banner374
27 Nisan 2014 Pazar 20:48
Diyarbakır'ın Fethi Programı
 Diyarbakır’ın Fethi Kutlamaları öncesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun AGD Bölge ve Şube Başkanları Diyarbakır’da bir araya geldiler.
AGD Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahim Ergin’in ev sahipliği yaptığı programda Genel Başkan Salih Turhan başkanlığında Genel Merkez Başkanlık Divanından bir heyet Doğu illerinin AGD Bölge ve Şube Başkanları ile bir istişare toplantısı yaptı.
Genel Başkan Salih Turhan, Fetih kutlamaları öncesi ulusal ve yerel medya mensuplarına Diyarbakır’ın Fethi Kutlamalarının önemine dair açıklamalarda bulundu.
 
Diyarbakır Hazreti Ömer Döneminde İslam Toprağı Olmuştur

Diyarbakır’ın İslam coğrafyasının Mekke gibi, Medine gibi, Kudüs gibi, İstanbul gibi gözbebeği şehirlerinden biri olduğunu vurgulayarak konuşmasına başlayan Turhan, “Özellikle son yüz yılda yaşanılan her türlü asimilasyon çalışmalarına ve inkâra rağmen sarsılmayan bir kardeşliğin yansıması olarak peygamberler, sahabiler ve erdemli insanlar şehri olan Diyarbakır’da Fetih Kutlamaları öncesinde bir araya geldik. Bilindiği üzere Diyarbakır, Mekke’nin Fethi’nin üzerinden on yıl geçmeden İslam toprağı olmuş bir şehrimizdir. Diyarbakır, Hazreti Ömer (ra) döneminde,  İyaz bin Ganem komutasındaki İslam Ordusu tarafından fethedilmiştir. Bizans yönetiminde bulunan şehir beş aylık kuşatmanın ardından 27 Mayıs 639’da İslam toprağı haline gelmiştir.” dedi. 

Diyarbakır Ulu Camii’de 1375 Yıldır Ezanlar Hiç Susmadı

Diyarbakır’da Efendimiz (sas)’in müjdesinin ve sahabilerin izleri olduğunu belirten Turhan,  “Hendek Savaşı esnasında Efendimiz (sas)’in verdiği fetih müjdesi, Halife Hazreti Ömer bin Hattab’ın kutlu emri, Sahabe Halid bin Velid’in kılıcı ve Süleyman bin Halid’in şehadeti surları aşıp Diyarbakır’a ulaşmıştır. Diyarbakır’ın Fethi Selçuklu Hükümdarı Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya girişinden 432, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Muhammed’in İstanbul’u fethinden 814 yıl önce gerçekleşmiştir. Bu fethin ardından 1375 yıl geçmiştir ve Diyarbakır’da, Diyarbakır’ın Ulu Cami’sinde 1375 yıldır ezanlar hiç susmamıştır.Fetih esnasında kırk kadar sahabe Diyarbakır’da şehit olmuştur. Fetihten sonra birçok sahabi Diyarbakır’da kalmıştır. Onların da burada vefat etmesiyle Diyarbakır beş yüzden fazla sahabiyi bağrına basmış bir şehir hüviyeti kazanmıştır.” hatırlatmasında bulundu.
Diyarbakır’ın İyaz bin Ganem komutasındaki İslam ordusunun fethinden çok daha önce de peygamberlere ev sahipliği yapmış mübarek bir belde olduğunu anlatan Turhan, Hazreti Zülküf, Hazreti Elyesa, Nebi Zennun, Nebi Melak, Hazreti Danyal’ın bu bölgede kabirleri olan peygamberler  olduğunu ve Hazreti Yunus ile Hazreti Zülküf peygamberlerin makamların da bu bölgede bulunduğunu belirtti.

Anadolu’nun İslamlaşmasının Yolu Diyarbakır’dan Geçmiştir

Fetihle birlikte kendi istekleri ile Müslümanlığı seçen Kürtlerin, yıllar sonra 1071’de yine Bizans’a karşı Sultan Alparslan’a yardım ettiklerine değinen Turhan, “Sultan Alparslan’ın ordusu Bizans’la karşı karşıya geldiğinde Müslüman Kürtlerin lideri ve âlimi Molla Yahya Muzuri Alparslan’a on bin kadar asker vermiştir. Böylelikle Diyarbakır halkı Anadolu’nun İslamlaşmasında etkin bir rol oynamışlardır.Diyarbakır’ın Fethi, Anadolu’nun İslamlaşması, İstanbul’un alınması ve İslam’ın Avrupa’ya taşınması yolunda çok önemli bir hamledir. Anadolu’nun İslamlaşmasını Diyarbakır’ın Fethinden başlatmayan resmi tarih tezi kabul edilebilir değildir. Anadolu’da ve Avrupa’da İslam tarihini bu bölgeden başlatmayan her söz eksiktir. Diyarbakır’ın Fethi’ni, Mekke’nin Fethi’nden, Kudüs’ün Fethi’nden ayrı gören her söz de eksiktir.” uyarısında bulundu.

Asimilasyon ve İnkâra En Sert Cevap Erbakan’dan Gelmiştir

Son üç yüz yılda, özellikle de son yüzyılın başında yitirilen savaşlarla birlikte emperyalist ülkeler tarafından İslam coğrafyası aralara çizilen yapay sınırlarla birbirlerinden koparılmaya çalışıldığını vurgulayan Turhan, “ Mensubu olduğumuz Milli Görüş fikriyatı öteden beri İslam coğrafyasının bütünlüğünü savunmuştur. Milli Görüş hangi renkten ve ırktan olursa olsun bütün Müslümanların kardeş olduğunu seslendirmiştir. Milli Görüş, insanların ana dilinin aynen ana sütü gibi helal olduğunu dile getirmiştir. İslam coğrafyası üzerinde oynanan oyunlara karşı âlemlerin Rabbine hamd ediyoruz ki geçen zaman içerisinde sadece hasret artmıştır.” dedi.
Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 1991 yılında Kulp ve Lice’de yaşanan dramı ilk defa canlı yayında devlet televizyonunda seslendiren lider olduğunu hatırlatan Turhan, “Aynı programda dönemin Başbakanı Süleyman Demirel karşı karşıya gelen Merhum Erbakan Hocamız, ‘Kulp ve Lice’de üç bin kişi kar üzerine yatırılarak saatlerce bekletildi’ demişti. Aynı şekilde 1994’te Bingöl’de yaptığı konuşmada da resmi ideolojinin asimilasyon politikalarını ve inkârcı yaklaşımlarını çok net bir şekilde eleştirmiştir. Merhum Erbakan Hocamız, Bingöl’de yaptığı konuşmada  ‘Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken, besmeleyle başlar. Siz geldiniz, bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, 'Türküm, doğruyum, çalışkanım.' Sen bunu söyleyince, öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı, 'Ya öyle mi, ben de Kürt’üm, daha doğruyum, daha çalışkanım' deme hakkını kazandı. O Meclis yarın inananların eline geçecek. Bütün bu haklar kan dökülmeden verilecek.’  demiş, bu konuşma nedeni ile de Milli Görüş hareketi çok ağır bedeller ödemiştir.”  diyerek yakın tarihe göndermede bulundu.

Sekülerleştirme Bölgenin Müslüman Kimliğine Yönelik Bir Tehdittir

Konuşmasına, “Merhum Erbakan Hocamız bölgede kalıcı huzur ve barışın ancak İslam kardeşliği ile tesis edilebileceğini de belirtmiştir. Elbette İslam kardeşliğinin sadece söz ile olmayacağını, mutlaka adil bir düzenin kurulması gerektiğini de ifade etmiştir.” Diyerek devam eden Turhan şunları söyledi. “Bölgede halkın ana dilini getirilen yasak elbette kabul edilebilir değildi. Öte yandan bölge insanının inancını yaşamasının, öğrenmesinin, öğretmesinin ve inandığı değerler etrafında örgütlenmesinin de kısıtlanması kabul edilemez. Özellikle bu bölgede resmi politikalar Müslüman Kürt halkını kimliğinden uzaklaştırmaya ve sekülerleştirmeye yöneliktir. Bölge insanının İslam ile olan bağı zayıflatmak istenmektedir. Peygamberler ve sahabiler şehri olan Diyarbakır’da gençlerin alkol ve uyuşturucu batağına çekilmesi de yine tesadüf değildir.”
Bölgede yaşanan süreci değerlendirirken hem dünyanın hem de İslam coğrafyasının gidişatına yön vermeye çalışan ırkçı emperyalizmin gelecek tasavvurunu hesaba katmamanın Türkiye’yi dönüşü olmayan bir mecraya sokacağı uyarısını yapan Turhan, “Küresel sömürü sistemi İslami duyarlılığı yüksek bölge insanını sekülerleştirerek faize dayalı ekonomik sisteme entegre etmenin derdindedir. Bu strateji siyonizmin insanları köleleştirme politikalarının bir parçasıdır. Bölgede köylerin boşaltılması, sanayi yatırımlarının olmaması, gençlerin çoğunun işsiz bırakılması, nüfusun kent merkezlerinde toplanması, tarım ve hayvancılığın bitirilmesi aynı köleleştirme politikalarının bir parçasıdır.  Bölge halkının temel hak ve hürriyetlerini sadece etnik farklılığa indirgemek ve ekonomik sıkıntıları yok saymak da bir sömürü ağından kurtulup başka bir sömürü ağına düşmektir.” şeklinde konuşmasını sürdürdü.

Kalıcı Barış ve Huzur Ancak İslam Birliği İle Mümkündür

AGD Genel Başkanı Salih Turhan bölge halkının ve bölge ile ilgili gelecek tasavvuru olan herkesin dikkat etmesi gereken hususları şöyle sıraladı:

*Mekke’nin, Medine’nin, Kudüs’ün, Bağdat’ın, Şam’ın, Kahire’nin, Tarhan’ın, İstanbul’un ve Diyarbakır’ın esenlik ve barışa kavuşması bu şehirlerin birbirleriyle olan kadim kardeşliğinin yeniden tesisinden geçmektedir.
*Kudüs’ü Mekke’ye,  Şam’ı Kudüs’e,  Bağdat’ı Şam’a, Diyarbakır’ı Bağdat’a, İstanbul’u Diyarbakır’a ve Saraybosna’yı İstanbul’a bağlayan İslam kardeşliğidir.  Renkler, ırklar ve diller bu kardeşliğe bereket katmıştır.
*Ulus devlet sınırları arasında aranılan çözümler bölgeye kalıcı barış ve huzur getiremez.
*ABD, AB ve İsrail ile stratejik ortaklık geliştirilerek bölgeye huzur getirilemez.
*İslam coğrafyasında ve bu bölgede elbette İslam harici unsurlar da vardır. Bu unsurların bini aşkın yıldır bu topraklarda var oluşu Müslümanların kendilerinden olmayanlarında hukuklarını gözetmelerinden ileri gelmektedir.
* Can emniyeti, mal emniyeti, inanç ve düşünce özgürlüğü, nesil emniyeti ve akıl sağlığı emniyeti hangi inançtan olursa olsun her insan içindir.
*Resmi ideolojinin asimilasyona ve inkâra yönelik politikaları İslam’a mal edilemez. İslam, zorla bir inancın dayatılmasını emretmez, bilakis hangi inançtan olurlarsa olsunlar insanların hak ve hukuklarını gözetmeyi emreder.
*Üç yüz yıldır çehresi Batı’ya dönük politikalar sonucunda toplumsal bağlar çözülmüş, aile kurumu sarsılmış, akrabalık ilişkileri ve sılayı rahim zayıflamış, boşanmalar, intiharlar, cinayetler artmıştır. Toplum bir cinnet ortamının içerisine sürüklenmiştir. Bu bölge de bu çürümüşlükten nasibini almıştır.
*Hak yemeyen ve yedirmeyen, zulüm kimden gelirse gelsin karşı çıkan, mazlum kim olursa olsun yardım eden, bir elinin verdiğini öteki eli bilmeyen, ekmeğini paylaşmaktan haz alan, yüreğini paylaşmaktan haz alan, bir karıncayı incitmekten kaçınan, bir kuşun yuvasını bozmaktan imtina eden, her daim hakkı üstün tutan bir nesil için çalışmak hepimizin boynunun borcudur, kardeşliğimizin gereğidir.
*Saraybosna İstanbul’dan, İstanbul Diyarbakır’dan, Diyarbakır Bağdat’tan, Bağdat Şam’dan, Şam Kudüs’ten ve Kudüs Mekke’den kopartılamaz. Bu ayrılık geçicidir ve Endonezya’dan Fas’a İslam Birliği çok yakın bir zamanda gerçekleşecektir.

Kardeşliğe İnanan Tüm Gençleri 17 Mayıs’ta Diyarbakır’a Bekliyoruz

Anadolu Gençlik Derneği mensupları olarak yağan yağmurun herkesi ıslattığının ve bulutların arasından çıkan güneşin herkesi ısıttığının farkında olduklarını belirten Turhan, “İlkini Geçen yıl Kutladığımız Diyarbakır’ın Fethi Programının bu yıl ikincisini gerçekleştireceğiz. Geçtiğimiz yıl ülkemizin dört bir yanından gelen genç kardeşlerimiz Diyarbakırlıların, Müslüman Kürt kardeşlerimizin candan misafirperverliğine şahit olmuşlardır. Diyarbakır ve Diyarbakırlılar gençlerimiz kalbinde müstesna bir yer edinmiştir. Bu yıl 17 Mayıs Cumartesi Günü Diyarbakır Merkez İlçe Yenişehir Atatürk Stadyumunda düzenleyeceğimiz Fetih Programında da Diyarbakırlıların aynı misafirperverliği göstereceğine inancımız tamdır.Başta programa ev sahipliği yapan AGD Diyarbakır Şubemize ve tüm Diyarbakırlılara şimdiden teşekkür ediyoruz.  

Bu programın yeryüzünde her insan için özgürlük ve adalet arayışı için atılan adımlardan biri olduğuna inanıyoruz.  Yine bu programın kardeşliği, merhameti, paylaşmayı esas alan ve hakkı üstün tutan bir anlayışın yeryüzüne hâkim olmasına vesile olmasını diliyoruz.” diyerek sözlerini bitirdi.
banner182
Son Güncelleme: 27.04.2014 20:54
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol