banner374
Dershaneler, yetmeyen, yetersiz, nakıs bir eğitim-öğretim sisteminin ikmali ihtiyacını karşılayan/karşılamaya çalışan/karşıladığını iddia eden emperyal ancak sistemsel bozukluğun zorunlu malul çocuğudur. İdeal bir eğitim olgusu oluşturulamamış dünya düzgüselliğinde dershaneler eğitime dinamo olmaktadır. 

Çok uzağa gitmeden PISA sonuçlarına bakalım.

Türkiye PISA 2012'de toplam 65 ülke arasında 45. sırada. Türkiye, Matematikte 44., Okuma-Anlama becerilerinde 42., Fen Bilgisi'nde 43. sırada yer almaktadır. Bu sıralama ise OECD sıralamasının çok altındadır.
PISA, üç yılda bir yapılan uluslararası eğitimde ölçme değerlendirme sistemidir.

Peki 1. sırada olan Singapur, Hong Kong, Kore gibi ülkelerin eğitsel bütünlüğü nasıl sağlanmaktadır? Matematik'te, okuma anlamada, Fen Bilgisi'nde ülke ortalamalarını nasıl üst düzeyde tutmaktadırlar? Dershaneler olmasaydı 45. değil de 60'larda mı olurduk? Dershanelerin eğitim-öğretim kalitemize etkileri nelerdir? 

Sorulara şöyle devam edelim:

MEB, bu sorunları çözmek için birçok değişikliğe gidiyor, yapılacak projeler, çalışmalar kamuoyu önünde tartışılmadan 10 yıllardır bu da olmadı şu olsunculukla yasalaştırmak gerçekten işe yarayacak mı? Ayakları yere basan eğitim programımız olacak mı? Geniş spekturumlu çalışmalarla ülkemiz insanının biyo-psiko-sosyo-kültürel özellikleri dikkate alınarak çocuklarımızın bamteline dokunabilecek miyiz? Yanıbaşımızdaki Suriye'de İngilizce anadil gibi öğretilebilirken biz kendi çocuklarımıza İngilizce 8-10 cümle öğretebilecek miyiz? 

Geçenlerde bir dostum, biz bu ülkede ne dil'i ne de din'i adam gibi öğretemiyoruz, hep yarım hep yüzümüze bulaştırıyoruz. Haklıydı.

 
Türkiye’de yaşam standartları üzerinden gidelim;
 
2012 yılı programından derlenen verilere göre, cari fiyatlarla kişi başına düşen gelirin ise 10 bin 973 dolar olacağı öngörülürken, bu yılın sonunda da kişi başına gelirin 10 bin 363 dolar olması hedefleniyor.
 
Orta Vadeli Program’da ise cari fiyatlarla kişi başına gelirin 2013 yılında 11 bin 716 dolar, 2014 yılında ise 12 bin 412 dolar olacağı belirtiliyor.
 
Türkiye’de Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP) 2010’da bu rakam, 15 bin 287 dolar olarak gerçekleşti. 2011 yılında ise SAGP’ne göre kişi başına düşen gelirin 16 bin 504 dolar olacağı tahmin ediliyor.
 
Satın Alma Gücü Paritesi, genel bir tanımla aynı nitelikteki ürün ya da ürünlerin farklı bölgelerde kaç paraya alındığının belirlenmesi işlemine deniyor. Uluslararası anlamda ise ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılaşmasını yok eden para birimi dönüştürme oranı anlamına geliyor.
 
Bu veriler üzerinden dershanelerin ailelere getirdiği yük SAGP ve ortalama gelir bağlamında aylık ve yıllık gelire neşter vuran bir nitelik taşımaktadır. Büyük şehirler ile küçük şehirlerin ortalama pitoreski üzerinde bir aritmetik alırsak 2012 verilerine göre bir öğrencinin maliyeti 3.000-3.500 TL arasında bir yük getirmektedir. Evdeki çocuğun tek olmadığını da baz alırsak ortalama bir memurun taşımakta oldukça zorlanacağı bir durumla karşılaşmak kehanet olamaz.
 


Dershaneler, sistemin zorunlu doğurgusu. Ancak uzun yıllar sınavlar farklı türevlerle devam edegeldiği için dershaneler özel teşebbüs olarak var olmak zorunda. Sınavsız geçişleri mümkün kılan bir eğitsel kaliteyi yakalayabildiğimiz zaman denilebilir ki dershanelerin işlevi bitmiştir. Dershanelerin işlevi belki de hiç bitmeyecektir. Çünkü gelişmiş ülkelerde gözlemleyebildiğimiz gerçek bize dershanelerin ikmal ve tekamül işlevleriyle oldukça hayati bir ihtiyaca cevap verdiğidir. 

Mesela denilebilir ki ortaokul sonrası liselerin kategorize edilip isteyenin istediği liseye alınabileceği... Burada bir şerh koyalım. Kim çocuğunu en alt kategorideki liseye vermek ister ki? Hem de sınavsız sistem de. O zaman okullarda torpil, rüşvet önü alınamaz bir noktaya ulaşabilir. Bir liseye yerleşebilmek için şu anda tedavüle sokulan merkezi sınav sonuçları ve okul verileri gerekli. Birçok milli eğitim okulunda hele ülkemizin dağ köyleri de var, şehir varoşları var, hatta şehir merkezindeki okulların bazılarında bile derslerin yetersiz verilişi ve bazen de hiç verilmeyişini de göz önüne alırsak çocuklarımızın ana ekseni yine dershaneler olmaya devam edecektir. 


 
Özel okullarda büyük devlet desteği olsa ve bu destek siyasetten tamamen arındırılmış özerk eğitim bakanlığımız tarafından sağlansa... Fakir ya da zengin şeklinde değil de okul kontenjanına bağlı olarak şehrin en iyileri kolejlerde eğitim görebilse... o zaman özel okullar geleceğin bilim adamlarını yetiştirebilen şehrin kutup yıldızları olabilir. 

Diyelim Orta ölçekli bir şehirde 3.000 kapasiteli 10 tane özel okul var. Şehirdeki orta gelir seviyesinde aileler devletin desteği sayesinde çocuklarını özel okullara yönlendirecektir. Bir buçuk milyon nüfuslu bir ilde(taşrasıyla beraber) 3.000’in üzerinde aile çıkacaktır. Bu doğrultuda özel okullar öğrencisini sınavlarla, IQ-EQ sınamalarıyla almaya başlayacaktır. Bu da amaçsal bağlamda eğitimin ve öğretimin meşru sınırlar içerisinde rekabete girmesine yol açacaktır.
 
Milli Eğitimin Bakanlığı'nın özel okullardan hizmet satın alması fikrini, ilk ortaya atıldığı 2003 yılından beri şiddetle destekliyorum.
 
Şu anda kontenjanını dolduramayan birçok özel okul var.
 
Milli Eğitim Bakanlığı, şartları zorlayarak dershanecileri ve öğretmenlerini mağdur etmeden gerekli düzenlemeleri yaparak çiçeği burnunda özel okullardan ve geçmişten bugüne hizmet veren özel okullardan ciddi hizmetler alabilir.
 
Ancak burada şuna da dikkat edilmeli; bir şehirde pastane ihtiyacı var diye her mahalleye üç beş tane pastane dikerseniz topluca topu dikerler. Şehirlerin yeknesak ihtiyaçları bağlamında oluşturulmalıdır. 

Dershanelerin dönüşümü bir zorundalığa dönüştürmeden yapmak zorundadır. Liberal ekonomi ve rekabet ahlakı bir zorunluluğu kabul etmez. Her cümlesinde serbest piyasa ekonomisinin varlığının gerekliliğine inanan, liberal ekonomiyi ve özgürlükçülüğü savunan insanlar olarak arz-talep paritesi doğrultusunda kendini SAGP doğrultusunda dengelemelidir. 2002’den beri liberal ekonomi sayesinde büyümeye ve şahlanmaya başlayan Türkiye bu zamana kadar edinilen kazanımları berhava etmemelidir.
 
Bu bağlamda son söz,
 
Dershaneler, şartlar esnetilerek özel okullara dönüştürülmeli fikrine son verilmeli, hali hazırdaki kolejlere itibar kazandırılmalı, dershane öğretmenleri asla mağdur edilmemeli, müfredatı tepeden tırnağa yeni dünya düzenine göre kurgulamalı, endoktrinasyon yapan kurumlardan ülke arındırılmalıdır. Sınav sistemi sadece bilgiyi ölçen nitelikten sıyrılmalı, IQ-EQ ile ezberciliğe son verilmeli, serbest düşünceli ve özgürlüğe önem veren öğrenciler yetiştirmek temel argümanımız olmalıdır. Bu ülkenin dağ köylerinin de olduğu, varoş mahallelerinin de olduğu, insanların sosyo-kültürel farklılıklarının çokluğu ile zengin bir yaşama sahip olduğu mamafih bu zenginliğin gözönünde bulundurulduğu bir eğitim düzenlemesinin yapıldığı bir Türkiye'yi çok özlüyoruz. Bu Türkiye kendisi büyürken çevresine sonra dünyaya faydalı olan gelişmiş bir Türkiye olacaktır. www.mebpersonel.com
 
EĞİTİM UZMANI
BESTAMİ BOZKURT 
https://twitter.com/bestamibozkurt
https://www.facebook.com/bestbozk 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
gs @ARDA 3 yıl önce

aynen öyle

Avatar
ARDA 3 yıl önce

gerçekten güzel bi̇r anali̇z olmuş teşekür ederi̇m bi̇r vatandan bi̇r dershane öğretmeni olarak

Avatar
fkb 3 yıl önce

yıllardır liselerde adam gibi fen eğitimi verilemediği için sonuç hep hüsran,bu kafayla da başarısızlık devam edecektir.son 11 yılda fizik+kimya+biyolojiden toplam 3800 kişi atanmış,akıl mantık işimi?

Avatar
dershane taslağı iptal edilmeli 3 yıl önce

yoksa öğretmenler de veliler de perişan olacak