banner374
24 Haziran 2012 Pazar 15:53
EBS’DEN HÜKÜMETE ELEŞTİRİ
İradeyi Direnişe Dönüştürmek… İnsanı diğer yaratılmışlardan farklı kılan, sadece akla sahip olması değil, aklı doğru kullanmasıdır. Çünkü akıl; müşahede aracı, müzakere, muhasebe ve murakabe bineğidir. Kadim medeniyetimizin tarihi, “Hak, şerleri hayr eyler” kutlu müjdesiyle, zor zamanları, sıkıntılı süreçleri, soysuz saldırıları hak mücadelesindeki sabrın, soylu mücadele yolundaki sebatın sınanması olarak görür, işte bu medeniyetimiz gönül dünyası nefsine galebe çalan dava insanlarının, inanmış ve adanmış misyon adamlarının sayısız başarılarıyla doludur.

Yeniden inşa ve ihya etmek için hep bir elden çaba sarf ettiğimiz medeniyetimiz ve inanç değerlerimiz; ‘inancını kaybetme, ferasetini yitirme, aklınla yol al ama sadece akılla sonuç almayı bekleme, senin şer bildiğinde hayır olduğunu unutma, seni var edenden umut kesilmeyeceğini de unutma’ diyor. Umudunu harekete geçirmeyi, iradeyi direnişe dönüştürmeyi, yaşanan sıkıntıları yok saymamayı ve mücadeleyi de bırakmamayı salık veriyor. Kadim medeniyetimizin yeniden inşa ve ihya davasının eğitim alanındaki ortak zemini olan Eğitim-Bir-Sen, kurucusu Mehmet Akif İnan’dan başlayarak geçmişten bugüne, geleceğe medeniyetimizin ve inanç değerlerimizin hikmet yüklü bu mesajlarını her nefesinde hayatına zerk etme telaşı taşıyanların adresi olmuştur. Bu nedenle, Eğitim-Bir-Sen’in kuruluşundan bu yana kaybetmek ve/veya başaramamak kaygısı, üyesinden liderine Eğitim-Bir-Senliler için “yapılamaz hata” hükmündedir.


Kendi ellerimizle emeğimizi, alın terimizi değersizleştirmek gibi bir hataya bugüne kadar düşmedik, bundan sonra da düşmeyeceğiz. Eğitim-Bir-Sen ailesi, sendikal zemindeki soylu mücadelesini, üç-beş soysuzun hilaf-ı hakikat beyanlarına, acziyetlerini Eğitim-Bir-Sen’e saldırarak gizlemeye çalışan ve kaybetmeye mahkum insan aklına zarar yapıların ayak oyunlarına yem etmeyecek kadar feraset sahibidir. Kurulduğumuz 1992 yılından bu yana birçok badire atlattık. Dün, “siz sendikadan, sendikacılıktan ne anlarsınız” küstahlığı yapanlar, bugün ulaştığımız üye sayısına, yetkiyi ellerinden almamıza, ilk toplu sözleşme masasında taraf olmamıza tahammül edemiyor. Doğru yapma yetenekleri olmadığı için, bizim hata yapmamızı dört gözle bekliyorlar. Yağma Hasan’ın böreğine alışmış kursaklar misali, kendi çabalarıyla yol kat etmek yerine yol kesmek için debeleniyorlar. Ne diyelim,
Allah ıslah etsin.


Atalarımız, “Dil, kalptekini söyler” demiş, ne güzel söylemiş. Sendikacılık deyince ufuklarında “satıcılık”, kamu görevlisi denilince zihinlerinde “satılacak nesne” görenler, bize iftira ederken geçmişte yetkili oldukları dönemlerde ne yaptıklarını itiraf ettiklerini göremiyorlar. Kendini satıcı, üyelerini satılık gören bu zevat, sözüm ona sendikacılık yapıyor. Kendini kandırıyor, kamu görevlilerinin de kendilerine inandığını düşünüyor. Yol yakınken dönün diyebilmeyi isterdim ama onlar için yol bitti. Yolsuz kaldılar. Sözde toplum örgütleri, debelenip durdukları bataklığa bizi çekemeyeceklerdir. Evet, kurulduğumuzdan bu yana birçok badireler atlattık. Sıkıntılı süreçler yaşadık. Zor zamanlarımız oldu ancak, hiç düşmedik, hiç eğilmedik. Yılmadık, yıkılmadık. Hesap vermekten kaçınmadık. Had bildirmekten yorulmadık.


Sendikal mücadele bir günlük ve tek toplu sözleşmelik bir süreç değildir. Emek verildiği ve ekmek ihtilacı olduğu sürece devam edecek. 29 Mayıs 2012’de sona eren, sadece ilk toplu sözleşme sürecidir. Sendikal duruş, sendikal mücadele ve sendikal kararlılık zemini halen devam ediyor. Kazanılmayanları örtü yaparak kazanılanların görülmesini engellemek isteyenlere, bundan sonraki süreçlerde hak arama ve hak elde etmede kullanılacak zeminleri perdelemeye çaba sarf edenlere hep birlikte ve inanmış bir şekilde seslenmeli ve ‘sesinizi kesin, oyunlarınızdan vazgeçin’ demek zorundayız. Onlara, “Mücadelenin tam ortasındayız”, “Sendikal mücadelenin en hararetli noktasındayız”, “Ya destek verin ya da ihanet etmeyin” diyoruz.

İnananlar ve O’ndan umudunu kesmeyenler için “sırat köprüsü”, ateşe yolculuğu başlatacak “kıl” hükmünde değil, nefse uymamanın ödülünü ulaştıracak yol hükmündedir. Biz inanıyoruz, inandıklarımız için mücadele ediyoruz ve O’ndan ümidimizi kesmiyoruz. Yol arkadaşlığımızla, davaya inanmışlığımızla, başaracağımıza olan inancımızla büyümeye, hizmet etmeye, alın terimize değer katacak kazanımlar üretmeye, eğitim çalışanlarını dinlemeye, eğitim çalışanları için direnmeye devam edeceğiz. Sahayı boş bırakmayacağız. Onlarla, yüzlerle, binlerle sahaya inmeye devam edeceğiz.

Şükrün talep etmeye, talebin şükre engel olmadığı gerçeğini bize öğreten medeniyet değerlerimiz üzerinden üstlendiğimiz hizmeti en kaliteli şekilde sunmaya, sunduğumuz hizmetin karşılığı olan ekmeği de hak ettiğimiz ölçüde almak için sendikacılık yapmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. İlk toplu sözleşme masasından çıkan sonuca asla razı değiliz. ‘Razı değiliz’ deyip kenara da çekilmeyeceğiz. Razı olduğumuzu alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.


Bu direnişi sürdüreceğiz. Karşımızdaki faşizan güruhu, medeniyet değerlerimize yabancılaşarak ideolojilerine esir düşenleri asla sevindirmeyeceğiz. Emeğin karşılığı olan ekmeği hakkıyla bölüştürmeye yanaşmayanlara, eğitim çalışanlarına tepeden bakanlara, âlimin ve arifin değerini unutanlara, öğretmenlere had bildirmeye kalkanlara karşı daha fazla kenetlenerek, birbirimize daha fazla sahip çıkarak, sesimizi ve sözümüzü daha fazla yükselterek soylu mücadeleyi zirvede tutmaya, daha yükseğe taşımaya devam edeceğiz.

Hz. Ebubekir, “Mal cimride, silah korkaklarda, karar zayıflarda olursa, o düzen iflah olmaz” diyor. Malın cimride olduğu kesin. Emek sahiplerine cimri olan mal sahibi, sermaye söz konusu olduğunda cömertlikte sınır tanımıyor. Emeğe cimri, sermayeye cömert olan ve bunu meziyet görenler, yaptıkları hatayı ve yapmaktan kaçındıkları doğruları göremiyorlar.

Eğitim hizmetlerinin sahne arkası kahramanları hizmetlilere, memurlara, şeflere, şube müdürlerine, şoförlere, 4/C statüsüne mahkûm edilenlere, öğretmenlere ve akademisyenlere, YURTKUR çalışanlarına sırtını dönüp yüzünü sermayeye dönenler, ne yaptıkları hatanın ne de bu hata üzerinden ülke olarak ödenecek bedelin farkındadırlar.

Bernard Shaw’ın güzel bir sözü vardır: “Bir kaplan bir adamı öldürmek isterse adı vahşilik, adam kaplanı öldürmek isterse adı spor olur. Suç ile adalet arasındaki fark da bundan büyük değildir.” Şimdi herkese ek ödeme vereceksin ama öğretmen, öğretim elemanı istediğinde suç işlemiş gibi muamele edeceksin, nasıl bir adalet anlayışıdır bu?

Biz hakkımız olandan ve emeğimizin karşılığından başka bir şey istemedik. Sadece adaletin sağlanmasını istedik, istiyoruz ve asla bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Birçoğunun “ben yokum” dediği yerde bizler, “buradayız ve mücadeleye devam edeceğiz” diyeceğiz. Her zaman olduğu gibi yine taşın altına elimizi koyup, faşistlere ve millet düşmanlarına meydanı boş bırakmayacağız, mücadeleye devam edeceğiz.


Anayasa değişikliğiyle hayata geçirilen toplu sözleşme süreci, kimi kurumlarda ve zihinlerde 12 Eylül ve 28 Şubat anlayışının hala değişmediğini belgelemiştir. Anayasa değişmiş ancak anlayış değiştirilememiştir. Bu anlayışı değiştirmek de bizim görevimizdir. İlk defa oturduğumuz masada 10 yıllık toplu görüşme sürecinde eğitim adına bir madde dahi geçmemişken; kabul etmediğimiz, reddettiğimiz, imza atmadığımız toplu sözleşme sonunda 18 maddelik kazanımla masayı terk ettik. Ama bu kazanımlar, ek ödeme zulmünü sona erdiremediğimiz için ortada hiç bir şey yokmuş gibi gösteriliyor. Bu da, verilen onca emeğe haksızlıktır.


Kim zulüm yapmaya kalkarsa, adaletsizlik, haksızlık yaparsa, hiç yılmadan, babamız dahi olsa onun karşısında durmak en başta bir Müslüman olarak birinci görevimizdir. Bu ülkede yaşanan her türlü hukuksuzluk ve haksızlıklara karşı mücadele görevimizdir.


Yenilenen yetkisiyle mücadelesini taçlandıran, bilenmişliği artan teşkilatımıza ve eğitim çalışanlarına sonsuz teşekkürler


banner182
Son Güncelleme: 24.06.2012 15:53
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol