banner374
01 Mart 2014 Cumartesi 13:01
28 ŞUBAT'TAN DERS ALINMALIDIR

 Demokrasi, insanlığın on binlerce yıllık tecrübesi sonunda ulaştığı ve idealize ettiği bir yönetim tarzıdır. Adalet ve özgürlüğün temel teşkil ettiği demokrasi rejimi; farklı düşünen, inanan ve yaşayanlara tek tip bir inanç ve hayat tarzı dayatmak yerine, dil, düşünce ve vicdan hürriyeti başta olmak üzere, insan haklarını koruyarak kendi inançlarını yaşayabilecekleri eşitlik içeren bir toplum öngörür. Demokratik rejimin en önemli özelliği gücün, toplumsal tabandan tavana doğru yansıması, başka bir deyimle sistemin, yönetenlerin değil yönetilenlerin talepleri doğrultusunda yönlendirilmesidir.

Kimi zaman devlet idaresinde söz sahibi olan bazı otoritelerin, ellerinde bulundurdukları gücün kaynağının halk olduğunu unutarak demokrasiyi; halka dilediği zaman, dilediği kadar lütfeden bir anlayışa kapılmaları, demokratik rejimleri kesintiye uğratmaktadır.

Bundan 17 yıl önce, tarihimize 28 Şubat post-modern darbesi olarak geçen bir süreç ile bazı güçler ülkemizde seçimle gelmiş iktidarı, baskıyla göndermek yoluyla rejimi vesayet altına almışlardır. Bu süreçte vesayetçi güçlerin gerekçesi, demokratik rejimin, dini siyasete alet eden bazı kesimlerce tehdit edilmesi olmuştur. Birbiri ardına yaşanan olaylar, sözde demokratik rejimi koruma adına hareket edenlerin, halka tek tip bir anlayışı, tek tip bir yaşam modelini dayatması şekline dönüşmüştür.

28 Şubat’tan bugüne kadarki sürede yaşananlar hepimizin malumudur. 8 yıllık kesintisiz eğitimle başta İmam- Hatip Liseleri olmak üzere Meslek Liselerinin büyük bir yıkıma uğramasına, ülkede inançlarına uygun giyinmek isteyen, özellikle türban takan kadınlarımızın birçok kamu hakkından faydalanmamasına neden olan vesayetçi anlayış, din istismarını yok etmemiş aksine aradan geçen 17 yılda din istismarı doruk noktasına çıkmıştır. Bununla birlikte post-modern darbe, vesayetçi demokrasiden rahatsız olduğunu sıkça dile getirip, güce tapan ve kendi iradesini kayıtsız, şartsız başkalarının tasarrufuna teslim eden gizli vesayetçi grupların da türemesine vesile olmuştur.

Son zamanlarda birçok kişinin, bazı kurum ve kuruluşlarca milliyetçi, cemaatçi, solcu, yandaş, candaş gibi gruplandırmalar altında fişlenerek toplum içinde ayrımcılık yapıldığına dair belgeler ortaya çıkmış, siyaset tarafından toplumu baskı altına almaya dönük saldırgan ve tehditkâr bir dil geliştirilmiştir. İktidarı türlü gerekçelerle eleştirenler vesayetçi, darbeci, çapulcu, vatan haini ve lobi gibi yakıştırmalarla yaftalanmakta; kamu ihaleleri liyakata bakılmaksızın yalnızca bu fişlemeler doğrultusunda dağıtılarak, haksız bir zenginleşmenin önü açılmaktadır. Bundan 17 yıl önce yaşanan post-modern darbeye rahmet okutacak uygulamalar bugün de farklı şekillerde hayata geçirilmekte, demokrasinin olmazsa olmazı “muhalefet” türlü baskı ve yıldırma yöntemleriyle susturulmaya çalışılmaktadır. Basın özgürlüğü yerle bir edilmiş; Türkiye basın özgürlüğü konusunda son 10 yılda 56 sıra birden gerileyerek 180 ülke içerisinde 154. sırada yer alabilmiştir.

Bilinmelidir ki demokratik bir ülkede; muhalefeti susturmaya yönelik her türlü girişim, toplumu sınıflandırmaya dönük her türlü fişleme, basının önüne getirilen her türlü engel, yasama, yürütme ve yargı erklerini ele geçirmeye yönelik her türlü uygulama  da bir darbe niteliği taşımaktadır. Darbe, yalnızca iktidar dışındaki güçlerin iktidara karşı uyguladığı bir zorbalık değil; çoğu zaman iktidarın, kendisi dışındaki unsurlara ve milli iradeye karşı uyguladığı baskının bir adı olarak anılmaktadır. Nitekim Nazi iktidarının Almanya’da, Mussolini’nin İtalya’da, Baas rejiminin Irak’ta ve Suriye’de iktidarda iken gerçekleştirdiği uygulamalar da darbe olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, askeri, sivil, muhalefet ya da iktidar tarafından toplumun iradesine karşı girişilen her türlü saldırı, kaynağı ne olursa olsun açık bir darbedir.

Bugün demokrasiyi vesayet altına alarak halkın egemenliğinin sağlanması yerine, liderlerin egemenliğinin sürmesine neden olanlar, yüzyıllardır süregelen Türk demokrasi mücadelesine de büyük bir darbe vurmaktadırlar. Oysa toplumsal sorunların demokratik yollarla çözülmesi; her türlü istismarın önlenmesi, toplumun bütün farklılıklarının bir zenginlik olarak algılanıp tahammül kavramının geliştirilmesi, bir arada yaşama isteğinin doruğa çıkarılmasının anahtarıdır.

Demokratik rejime vurulan her türlü darbe, toplumun taleplerine vurulan her türlü pranga, milli irade karşısında yok olmaya mahkûmdur. Bu bakımdan Türkiye Kamu-Sen olarak bundan 17 yıl önce 28 Şubat sürecinde ortaya koyduğumuz onurlu duruşumuzu bozmadan, demokrasiye karşı girişilen her türlü eylemi bir kez daha kınıyor; vesayet karşıtı gibi görünerek konjonktürden beslenmeye ve istismara devam ederken, kendi iradesini vesayete teslim eden kişi, grup ve partilere bir uyarı daha yapıyor, bir kez daha “Bu gün de vesayetli demokrasiden rahatsız olmayan, toplumun özgürlüklerinin kısıtlanmasına ses çıkarmayan, milletimizin fişlenmesini görmezden gelen, ülkemizin kaynaklarının peşkeş çekilmesini izlemekle yetinen aydınlar, siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları, en az 28 Şubat sürecinde tankların yürümesi kadar tehlikeli ve düşündürücüdür.” diyoruz.
banner182
Son Güncelleme: 01.03.2014 13:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol