banner374
03 Kasım 2012 Cumartesi 21:00
Eğitimde AKP'nin 10 Yılı
Bugün 3 Kasım 2012. AKP`nin iktidara gelmesinin üzerinden tam 10 yıl geçti. Geçtiğimiz 10 yıl içinde eğitimden sağlığa tüm kamu hizmetlerinde piyasa lehine yaşanan dönüşümü, geniş halk kesimleri en belirgin şekilde hissettiler.   
AKP, 2002 seçimleri öncesinde yayınlamış olduğu seçim bildirgesinde eğitime yönelik vaatleri ile neler yapmayı planladığını şöyle sıralamıştı;
 
Öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı yakalayabilmesi için öğretmenlerin nitelikleri artırılacak, buna paralel olarak özlük hakları ve çalışma şartları iyileştirilecektir.
 
Eğitim alanında etkili bir planlamaya dayalı fayda-maliyet analizi yapılarak, eğitime daha çok kaynak ayrılacaktır.
 
Eğitimin her alanında özel teşebbüs desteklenecek ve özel teşebbüsün eğitimdeki payı artırılacaktır.
 
Başarı kıstası esas alınarak, maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının da özel okullarda okuyabilmelerini sağlayabilmek amacıyla devlet tarafından hizmet satın alınması yoluna gidilecektir.
 
Eğitimin her kademesinde imkan ve fırsat eşitliği sağlanacak, herkese kabiliyeti ölçüsünde alabileceği maksimum eğitim hizmeti sunulacaktır.
 
Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen bir yapıya kavuşturulacak; üniversiteler idari ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu, araştırma ve öğretim kurumları düzeyine çıkarılacaktır.
 
Rektör, dekan, bölüm başkanı, ana bilim dalı başkanı, enstitü müdürü gibi her kademedeki akademik yöneticinin seçimle işbaşına gelmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
 
Üniversiteye yerleştirme sistemi, mesleki ve teknik eğitime talebi düşüren, haksız ve adaletsiz uygulamalara sebep olmaktadır. Sınavlar, yarışmayı teşvik edecek ve adaleti sağlayacak şekilde değiştirilecektir.
 
AKP`nin 2012 seçim bildirgesinde yer alan, "Eğitim alanında etkili bir planlamaya dayalı fayda-maliyet analizi yapılarak, eğitime daha çok kaynak ayrılacaktır" ifadesi, AKP`nin eğitim hakkına tipik bir işletmeci kafasıyla baktığını göstermektedir. AKP`nin herkese eşit ve parasız olarak sunulması gereken eğitimi sıradan iktisadi bir faaliyetmiş gibi değerlendirip, eğitim hakkı üzerinden fayda maliyet analizi yapması dikkat çekicidir. 
 
"Eğitimin her alanında özel teşebbüs desteklenecek ve özel teşebbüsün eğitimdeki payı artırılacaktır" ifadesinin hakkı geçtiğimiz 10 yıl içinde fazlasıyla verilmiştir. Özel öğretim kurumlarını desteklemek için yasal düzenlemeler yapılmış, özel okullara kamu kaynaklarıyla teşvik ve vergi kolaylıkları getirilirken, kamu okulları kendi kaderine terk edilmiştir. Geçtiğimiz 10 yıl içinde bütün teşvik ve kolaylıklara rağmen, kar amaçlı faaliyet yürüten özel okulların toplam okullar içindeki payı yüzde 2`den yüzde 3`e ancak çıkarılabilmiştir. 
 
"Başarı kıstası esas alınarak, maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının da özel okullarda okuyabilmelerini sağlayabilmek amacıyla devlet tarafından hizmet satın alınması yoluna gidilecektir" ifadesi seçimlerden hemen sonra uygulanmak istemiş, kamu kaynakları kullanılarak 10 bin yoksul öğrencinin cemaat ve vakıf okullarında okutulmak istenmesi Eğitim Sen`in hukuksal mücadelesi ile yargıdan dönmüştür. 
 
Eğitimde AKP`nin 10 yılına bakıldığına, geçmiş yıllardan birikerek artan sorunların hemen hemen hiç birine kalıcı çözümler üretilmediği görülmektedir. AKP, toplumsal yaşamın bütün alanlarını olduğu gibi, eğitim sistemini de kendi siyasal-ideolojik çizgisinde biçimlendirmek için geçtiğimiz 10 yıl içinde insan üstü bir çaba harcamış, bu anlamda karşısına çıkan her birey ve kurumu "bertaraf" etmek için bütün imkanlarını seferber etmiştir. 
 
10 yıllık AKP iktidarı döneminde okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde okul, öğrenci ve öğretmen sayılarında belirgin değişiklikler yaşanmış, ancak bu değişikliklerin önemli bir bölümü sadece niceliksel (sayısal) artışlar ile sınırlı kalmıştır. 
 
Türkiye`de 6 ve daha yukarı yaştaki nüfusun % 95,13`ü okuma yazma bilirken, % 4,87 ise okuma yazma bilmemektedir. Okuma yazma bilen erkek oranı %98.30, kadınlarda ise % 91,94 iken okuma yazma bilmeyen erkeklerin oranı %1,70; kadınların oranı %8,06`dır.
 
AKP iktidarı döneminde eğitim sisteminde yaşanan ticarileştirme ve dinselleştirme adımları, eğitimi bir bütün olarak piyasa ilişkilerinin ve yoğun bir dinselleşme sürecinin içine itmiştir. Geçtiğimiz 10 yıl, eğitim hakkına yönelik saldırıların ve eğitim emekçilerine yönelik hak gasplarının önceki dönemlerle kıyaslanamayacak kadar arttığı bir dönem olmuştur.
 
Geçtiğimiz 10 yıl içinde eğitimde yaşanan ticarileştirme adımları şu şekildedir; 
 
Son 10 yıl içinde okullar kar-zarar hesabıyla, tıpkı piyasada faaliyet gösteren "şirketler" gibi "işletilmeye" başlanmıştır. 
 
2002-2012 yılları arasında velilerin cebinden yaptığı eğitim harcamaları 4,5 kat artmıştır. 2011 yılında halkın cebinden yaptığı eğitim harcamaları 15 milyar TL`yi bulmuştur. 
 
Öğrencilerden çeşitli adlar altında para toplanmaya ve bağış alınmaya devam edilmiştir.  
 
Eğitim yatırımlarına ayrılan pay her yıl istikrarlı bir şekilde düşürülmüştür…
 
Okul Aile Birlikleri etkin hale getirerek, servis, kantin ve otopark ihaleleri açması sağlanmıştır… 
 
Eğitim emekçileri okula yardım toplama, kermes, AB projesi vb etkinliklerle "kaynak yaratmak" için kullanılmaya başlanmıştır.  
 
Okullar ve üniversiteler her yönüyle birer "ticari işletme"ye dönüştürülmüş, toplumdaki sınıfsal farklılıklar okullarda daha belirgin bir şekilde görülmeye başlanmıştır.
 
Eğitim Sistemi Sınav Odaklıdır!
 
AKP döneminde ilköğretimden başlayarak eğitimin bütün kademelerinde etkisini arttıran sınavlar, eğitim sistemini bir bütün olarak sınav odaklı hale getirmiştir. Önce OKS sınavı kaldırılarak yerine 3 yeni SBS sınavı getirilmiş, daha sonra SBS sınavı bire düşürülmüştür. Yine ÖSS`nin yerine YGS ve LYS sınavları getirilmiş, şimdi de öğrencilerin bu sınavlara yılda birkaç kez gireceği açıklanmıştır. Bütün bu değişiklikler ve sınav odaklı eğitim sisteminin yap-boz haline getirilmiş olması, öğrencileri kelimenin tam anlamıyla bir "sınav cenderesi" içine sıkıştırmaktadır. 
 
2012 itibariyle ataması yapılmayan öğretmenlerin 300 bini aştığı ve önümüzdeki yıllarda yeni açılan eğitim fakültelerinin çok sayıda yeni mezun vermesi kaçınılmazdır. AKP`nin eğitim sisteminin ihtiyacı kadar öğretmen atamaması nedeniyle, Türkiye`nin kısa bir zaman içinde hali hazırda mevcut işsizler ordusunun yanı sıra, ikinci bir işsiz öğretmenler ordusu ile karşı karşıya kalması içten bile değildir. 
 
Ortaöğretime geçiş ve üniversiteye hazırlıkta giderek etkili hale gelen dershaneler, SBS, YGS, LYS, KPSS, ÜDS ve benzeri sınavlar için açılan hazırlık kursları giderek büyüyen ve ekonomik bir güç haline gelen yeni bir sektör ortaya çıkarmıştır. 
 
Ücretsiz Ders Kitapları Büyük Bir Rant Yaratmıştır!
 
Ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması olumlu olmakla birlikte, basım ve dağıtım aşamasında yandaş yayınevlerinin kollanarak, kamu kaynaklarının bu kesimlere aktarılması sağlanmıştır. 2002-2012 yılları arasında toplam 1 milyar 513 milyon ders kitabı ücretsiz dağıtılmış, her yıl dağıtılan kitaplar bir sonraki yıl kullanılmayarak resmen çöpe atılmıştır.
 
2003`de ders kitapları piyasası yaratılmış ve Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl bu piyasadan 300–400 milyon TL tutarında kitap satın alarak en büyük müşteri konumuna gelmiştir. Her yıl MEB bütçesinin yaklaşık yüzde 5`i kadar bir miktar "ders kitapları piyasası"na kaynak olarak aktarılmaktadır.
 
10 yıllık AKP iktidarı döneminde, daha önce ders kitabı yayıncılığı yapmamış, sektörle uzak yakın ilişkisi olmamış çok sayıda şirketin ders kitabı basım sürecine katılması ve hazırladıkları kitapların niteliksiz olduğu halde kabul görüp MEB tarafından satın alınması dikkat çekicidir.
 
Ders kitaplarının seçiminde öğretmenler devreden çıkartılıp ihalede en düşük teklifi veren yayıncının kitabının alınması, rekabetin nitelik yerine fiyat üzerinden yapılmasına yol açmıştır. Fiyatta rekabet nitelikli olan kitabın yerine, ekonomik gücü olan yayıncının belirlediği kitabın ve yayıncısının hakimiyet kurmasını sağlarken bu durum, onayından ihaleye kadar sisteme dahil herkesin oluşan ranttan pay almasını gündeme getirmiştir. 
 
FATİH Projesi Rant Projesidir!
 
Öğrencilere ücretsiz tablet dağıtımı parolasıyla gündeme getirilen FATİH projesi, bütün okullardaki sınıfların akıllı tahtalarla donatılması her öğrenciye bir tablet bilgisayar dağıtılması, internet altyapısının kurulması, içerik ve müfredat yazılımlarından oluşmaktadır. 
 
Proje kapsamında ilk aşamada sınıflarda kullanılacak akıllı tahtalar ardından 12-15 milyon arasında tablet bilgisayar alımının yapılacağı tahmin edilmektedir. 
 
Fatih Projesi kapsamındaki akıllı tahtalardan tabletlere, içerik yazılımlarından internete kadar pek çok alanda Kamu İhale Kurumu (KİK) devre dışı bırakılırken, bunun üzerinden yaklaşık 100 milyar liralık rant sağlanacağı tahmin edilmektedir. 12 milyon öğrenciye tablet dağıtım ile birlikte internet bağlantısı satılmasının planlanmaktadır. Gelecek 15 yıl içinde aylık bağlantı en düşük 10 TL olarak hesaplandığında bile, FATİH projesi ile sadece internet bağlantısı üzerinden 15 milyar TL`lik yeni bir rant kapısı açılmaktadır. 
 
Milli Eğitim Bakanlığı`nın Fatih Projesi`ne ilişkin yaklaşımlarında işin pedagojik boyutu yerine, yaratacağı yeni pazar olanakları ve ekonomik değerinin ön plana çıkması, projenin aslında bir eğitim projesi olmadığını açıkça göstermektedir. 
 
Eğitimde Dinselleştirme Adımları Yoğunlaşmıştır!
 
Eğitim müfredatı ırkçı, gerici ve cins ayrımcı öğelerle birlikte yenilenmiştir. Felsefe dersi başta olmak üzere pek çok derste ve ders kitaplarında dini referanslar belirgin bir şekilde arttırılmıştır. Okullardaki sayısız uygulamalardan, yardımcı kaynakların içeriğine kadar her araç, eğitimin dinselleştirilmesi doğrultusunda kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye`nin çeşitli illerindeki okullarda dönem dönem dini içerikli kitaplarıyla tanınan yazarların katılımıyla toplantılar düzenlenmiş ve öğrencilere bu yazarların kitapları satılmıştır. 
 
Eğitim müfredatının değiştirilmesi sürecinde önerilen "100 Temel Eser" içinde yer alan pek çok hikaye dini söylemler eşliğinde yeniden düzenlenmiştir. Zorunlu din dersi uygulamasının sürmesi yetmiyormuş gibi, otistik çocuklara yönelik olarak zorunlu din dersi uygulaması getirilmiştir. 4+4+4 12 yıl kesintili zorunlu eğitim ile eğitimde dinselleştirme uygulamaları tamamlanmak istenmektedir…
 
Eğitimde 4+4+4 Modeli AKP`nin Dayatmasıdır!
 
"İlköğretim devlet okullarında parasızdır" ifadesi yasadan çıkarıldı. Zorunlu ilköğretim iki kademeye ayrıldı. 4 yıllık birinci kademede herkes aynı eğitimi alıp, temel derslere girecek. İkinci kademede ise seçmeli dersler başlayacak. 8. sınıftan sonra öğrenciler isterse "açık liseye" kayıt yaptırarak, hem okuyup, hem çalışabilecek.
Eğitime başlama yaşı 60-66 ay arası çocuklar için ailelerin istediğine bağlı, 66-72 ay arası çocuklar ise zorunlu olarak ilkokula gidecek. Bu durumda İlkokulu bitirme yaşı 9`a, mesleğe yönlendirme yaşı 10`a indirilmiştir ve Türkiye dünyada ortaokulu en erken bitiren ülke durumuna gelmiştir. Seçmeli dersler içinde yer alan dini içerikli dersler fiilen "zorunlu seçmeli" hale getirilmiştir.  
 
Önümüzdeki yıldan itibaren düz liseler kaldırılacak. Öğrenciler ya sınavda başarılı olup Anadolu lisesine gidecek ya da meslek liselerinin yolunu tutacak. 4+4+4 ile okulların dönüştürülmesi sonucunda 30 bine yakın sınıf öğretmenleri "norm fazlası" durumuna düşürüldü. Haftalık ders saatlerinin artması nedeniyle ikili eğitim yapılan okullarda eğitim sabah çok erken saatte başlayıp, akşam geç saatte bitmektedir. 
 
Yükseköğretim sermaye lehine yeniden yapılandırılmaktadır!
 
Yükseköğretim hizmeti alanı kamusal, parasız, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü ve nitelikli biçimde değil, sermayenin ve siyasal iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda piyasacı-muhafazakar ve otoriter biçimde yapılandırılmak istenmektedir.
 
YÖK, yükseköğretimde yeniden yapılandırma çalışmalarını demokratik ve katılımcı biçimde değil; üniversite bileşenlerini ve taleplerini yok sayan, otoriter biçimde yönetmiştir. YÖK`ün sadece adının değişmesi, iktidarının ise pekiştirilmesi önerilmektedir! 
 
Devlet ve vakıf üniversitelerine ilaveten şirket statüsünde özel üniversiteler ile yabancı üniversitelerin kurulması önerilmekte, devlet üniversitelerinin "işletme" mantığıyla yönetilmeleri için basınç oluşturulmaya çalışılmaktadır!
 
Üniversiteler arasındaki alt yapı, teknik donanım ve nitelik gibi farklar giderilmemekte, aksine "eğitim", "araştırma" ve "toplumsal hizmet" alanlarında farklılaştırma adı altında bu eşitsizlikler meşrulaştırılmak istenmektedir! Yükseköğretim kurumları sertifika dağıtan, farklı sektörlerin hizmetine sunulan kurumlar haline getirilmeye çalışılmaktadır!
 
Yükseköğretim alanındaki her kurumun adeta bir işletme olarak örgütlenmek istenmesi, beraberinde "girdi", "süreç" ve "çıktı" odaklı bir denetim sistemini getirecektir. Üniversitenin yönetim kapısı üniversite bileşenlerine kapatılırken, ildeki en çok vergi verenler gibi üniversite dışındaki kişilere açılmak istenmektedir. Asistan, öğretim üyesi, idari ve teknik personel güvencesiz ve esnek istihdam edilmek istenmekte, özlük ve sosyal haklar gasp edilmeye çalışılmaktadır!
 
Eğitimde esnek, güvencesiz ve angarya çalışma artmıştır
 
AKP iktidarı döneminde eğitim emekçilerinin esnek, güvencesiz ve kuralsız çalıştırma uygulamaları artmıştır. Okullarda 4-c`li işçiler, üniversitelerde 50-D statüsündeki araştırma görevlileri güvencesizliğin ve her an işten çıkarılmanın tedirginliği ile görevlerini yapmaya çalışmaktadır. 
 
Yıllardır uygulanan TKY uygulamalarına paralel olarak geliştirilen İlköğretim Kurumları Standartları (İKS), TEFBİS gibi uygulamalarla eğitim bir taraftan "piyasa ilişkileri" içine çekilirken, diğer taraftan eğitim emekçileri Aşamalı Devamsızlık Eğitimi Yönetimi (ADEY), Risk Değerlendirme Formu (RİDEF), Risk Takip Kurulları (RİTA) gibi uygulamalarla angarya işlerde çalıştırılmaya ve görevleri olmayan işleri yapmaya zorlanmaktadır.  
 
Eğitimin temel sorunları hala çözüm beklemektedir!
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay`ın kararlarına rağmen zorunlu din dersi uygulaması ile ilgili herhangi bir somut adım atılmamıştır. AKP iktidarı döneminde laikliğe ve laik eğitime karşı amansız bir mücadele yürütülmüştür. Demokratik, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim mücadelesi her fırsatta şiddet ve cezalandırma yöntemleri ile bastırılmaya çalışılmıştır. 
 
Eğitim biliminin en temel ilkesi olan bireylerin kendi anadillerinde eğitim görme hakkı önündeki engeller sürmektedir. Anadilinde eğitim talep eden kesimler önce polis şiddetiyle karşı karşıya kalmakta sonrasında yargı kıskacına alınmış, çok sayıda üniversite öğrencisi anadilinde eğitim hakkını savunduğu için tutuklanmıştır.  
 
Ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı 300 bini aşmıştır. Yeni açılan eğitim fakülteleri ile birlikte birkaç yıl içinde bu sayının iki katına çıkması kaçınılmazdır. Bugüne kadar ataması yapılmadığı gerekçesiyle 30`un üzerinde işsiz öğretmen intihar etmiştir. 
 
Eğitim sorunlarına kalıcı çözümler üretilmelidir!
 
Türkiye`de geçtiğimiz 10 yıl içinde eğitime ve diğer pek çok alanda yaşanan dönüşümlere yön veren unsurlar, örgütsel ihtiyaçlardan çok, son olarak 4+4+4 dayatmasında olduğu gibi, siyasal-ideolojik tercihler olmuştur.
 
Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar, yıllardır ısrarla sürdürülen serbest piyasacı, diğer kamu hizmetleri gibi eğitimi ticarileştirmeyi ve özelleştirmeyi hedefleyen bilinçli politikaların bir birikimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Bugün eğitim politikalarını belirleyen AKP zihniyeti ve onun liberal-muhafazakar ideolojisi, yaşanan dönüşüm sürecini ileriye değil, geriye doğru işletmekte ısrar etmekte, eğitim sistemindeki mevcut merkezi, otoriter ve statükocu yapıyı daha da güçlendirmeyi öngörmektedir.
 
Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan sorunların aşılması, Türkiye`de eğitimi hak ettiği noktaya taşımak, ancak eğitimin eşit, parasız ve kamusal niteliğini arttırmayı hedefleyen bir anlayışla mümkündür. Bu nedenle eğitim sistemi sermaye ve piyasa yararına düzenlemelerle değil, halktan, yoksul ve emekçi sınıflar yana değişikliklerle gündeme gelmelidir.
 
Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin bilimsel, demokratik, laik yönünün geliştirilmesine; derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her konuda köklü bir değişime gereksinim vardır. 


banner182
Son Güncelleme: 03.11.2012 21:00
Anahtar Kelimeler:
eğitimde akp nin yılı
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol