Başlığın şekillenmesinde eğitim ilkeleri ya da temenniler değil mevcutluk belirleyici olmuştur.

Bu sonucun teyidi için de herhangi resmi kurum ya da kuruluşun beyanına değil sınıf içi uygulamalara bakılarak varılabilir.

Her ne kadar eğitim fakültesinin kazandırdığı özgünlüklerden değil de kendi yaşamında vardığı ve uyguladığı yol/yöntemlerde bazı eğitimciler nitelikli sonuçlara ulaşarak öğrencisinin bireysel yeteneklerini geliştirmeye çalışsa da bizim için istisnaların kaideyi bozmayacağı ilkesi geçerlidir.

Bugün bu ülkede doğan her çocuk Faroe Adaları ile Güney Afrika Cumhuriyeti'nde -ve bu iki ülke arasında kalan tüm ülkelerde- doğan diğer türdaşlarından yetenek potansiyeli olarak benzerliklere sahip olarak doğmaktadır. 

İş böyle olunca insanın aklına gelen neden böyleyiz sorusunun yanıtlarını sorgulamak kalıyor.

Nasıl oluyor da İstanbul'un birkaç ilçesi büyüklüğündeki İsveç sporda, sanayide, bilimde, teknikte, ekonomide ve sosyal refahta ileri oluyor? Burada İskandinav ülkesi ile bizim jeopolitik özelliğimiz aynı olur mu sorusunu sorabiliriz tabi. Yanlız buna itirazım tabi ki bunların bahane olacağıdır.

Evet, ülkemizin konumlandığı coğrafya dünyanın en zor ve oynak ortamlarından biridir. Elbette iç ve dış dinamikler ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal şartlarını zorlar. Elbette tarihi eser kaçakçıları tarihi alanları dinamitleyip define ararken kültürel zenginliği yok edebilir. Elbette birileri arsasını büyütmek için orman yangını çıkarıp doğal harikaları yok edebilir. Elbette birileri haksız kazanç için gayriresmi yollarla para kazanabilir vs vs. 

Peki bu ve bu örnekleme dahil edilecek yüzlerce örnek olay yazılabilir ama bunlar senin okullarında ilkel dönemde bile olmayan ilkellikleri kullanmana gerekçe olabilir mi?

Yani;

Ekonomi kötü ben test vereyim,

Doğa kirleniyor ben test vereyim,

Sosyal dengesizlik var ben test vereyim,

Trafik sorunu var ben test vereyim,

Denizlerdeki plastik oranı artıyor ben test vereyim,

.... gibi gerekçelerimizin nedeni ne?

Burada suç bizim mi? MEB denen kurum bize bunu dayatıyor, biz de veli ve idare baskısı altında kalıp öğrencilerimizin bu sınava hazırlanması için böyle yapmalıyız, demekle ikna edebilir misiniz bilimsel eğitimin gerekliliğini?

Bugün Türkiye'de sadece 8. ve 12. sınıfta merkezi sınavlar yapılmaktadır. 

Durum böyleyse eğitimciler neden 2., 3., 4., 5., 6., 7., 9., 10. ve 11. sınıflarda her yıl okulların önüne bir kamyon dolusu A4 yığıp fotokopiler dağıtılmakta?

Kitap basım piyasası 100.000 insanı para kazandıracak diye neden 18.000.000 öğrenci köreltiliyor?

Burada en büyük suçun MEB'de olup sınavı neden çok katmanlı, çözümleme gerektiren ve yordayıcı açık uçlu soru sistemine geçmiyor diyebilirsiniz ama bu sizin haklı olduğunuzu mu çıkarıyor?

Üstelik eğitimin her birey bireciktir ve kendi bağlamına göre yetiştirilmelidir ilkesi dururken biz neden İstanbul'un Beşiktaş'ında oturup annesi moda tasarımcı babası finans uzmanı öğrenci ile Şırnak'ın Beytüşşebab'ında babası tır şöforü annesi köyde hayvancılık yapan öğrenciye aynı eğitsel süreçlere sokuyorsunuz?

Tabi burada MEB'in eğitimdeki yakından uzağa, yaşama yakınlık vb hayati eğitsel ilkelere tezatlık oluşturup herkese aynı kitabı ve eğitsel mateyali göndermesi başlı başına bir eleştiri iken burada ben neden Köy Enstitüsü tarzı bir eğitime geçmiyor diyecek değilim. Çünkü bu daha zor ve hantal bir uygulama olabilir şimdilik.

Kastım şu ki ismi geçen iki yerleşim yeri farklı bağlam ve düzeylere sahiptir. Eğitimci her iki yerde de aynı şeyi uygulamaya çalışması başlı başına bir öğrecninin yarışı kaybetmesine neden oluyor.

Burada madem günah keçisi MEB olarak görülüyor o zaman biz tekil olarak buna nasıl bir alternatif sunuyoruz?

Sunmamız mı gerekir?

Evet, eğitimcilik bunun içindir.

Şartların okunması, yorumlanması, yeni bir düzlemin sağlanması ve yeni bir iklim yaratılması gerekir.

A ve B şehrindeki çocukların yaşayış farklılıkları mevcut sınav sistemlerinden çok sanırım bizim öğrenciyi yetiştirme yöntemimizden kaynaklanıyor.

Biz fakültede, kitaplarda vs.lerde hep eğitimin biricikliği ve özgünlüğü üzerinde konuşurken sınıf içi uygulamalarımız neden böyle?

MEB, çoktan seçmeli soruyor diye öğrecileri neden 7 yıl boyunca teste maruz bırakırız?

Daha önce ortaokulundan liseye geçerken neredeyse hiç test çözmeden Türkçe testinie 20'de 20 yapan öğrencim neden liseye giderken daha ilk haftadan 4. yılın sonuna kadar Türkçe testine maruz bırakılıp dilin tüm üretimsel süreçleri köreltiliyor?

Halbuki bu öğrenci "ful" çekip liseye yerleşmemiş miydi?

Bugün 1.000.000 öğretmen neden neredeyse hep aynı yöntemi uyguluyor?

Yoksa öğrenciden önce biz mi tek tipleştirildik de sonrasında bunu "eğitim" diye belleyip tüm öğrencilerimize köreltmeye başladık.

Bugün sadece yeterli zaman ve bilinç verildiğinde bu ülkede milyonlarca çocuğun mükemmele yakın öyküler yazabileceğine her hafta onlarca kez şahit olurken biz neden öğrenciye matematiksel düşünme ve matematik dilini kavrayamadan ona birkaç şıklı matematik testi veriyoruz?

Test dediğimiz sadece ölçmenin yöntemlerinden biri değil mi?

Hem ölçme neden bu kadar değerli?

Oysa biz 15 yıl önce yapılandırmacı eğitime geçerek sonuçtan çok süreç odaklı eğitime geçmedik mi?

Özetle bugün biz 10.000'ler okulumuzda, 1.000.000'larca öğrencimize, onların neredeyse hiçbir özelliğini göz önünde bulundurmadan aynı şeyleri yapmaktayız.

Sanırım tek tip öğrenci yetiştiriyoruza bir itirazımız  yok?

Bugün balıkçıdan aldığın bir kültür somonu ile tavukçudan aldığın çiftlik tavuğunun tadı neredeyse aynıysa öğrencilerimizin zihnini siz düşünün!

Artık sözün değikl eylemlerin konuştuğu şeyleri kabul etme zamanı.

Bugün milyonlarca gencin ağzından çıkan kelimeler test, net, deneme değil mi?

Burada suçlu uygulattıranlarsa biz uygulayıcılar ne oluyoruz?

Aydın MERAL

Instagram: eydinmeral

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.