banner374
06 Kasım 2013 Çarşamba 21:28
Ahlakınız Batsın!

 AKP`nin 2023 vizyonlu "Büyük Türkiye" projesinin altyapı çalışmaları büyük bir hızla sürüyor. Hünkarımız Başbakan Erdoğan`ın"Yurtlar yetersiz kalınca öğrenciler kızlı-erkekli aynı evde kalıyor. Bu bizim muhafazakâr demokrat yapımıza ters. Denizli`de gördük. Valiye talimat verdik, gereği yapılacak." şeklindeki fermanı, "çevir şişi yanmasın" müdahalelerini dahi boşa çıkararak gündemimizde yerini aldı.

Tayyip Erdoğan`ın bu çıkışı, bir gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu ülkenin Başbakanı, toplumda sadece kendisi gibi düşünen ve inananları görmek istemekte, bunun için atılan her adımın da arkasında kararlılıkla durmaktadır. Bu nedenledir ki, evlere baskın yapılsın çağrılarını yapan bir iktidar, sokak ortasında "namus" gerekçesiyle katledilen, çocuk yaşta evlenmeye zorlanan, taciz ve tecavüze maruz kalan, çocuk doğurmaya teşvik edilen, ucuz iş gücü haline getirilenlerin maruz kaldıkları bu zulmü görmemekte ve duymamaktadır. Çünkü AKP`nin muhafazakâr ve kendine demokrat politikaları, bu zulmün zeminini oluşturmaktadır. Çünkü AKP`ye göre ortada bir zulüm değil, münferit vakalar ya da ahlaki gerekçeler bulunmaktadır. "Kürtaj olmayın, devlet çocuğunuza bakar" denirken, yetiştirme yurtlarında tecavüz ve taciz olaylarının patlak vermesi; gerektiğinde devletin terfi ettirdiği, gerektiğinde mahkemelerce serbest bırakılan çocuk tacizcileri ve tecavüzcülerinin varlığı bu durumun en açık ifadesidir.

Velilerin "çocuklarını kendilerine emanet ettiğini" söyleyen Başbakan şunu unutmamalıdır ki, 18 yaşına gelerek üniversite çağına erişmiş bir kişinin çocuk diye tanımlanması, devlete ve hükümete emanet edilmesi söz konusu değildir. Yetişkin bireyler kendileri adına karar vererek, aynı evde yaşayacağı kişileri de seçmekte özgürdürler. Bunun aksi bir uygulamanın söz konusu olabilmesi için bir yasal düzenleme gereklidir ki başbakan da bunu söylemektedir. Peki yasal düzenlemeler doğası gereği sadece "öğrencileri" kapsayamayacağına göre varılmak istenen nokta nedir? Evli olmayan çiftlerin ya da arkadaş da olsalar bir kadın ve erkeğin birlikte yaşamasını engellemek midir? Açık konuşmak gerekirse böyle bir uygulamanın yasal gerekliliği, bir tür ahlak polisinin ortaya çıkması ve evli olmayanların birlikte yaşamasını engelleyecek türden bir "zina" yasasıdır. Avrupa Birliği ile "arasının iyi" olduğu günlerde evli çiftleri ilgilendiren ve "zinayı" suç olmaktan çıkaran hükümet, anlaşılan o ki yeri geldiğinde "demokratikleşme" hamleleri kapsamında bu yasayı tüm bireyler için geçerli olacak şekilde yeniden meclise getirmeyi arzulamaktadır. 

Eğer AKP`nin dayattığı değerleri ve yaşam tarzını benimsemeyen ebeveynlerin, üniversite çağındaki gençlerin kendi değerlerine uygun yaşama özgürlüğü ellerinden alınıyorsa ve toplumun vergileri ile kurulan yurtlar belli bir dinin, mezhebin ya da iktidarın dini yorumlayışının gerektirdiği bir düzenle kuşatılıyorsa, bugün hükümetle aynı eksende düşünmeyenler yok sayılıyor demektir.

Anlaşılan odur ki Başbakan Gezi süreci ile faşizme isyan eden kesimi tanımaya çalışmakta, tanıdıkça da kendisine oldukça yabancı olan yaşam tarzından ölesiye korkmaktadır. İki cinsin bir arada direndiği ve hatta en çok da bir kadın isyanı olarak adlandırılan bu hareketin öznelerinin cinsiyet farkı gözetmeksizin, kadını erkeği ve LGBTİ bireyi ile kendi koltuğunu sallamasını kabullenememektedir. Bu düzenleme ile de Gezi Direnişi`nde isyanı ile karşılaştığı kesimlere bir gözdağı vermeye çalışmakta, "gözüm üzerinizde" mesajı vermektedir. İstihbaratı kendisi gibi "muhafazakar-demokrat" olmayan bu kesimleri incelemeye seferber etmiş olacak ki, kendisine durmaksızın "valisinden ve emniyet müdürlerinden" bilgiler yağmaktadır.  Böylece, Denizli`de tecavüze uğrayan kızının tecavüzcüsünün tutuklanması için binlerce imza toplayan baba yerine, Denizli`de aynı evi paylaşan kız ve erkek öğrencileri kendisine dert edinmiştir. 

Ayrıca, AKP`nin piyasacı-muhafazakâr ve otoriter politikalarıyla soyunduğu toplum mühendisliği ile herkesin AKP`ye gönüllü kul olması arzulanmaktadır. Bu nedenle devletin tüm kaynakları ve aygıtları bu projenin selameti için seferber edilmektedir. Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan yurtların yetersizliğinden bahsederken, yurtlara yüklenen görev ve anlamın tam anlamıyla yerine getirilememesinden yakındığını unutmamak gerekmektedir.  Sendikamız Üniversite Temsilciler Kurulu`nda da görüşülen bu konuyla ilgili üyelerimizin aktardığı çarpıcı gerçekler, bu durumu gözler önüne sermektedir. Şöyle ki,

· Üniversiteler her yıl öğrenci kontenjan sayılarını arttırırken barınma sorunu da çığ gibi büyümeye devam etmektedir. AKP ve KYK, maliyetlerini kısa sürede çıkarabildiği halde yurt üretimini yeterince gerçekleştirmeyerek, öğrencileri cemaatlere ve özel sektöre mahkûm bırakmaktadır. Çoğu ilde (örneğin Tunceli) barınma sorununun KYK yoluyla çözülememesi öğrencilerinin önemli bir kısmının kayıt sildirmesine yol açmakta, yetersiz kapasite öğrencilerin bir kısmını eğitim-öğrenim hakkından mahrum bırakmaktadır. 

· Cemaatler, yurt-barınma olanaklarında oynadıkları roller aracılığıyla, gençlerimizi uzun süreli bir borçluluk duygusu eşliğinde kendilerine bağımlı kılmaktadırlar.

· Misafir öğrencilik uygulaması kayıt kabul talimatına aykırı uygulamalara konu olmuş, böylece iktidarın görüşüne yakın iki bin civarında öğrencinin yurtlara kabulü sağlanmıştır. 

· Yurtlarda haremlik selamlık uygulaması yürütülmektedir.  347 yurdun neredeyse tamamına yakını kız-erkek yurdu olarak ayrılmıştır.

· Yurtlarda Kuran Kursu dersleri açılması için yöneticiler tarafından baskı uygulanmaktadır. Zaten kısıtlı olan KYK bütçesinden kuran kursları için müftülüğün görevlendirdiği kurs yöneticilerine kaynak aktarılmakta, yurtlar barınma hizmeti dışında amaçlarla kullanılmaktadır.  12 öğrencinin talebi ile yurtlarda Kuran Kursu dersleri başlatılabilmesine KYK genel müdürlüğünün yazılı talimatı ile başlanmış olup yurtlarda bu kursların yaygınlaştırılması sağlanmış ve yurtların yaklaşık üçte ikisinde bu kurslar hizmete açılmıştır. 

· 2012-2013 öğretim yılında KYK genel müdürlüğünün sözlü talimatları ile bölge müdürlüğü ve bölge müdürlüğü olmayan yerlerde ise yurt müdürlükleri tarafından, yurtların yarısında "Kutlu Doğum Günü" etkinlikleri düzenlenmiştir. 

· Şiir dinletileri ve konserler adı altında AKP yandaşı kişilere kaynak aktarılmakta, bu kesimler ihya edilmektedir. 

· AKP`ye yakın olmayan ve emekliliği dolan yurt müdürleri bölgelerarası sürgün edilmekte ve emekliliğe zorlanmaktadır. Yüzlerce yurt müdürü ve müdür yardımcısının istekleri dışında tayinleri çıkarılıp il içine ve dışına atamaları yapılmıştır. 

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran, AKP`ye sadakat ve itaati hukukun temel kavramı haline getiren, her türlü eşitsizliği ve ayrımcılığı derinleştiren, karma eğitimi ortadan kaldırmanın yollarını arayan, bastırılmış arzularıyla ülkeyi yöneten bir iktidara teslim olmamalıyız! İki cinsin bir araya geldiği herhangi bir alanı düşündüğünde aklına ilk olarak cinsellik getiren, cinselliği ise zihninde sapıklık olarak kodlamış bu hastalıklı ruhun elini, öğrencilerimizden ve hele de koruduklarını iddia ettikleri kadınlardan derhal çekmesi gerekmektedir. Badem bıyıkların altından süzülen, danışmanları ve aydınlarıyla da demokrasi sıvası çekilen bu faşizanlığa karşı, bulunduğumuz her yerde kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğimiz herkes tarafından bilinmelidir.

EĞİTİM-SEN

banner182
Son Güncelleme: 06.11.2013 21:29
Anahtar Kelimeler:
Ahlakınız Batsın!
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol