmeye başladım, acaba kızdığım ya da düşük not verdiğim öğrencilerden biri mi beni kafasına takmıştı yoksa böyle bir öğrencinin bir yakını mı? Bugün 4 sınıfın yazılı sonuçlarını okumuştum. Düşük not alan  7-8 tane öğrencim vardı ama onlardan böyle şeyler beklemiyordum. Aklıma geçen hafta arkadaşıyla kavga ederken bulduğum Metin geldi. 8. sınıf öğrencisiydi. Ergenliğin en zor dönemlerinden geçmeleri bir yana, sınıfça okuldaki en büyük öğrenciler olmaları da bazı yanlışlar yapmalarını kolaylaştırıyordu. Kavgayı ayırırken biraz kızmıştım ama sonrasında konuşmuş ve anlaşmıştık. Yine de eğer takip ediliyorsam ondan şüphelenmeliyim sanırım.  

 

               Yolumun yarısında bir markete girdim. Bu büyük markete peşim sıra girenleri gözetleyerek gerçeği görebilirim diye düşündüm. Markette yaklaşık 10 dk oyalandım. Bir yandan da evimin alışverişini yapıyordum. Bu 10 dk boyunca şüpheli hiç kimse markete girmedi. Bu beni rahatlattı ve içim rahat bir şekilde marketten çıktım. 

 

               İçim rahatladıkça huzur buluyordum. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Tam da marketten çıktığım vakit karşıdaki kaldırımda bir sokak lambasına yaslanmış sigara içen birini gördüm. Etrafı gözetliyordu ve ben çıkınca bana döndü bir an göz göze geldik. Sigarasını atıp karşı kaldırımda benim gittiğim yöne doğru yürümeye başladı. Bir taksi tutup evime gitmeye kalkışsam kısa mesafe diye hiçbir taksici beni kabul etmeyecekti ve taksicilerle tartışmak zorunda kalacaktım hem elimdekileri bahane edecek kadar da fazla malzemem yoktu. Adımlarımı hızlı hızlı atmaya başladım. Neyse ki yolun bundan sonraki kısmı daha çok yokuş aşağı inilecek şekildeydi. Göz ucuyla adamı izliyordum. Sık sık ve göstere göstere bana bakıyordu. Bir an eve girmek belki de çözüm değil diye düşündüm ama sonra vazgeçtim eve gelirse kapıyı açmaz ve polisi arardım hemen.  

 

               Evime yaklaşık 20 metre kala başımı çevirerek ona baktım yine göz göze geldik ancak bu sefer belindeki silahı gördüm. İşte bu çok kötüydü belki de beni öldürmeye kalkışacak kadar psikopat birisiydi. Elimdekiler, çantam dahil yere düştü koşmaya başladığımda. Çok korkmuştum. Yıllar öncesinde öğretmenini görünce titreyen, saygıda haşa kusur işlemeyen öğrenciler yerine artık öğretmenini öldürmek isteyen öğrenciler mi vardı yani, bütün öğrencilerimiz canımızı yakmak için peşimizdeler mi yoksa, saklanalım mı? Aklımı kaçırmak üzereydim. Eve koşarak geldiğimi camdan gören karım şaşırmış olacak ki kapıyı açmıştı ben eve girene kadar. Hemen kapıyı kilitledim ve telefona sarıldım. Polislere durumu anlatırken bir yandan perdeyi aralıyor ve sokağın başında bekleyen kişiyi tarif ediyordum. Karım ise arkamdan bakıyor ve hayretler içerisinde ağzını tutuyordu. Bana orda kimse yok dedi. Telefon elimde şaşıp kaldım. Telefonu kapattım, karıma anlattım, işte şurada köşede bıyıklı zayıf ve orta boylu bir adam görmüyor musun işte şurada bak belinde silahı bile var beni bekliyor. Metin' e çok benziyor bence kesin Metin bunu sardı başıma diye anlatırken karım dışarıya bakıyor sonra da bana bakıyordu. Birden ağlamaya başladı. Orada kimse yok deyip duruyordu. Adam camdan baktığımızı görecek diye korkup içeriye çektim onu da. Polisi beklemeye başladık. Ve polis geldiğinde kapıya çıkıp onlara da anlattım ama onlarda görmüyordu. Bu inanılır gibi değildi. Yanına gitmeye başladığımızda ise adam polisleri görüp kaçmıştı ama ısrarla bana orada kimse yok diyorlardı.  

 

               Aslında bu anlattıklarım basit bir hikaye. Öyle bir hastalık düşünün ki hasta olduğunuzu anladığınızda inandığınız, gördüğünüz, işittiğiniz şeyin bir hayal olduğu ortaya çıkıyor. Öyle bir hastalık düşünün ki her şeye şüphe ile bakmaya başlıyorsunuz. Bahsettiğimiz bu hastalık: Şizofreni. 

 

              Şizofreni hastalarının topluma kazandırılması ve tedavi görmelerinin önündeki en önemli engeller; damgalanma, önyargılar ve ayrımcılıktır. Bu engellerden dolayı bir çok hasta tedavi bile olamamakta. Şizofreni hastalarının yardımınıza ihtiyacı var. Dünya sağlık örgütünün raporuna göre ülkemizde 500 bin şizofreni hastası varmış. Onları toplumumuzdan uzak tutmamalıyız. Bırakın ellerimizden tutsunlar. 

 
*Fotoğraf: Zeynep MERDAN

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
bahtiyar aydın 2 yıl önce

tebrik ederim duyarlılık için.

Avatar
Özlem 2 yıl önce

emegine saglik cok guzel olmus selami :))