banner374
Bu makalemde Zülfü Livaneli’nin Protestan İş Ahlakı ile ilgili olarak yazdığı köşe yazısıyla başlamak istiyorum. Zülfü Livaneli yazısında Protestan inancına sahip kişiler ile başka mezheplere ve dinlere sahip kişiler arasında çalışma disiplini ve iş ahlakı arasındaki farkın altını çizmeye çalışarak şöyle başlıyor yazısına:
“Yolu dışarıya düşmüş olanlar bilir: Parisli taksi şoförü, eğer yabancı olduğunuzu anlarsa sizi kazıklar: Gündüz yerine gece tarifesi açar, çevre yollarına çıkıp yolu kilometrelerce uzatır ve hak ettiği paranın en az iki mislini alır sizden.
Alman kazıklamaz İngiltere’de de öyledir. İskandinav ülkelerinde sizi kazıklamak kimsenin aklına gelmez.
Hollanda’da olduğu gibi, tarife neyse onu alırlar. (Tek tük aksi örneklere rastlansa bile genellikle durum böyledir.)
O zaman yukarıda saydığım ve hemen hepsi Hıristiyan olan bu ülkelerde ortak ahlak temeli yok demek ki. Bu durum ahlakın, hep iddia edildiği gibi din kökenli olmadığını mı gösteriyor?Bence öyle değil.Tam tersine, din kökenli ahlakın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor.
Örnek verdiğimiz ülkelerden Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz Katolik.
İkinci kategoride yer alan İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda ve İngiltere Protestan.
Yunanistan Ortodoks.
Bu ilginç sınıflama ister istemez dikkatinizi çekiyor ve bu kadar büyük rastlantı olmayacağını düşünerek Katolik ve Ortodoks ülkelerdeki ahlak yapısının, insanları modern ticaret ortamında koruyacak bir etik mekanizma yaratamadığını, oysa Protestan ülkelerde bu korunmanın sağlandığını görüyorsunuz.Yoksa turisti kazıklamaya çalışan esnafın sadece Katolik ve Ortodoks ülkelerde bulunmasını, dürüst davrananların ise sadece Protestan ülkelerinde yaşamasını sistematik olarak açıklayamazsınız.Çünkü bu ülkelerin gelir durumları, Avrupa Birliği üyesi oluşları, sanayileşmeleri, enflasyon oranları ve sosyal kurumları, üç aşağı beş yukarı aynı düzeydedir. Ama Almanya’da taksi şoförleri dürüst çalışır. Finlandiya İtalya’dan daha büyük ve zengin bir ülke olmadı hiç.O zaman bu fark nereden doğuyor?Protestan ahlakından.Bilindiği gibi Protestanlık, sanayi devrimine ve kapitalizme en uygun mezhep. Kalvinizm modern ticaretin moral kurallarını koyuyor.Marx’ın belirttiği gibi "emeğini satan özgürleşmiş işçi" Protestanlık sayesinde ortaya çıkıyor.Amerikan sisteminin kuruluşu da varlığını Protestan ahlakına borçludur.
Kısaca değindiğim bu örnekler, modern ahlak yapısındaki din kökenini sanırım itiraza meydan bırakmayacak biçimde vurguluyor. Fransa Almanya’dan daha yoksul bir ülke değil. Pekiyi ya İslam? İslam ülkelerindeki esnafa güveniyor musunuz?Sizi bir Mısırlı, Iraklı, Suriyeli, Yemenli, Türk şoförün gezdirmesini mi tercih edersiniz, yoksa bir İsveçli, bir Alman, bir İngiliz şoförün mü?Basit bir soru gibi görünüyor ama, birçok şeyin cevabı bu soruya vereceğiniz yanıtta gizli.Geleneksel ahlakımız bizi koruyor mu, korumuyor mu?Ya da daha önce koruyordu da şimdi mi korumuyor?"
Diyerek devam ettiği yazısında örnek olarak verdiği ülkelerde gelir durumları, sanayi durumu ve refah düzeyi birbirine yakın olmasına rağmen değişik durumların ve iş hayatındaki değişik ahlaki normların ortaya çıkışını Protestanlığın iş hayatında uyulması gereken normları koyduğu ve insanları buna göre yönlendirdiği sonucudur.
 
            Çırakların dini inançları ile iş ahlakı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek için 2011-2012 eğitim öğretim yılında Ordu ili Mesleki Eğitim Merkezi’nde öğrenim gören 116 çırağa uygulanmış olan bir araştırma sonucunda ticarette yalan söylememe prensibi ve ticaretle ilgili bir Ayet’e inanma durumu ve ticaretle ilgili bir Hadis’e inanma durumu ile çırakların iş ahlakı tutum puan ortalamaları arasında önemli bağlantı olduğu görülmüştür. Örneğin Elde edilen sonuçlara göre ‚‘Müşterinin güvenini kullanıp yalan söylediğimde Allah’ın gördüğü düşüncesi aklıma gelmez.’ inancına katılma düzeyi yüksek olan çırakların iş ahlakı düzeyleri daha düşüktür.‛ şeklinde kurulan hipotezin doğrulandığı anlaşılmıştır.
Bu bağlamda; Nasıl ki bir bireyin içinde yaşadığı toplumdan bağımsız olarak ele alınmaması gerekmekteyse, farklı toplumlar da geçmişlerinden getirdikleri kültürel özelliklerinden bağımsızolarak ele alınmamalıdır. Bu noktada kültür kavramı toplumlar için büyük ölçüde belirleyici bir unsur olarak karsımıza çıkmaktadır.
 
Söz konusu toplumun bir üyesi olarak da bireyin herhangi bir konuda sahip olduğu değerlerin ve herhangi bir kavrama yönelik geliştirdiği tutumların, içinde yaşadığı kültür göz önünde bulundurularak ele alınması daha doğru sonuçların elde edilmesine ve yorumların yapılmasına olanak sağlayacaktır.diye düşünüyorum.
 
Çalışma ahlakı, bireyin yaptığı iş adına kişisel olarak sorumlu ve hesap verebilir ve güvenilir olmasını ifade eden kültürel bir normdur.Bu durum bir meslekle değil, genel olarak çalışma ve çalışmayla ilgili faaliyetlerle dini inançlarla ilgilidir.
 
Yukarıda saydığım açıklamalar çalışma hayatının hem bireysel hem de toplumsal ele alınabilmesi gerektiği gösteriyor.
 
Bu konuda çalışma ahlakı ile ilgili olarak yapılmış çalışmaların başlangıcı olarak Max Weber tarafından Protestan Çalışma Ahlakı ile ilgili çalışmalarıdır: Max Weber’e göre , kapitalizmin gelişmesinde özellikle de dini kökenleri önplana çıkmaktadır. Protestan inancı sıkı çalışmanın ve değer yaratmanın önemini ve dünyevi zevklerden kaçınarak tutumlu olmanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Max Weber Protestan toplumların diğer toplumlarda olmayankendilerine özgü bir çalışma ahlakına sahip olduğunu ifade etmektedir.
 
Protestanlık inancında çalışmanın; maddi varlıkları sınırsızca arttırmak ve dünyevi zevklerpeşinden koşmaktan ziyade ahlaki bir görev olduğu öne sürülür. Dolayısıyla ahlaki eylemleri yeniden yorumlamış ve öbür dünyaya yönelik olarak değil de bu dünyadaki faaliyetlerin düzenlemesine yönelik bir yapı oluşturmuştur. Çalışmanın kendisinin çok değerli olduğu, insanların dürüst çalışmaları sonucu ödüllendirileceğini vurgulayan değerlere sahiptir. Max Weber bu değerlere sahip olmanın modern kapitalizmin ortaya çıkışında ve başarışındaki önemini vurgulamıştır.Dolayısıyla bireylere sıkı çalışmaları için ahlaki ve dini bir zorunluluk getirilmesi İnsanlar tutumlu, mesleklerine adanmış olması ve işyerlerine sadık olmaları temel felsefe olmuştur.
 
Protestan Çalışma Ahlakı; Disiplinli çalışmanın bireyi başarıya ulaştıracağına ve başarısızlığın nedenlerinin bireyin ahlaki tercihleriyle ve öz disiplin eksikliğiyle ilgili olduğu inancına dayanan bir düşünce sistemidir. Buna göre çalışma sonucunda olumlu sonuçlar elde eden kişiler disiplinli çalışmışlar ve ahlaki tercihlerini buna göre belirlemişler.
Bütün dinlerin çalışmayla ilgili birtakım ortak değerlere ve inançlara sahip olduğu şüphesizdir. Ancak farklılıklar, bunların yorumlanması ve kaynakları hakkındaki görüşlerden kaynaklanmaktadır.
 
Protestan Çalışma Ahlakı kavramı günümüzde, dini anlamı olmaksızın, çalışmayı hayatlarının merkezine yerleştiren insanları tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu sebepledir ki; birey güvenilir, dürüst, rasyonel, girişimci ve çalışma odaklı ise illa ki Protestan olması gerekmez. Bu sebeple Protestan Çalışma Ahlakına sahip olmak Protestanlığın diğer alanlardaki inançlarını taşımayı gerektirmediğini düşünmek gerekir.Çalışma ahlakını, disiplinli çalışmaya adanmışlık olarak tanımlarsak, bir çok din ve kültüre ait bireylerin ortak bir çalışma ahlakına sahipolduğunu söyleyebiliriz. Disiplinli çalışmak, ahlaki açıdan da bir zorunluluk olarak görülmelidir. Dolayısıyla günümüzde Protestan Çalışma Ahlakı yerine Çalışma Ahlakı ifadesi kullanılması daha genel ve kapsayıcı bir terim olarak ortaya çıkmaktadır.Dolayısıyla Çalışma Ahlakı Dini inanca işaret etmediği için de daha geniş kitlelere hitap etmekte ve bütünleştirici bir özellik taşımaktadır.
 
Çalışma ahlakını sadece din ile açıklamamak gerekir. Aksine bir bütün seklinde insanların  kültürel yapılarına ve özelliklerine bağlı olarak daProtestan Çalışma Ahlakı değerlerine benzer değerlere sahip oldukları görülmektedir. Ancaksahip oldukları kültüre bağlı olarak her toplumun, çalışma kavramına yönelikolarak aynı değerlere aynıölçülerde sahip olmasını beklemek gerekir. Bu durumtoplumsal, bireysel ve örgütsel açıdan bir takım etkiler yaratabilir. Çalışma ahlakının toplumsal açıdan önemi, kişilik özelliklerine ve insanlarınçalışma yaşamında gösterdikleri davranışlar aracılığıyla da toplum içindefaaliyet gösteren örgütler açısından doğurduğu etkiler üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum.
 
Bu noktadan hareketle şunu ifade etmek gerekir ki; Protestan Çalışma Ahlakı kavramı kullanılırken aslında, bireylerin ya da toplumların sahip olduğu çalışma ahlakı değerlerinin algılanması gerektiğine dair geniş bir uzlaşma vardır. Max Weberin ortaya koyduğu tezler, çalışma ahlakı ve toplumların gelişmesi ile kültürel özellikleri arasında kurduğu bağ, dini atıflarından arınmış özelliktedir.Protestan Çalışma Ahlakı değerleri; liberal ve sosyal ve ekonomik düzeyi yüksek, tutucu olmayan kültürlerde ve daha geniş bir bürokrasi ağına sahiptir.
 
 
Çalışmanın bir görev olduğu fikrine duyulan güçlü inançla Kuzey Avrupadaki Protestan toplumlarda kapitalizmin ortaya çıkması ve bu toplumların refah düzeyinin çok yüksek olması bugün bu toplumların ilk zenginlesen toplumlar olmaları nedeniyle dünyada örnek olarak alınmasıProtestan Çalışma Ahlakının genel olarak kabul görmesinin temel sebebi olduğunu düşünülebilir.
 
Sonuç olarak ;Disiplinli çalışmayı yücelten tutumların ve düşüncelerin, her ne kadar ilk başlarda sadece Batıkültürüne aitmiş gibi ele alınsa da, artık herhangi bir kültüre ya da dini inanca mal edilemeyecek olduğu kabul edilmektedir. Her toplumda ve kültürde belli bir çalışma ahlakından ve çalışmanın, herhangi bir nedenle, bir şekilde gerekli olduğuna yönelik genel toplumsal kanıdan bahsedilebileceği, ancak kültürel özelliklerin çalışma ahlakının farklı boyutlarına verilen önem ve toplum içinde ne derece hakim, yaygın ve güçlü olduğu konusunda farklılıklara neden olduğu söylenebilir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
eeee 2 yıl önce

yani........ giriş gelişme sonuçsuz