banner396
06 Aralık 2018 Perşembe 19:53
BAZI SENDİKA BAŞKANLARI KENDİLERİNİ İŞVERENİN SAHA GÖREVLİSİ OLARAK KONUMLANDIRMIŞ

Gelin, yılbaşını beklemeyelim. Kamu çalışanlarına ve emeklilerine ek zam verin.

Son aylarda ekonomide ciddi dalgalanmalar yaşandığına dikkat çeken Geylan, ekonomideki kötü gidişattan dolayı kamu çalışanlarının alım gücünde ciddi kayıp olduğunu belirtti. Türkiye Kamu Sen’in 14 Kasım’da eş zamanlı olarak tüm illerde kitlesel basın açıklamaları yaparak, kamu çalışanlarına ve emeklilere ek zam talebinde bulunduğunu hatırlatan Genel Başkan Geylan, “Kamu çalışanlarının alım gücünde yılın ilk on ayı itibari ile yüzde 9.5 oranında azalma söz konusudur. Bilindiği gibi önceki yıl yapılan toplu sözleşme gereği kamu çalışanları ve emeklileri 2018 yılı itibari ile yılın ilk altı ayı yüzde 4, yılın ikinci altıncı ayında ise yüzde 3.5 olmak üzere toplamda kümülatif yüzde 7.6 oranında maaş zammı almışlardı. Enflasyon ise yüzde 24.5’e kadar çıktı. Kasım ayında ise açıklanan enflasyon oranı yüzde 21.62 oldu. Peki bu ne demektir? Bu, kamu çalışanlarının aldığı toplam maaş zammının neredeyse ise katından fazla bir enflasyon farkı oluştuğu anlamına gelmektedir. Bu tablo, toplu sözleşme tarihinde ilktir.

Bilindiği gibi Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 20.8’dir. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın enflasyon hedefi gerçekleşmiş olsa dahi, yüzde 20.8 enflasyon hedefi aldığımız maaş zammın çok üzerindedir. Bundan dolayı Türkiye Kamu-Sen olarak Hükümete çağrıda bulunduk ve ‘Gelin, yılbaşını beklemeyelim, kamu çalışanlarına ve emeklilerine ek zam verin’ dedik. Ek zammın iki faydası olacaktır: Birincisi, hem kamu çalışanlarının alım gücüne nispeten katkı sağlayacaktır, hem de piyasaya canlılık getirecektir.” diye konuştu.

Siz kim oluyorsunuz da kanunun üstünde kendinizi görerek, racon kesiyorsunuz?

Malum-Sen Başkanı’nın, “Nasıl muhalefetteki siyasi parti masaya oturamıyorsa, yetkili olmayan konfederasyon ve sendikalar da masayı dışarıdan takip etmeli fakat masada koltuk işgal etmemelidir” sözlerine sert tepki gösteren Geylan, “Türkiye Kamu Sen birilerinin ulufesi ile toplu sözleşme masasına oturmuyor. Türkiye kamu-Sen, 400 bini aşkın üyesinden aldığı güç ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 29. Maddesi’nin vermiş olduğu yetki ile o masaya oturuyor. Siz kim oluyorsunuz da, kanunun üstünde kendinizi görerek, racon kesiyorsunuz? ‘Muhalefetteki siyasi parti nasıl masaya oturamıyorsa’ deniliyor ya, bu durum demokrasi anlayışının da arazlı olduğunu gösterir. Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Ben yüzde 52 aldım oy aldım. Muhalefet Meclis Komisyonu’nda, genel kurulda, araştırma komisyonlarında yer almasın.’ diyebilir mi? Her siyasal parti Meclis’teki temsil oranına göre, hem komisyonda, hem genel kurulda yer alıyor; Meclis’in denetim mekanizması görevini yerine getiriyor. Toplu sözleşmede Türkiye Kamu-Sen’in karar alma ve imza atma yetkisi yok. Peki bu durumdan neden bu kadar rahatsızlık duyuluyor?”

Türkiye Kamu Sen’in o masada istememelerinin nedeni, kapalı kapılar ardında yapılacak kirli pazarlıkların kamuoyuna ifşa edilmesinden korkulmasıdır.

Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “Hatırlanacağı gibi 2012 yılında toplu sözleşmelerde mutabakat sağlanmadığında Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na gidildi. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na Memur-Sen adına katılan akademisyen üye, Hükümetin verdiği teklife aynen imzayı bastı.

2013 yılında toplu sözleşme masasına oturduğumuzda ise, Malum-Sen 123 TL’ye imza attı. 123 TL’nin ortalama memur maaşına yansıması yalnızca yüzde 5.2 olmuştu. O yıl enflasyon yüzde 8.7 oranında gerçekleşti. Ancak 123 TL seyyanen artışa imza atıldığı için, memurlar enflasyon farkı alamadı.

2015 yılında yapılan toplu sözleşmede de sözde sendikanın hesap bilmezliğinin sonucu olarak, yüzde 1.8 enflasyon farkımız hiç edildi.

Son toplu sözleşmede de 2018 yılı için yüzde 7.5, 2019 yılı için ise yüzde 9 oranına imza atıldı. Şu anda bu maaş zamları enflasyon farkı altında eziliyor.

Tüm bu gerçekleri kamuoyuna kim gösterdi? Eğer o masada Türkiye Kamu-Sen yer almasaydı, bu gerçekler bilinmeyecek, propaganda bombardımanı ile kamu çalışanlarının dikkatinden kaçırılacaktı.

Türkiye Kamu Sen’in o masada istememelerinin nedeni, kapalı kapılar ardında yapılacak kirli pazarlıkların kamuoyuna ifşa edilmesinden korkulmasıdır.

Yüzbinlerce üyesi olan sendikaları o masada istemeyecek olanlar iş verenlerdir. İşverenler, çalışanlar için masaya oturan ekibin yarım olmasını ister. Peki bir sendika başkanı sağındaki, solundaki gücün zayıf olmasını neden ister ki?

Buradan Malum-Sen Başkanı’na sesleniyorum: kamu çalışanları adına büyük bir başarı ortaya koydun da, Türkiye Kamu-Sen senin paçandan mı çekti? Tam aksine Türkiye Kamu-Sen, her toplu sözleşmede senin masaya getirdiğin talepten daha yüksek bir oran ortaya koyarak, aslında senin elini güçlendiriyor. Ali Yalçın bunu ilk kez yapmıyor. İlk Genel Başkan olduğu zaman da aynı tavrı göstermişti. Biz de o zaman bunu acemilik olarak değerlendirmiştik. Tekrar bunu gündeme getirmesini artık acemilik olarak görmüyoruz. Ali Yalçın demek ki, kendisini çalışanların sesi olarak değil, işverenlerin saha görevlisi olarak konumlandırmış ve hükümetin elini güçlendirmek için çalışanların masadaki gücünü kırmayla görevlendirilmiş.”

Şayet 3600 ek gösterge hayata geçerse, emekli olan öğretmenlerimiz vesilesiyle açılacak kadrolarla yeni atamalar yapılabilir.

Genel Başkan Geylan, 3600 ek göstergeyi tüm siyasi partilerin gündeme getirdiğini, Hükümetin de seçim taahhüttü olarak ortaya olduğunu hatırlatarak, “24 Kasım’da eğitim çalışanları Hükümetten bu konuda müjde beklemişti ancak hayal kırıklığı yaşadı, ne Sayın Cumhurbaşkanı’ndan ne de hükümetten bir ses gelmedi. Ocak ayından itibaren bu konunun gündeme getirileceği söyleniyor. 3600 ek göstergenin bir an önce hayata geçirilmesini istiyoruz. Ayrıca tüm kamu çalışanlarının ek göstergelerinin 800’er puan artırılmasını ve ek göstergeden yararlanamayan yardımcı hizmetler sınıfının ek göstergeden yararlandırılmasını istiyoruz. Hatta Türkiye Kamu-Sen olarak konuyla bir kanun teklifi hazırladık ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya ilettik. Konu Meclis’te gündeme geldiğinde tüm siyasi partilerin destek vermesini istiyoruz. Şu anda 3600 ek gösterge beklentisinden dolayı emekli olmayı düşünen önemli bir kısım öğretmen beklemeye geçti. Şayet 3600 ek gösterge hayata geçerse, emekli olan öğretmenlerimiz vesilesiyle açılacak kadrolarla yeni atamalar yapılabilir” diye konuştu.

İDDK’nın Danıştay 8’inci Dairesi’nin verdiği hukuki kararı onaması gerekmektedir.

Öğrenci Andı’nın üzerinden siyasetin gölgesinin kaldırılmasını isteyen Geylan, “Andımız, milletimizin ortak değerlerini dile getirmektedir. Milletin ortak değerlerinin siyasetin mezesi yapılmasına üzülüyorum” dedi.

Danıştay 8’inci Dairesi’nin Öğrenci Andı’nın okutulmasına karar verdiğini hatırlatan Geylan, “Ancak başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere birtakım siyasilerin ortaya koyduğu siyasi reflekslerle MEB temyize gitti. Türk Eğitim-Sen olarak 30 Kasım günü temyiz dilekçesine cevabımızı İDDK’ya gönderdik. İDDK’nın Danıştay 8’inci Dairesi’nin verdiği hukuki kararı onaması gerekmektedir. İDDK’nın geçmiş yıllarda benzer aldığı olumlu kararlar bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tartışma artık kapansın” diye konuştu.

Şubat’ta 40 bin ek atama yapılsın.

Şubat ayında ek 40 bin atama talebinde bulunan Geylan, “Bakan Ziya Selçuk, 97 bin öğretmen açığı olduğunu açıkladı. O halde Sayın Selçuk, öğretmen atamaları konusunda daha cüretkar ve talepkar olsun. Ne kadar çok ses çıkarırsak o kadar atama sayısı koparıyoruz. 2018 yılı en az sayıda öğretmen atamasının yapıldığı yıl olmuştur. 2019 yılı için öğretmen açığını kapatacak ölçüde atama yapalım. Eğitimde tasarruf olmaz” dedi.

Ücretli öğretmen sayısı yıldan yıla artıyor.

63 bin 656 ücretli öğretmen çalıştırıldığına, ücretli öğretmen sayısının yıldan yıla arttığına dikkat çeken Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “2017-2018 eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmen sayısı Erzurum’da 965 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında 1.030’dur. 2015-2016 eğitim-öğretim yılında sadece Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelen verilere göre ücretli öğretmen sayısı İstanbul’da 7.140 iken, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Valilikten gelen resmi rakamlara göre 21.821dir. Görüldüğü üzere ücretli öğretmen sayısı artıyor. Üstelik ücretli öğretmenler hem girdiği ders başına ücret alıyor hem de iki yıllık meslek yüksek okulu mezunları bile ücretli öğretmenlik yapabiliyor. Dolayısıyla ücretli öğretmen istihdamı eğitime vurulmuş darbedir. 400 bine yakın öğretmen atama beklerken, öğretmen vasfı taşımayan insanların ücretli öğretmen olarak görev yapması kabul edilebilir değildir.”

Teşvik uygulaması hayata geçirileceğinden öğretmenleri çakılı çalıştırmaya gerek kalmayacaktır.

Aile birliğinin sağlanmamasının anayasa ihlali olduğuna dikkat çeken Talip Geylan, “Hükümet sözleşmeli öğretmenleri çakılı çalıştırarak anayasayı ihlal ediyor. Öğretmen istikrarını sağlamanın yolu öğretmenleri esir etmek değil, teşvik etmektir demiş ve şu öneriyi getirmiştik: Mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlerimize, mahrumiyet derecesine göre 1 brüt asgari ücret ile 2 brüt asgari ücret arasında değişen miktarlarda zorunlu hizmet tazminatı ödeyelim. Nitekim MEB, Vizyon Belgesinde teşvik uygulaması getireceklerini açıkladı. Şimdi sıra bunu bir an önce hayata geçirmeye geldi. Teşvik uygulaması hayata geçirileceğinden öğretmenleri çakılı çalıştırmaya gerek kalmayacaktır. Dolayısıyla sözleşmeli, ücretli öğretmen alımı kaldırılmalı, tüm öğretmenler kadrolu olarak ve KPSS puan üstünlüğüne göre atanmalıdır. Ayrıca il içi özür grubu mağdurlarına da belli bir kilometre şartı getirilerek sorunlarını çözebiliriz” dedi.

...:GENEL BAŞKANIN AÇIKLAMALARI İÇİN TIKLAYINIZ ::...

www.mebpersonel.com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.