banner374
05 Haziran 2016 Pazar 20:32
Genel Yetkili Ağa/Paşa Sendika
 Hepinizin bildiği üzere 15 Mayıs itibariyle tüm illerde toplanmış olan sendikalı personel tespit formları esasında, eğitim-öğretim ve bilim hizmetleri kolunda genel yetkili sendika belirleme çalışmaları tamamlanmıştır. Son olarak ise toplanan veriler ışığında eğitim-öğretim ve bilim hizmet kolunda faaliyet gösteren sendikaların üye sayıları ve genel yetkili sendika belirlenmiştir. 2016 yılı, 15 Mayıs günü itibariyle yapılan söz konusu çalışma verileri baz alınarak, eğitim-öğretim ve bilim hizmet kolunda faaliyet gösteren sendikaların üye sayıları aşağıdaki şekilde ortaya çıkmıştır:


Yukarıda yer verilmiş olan çizelgedeki veriler incelendiğinde, genel yetkili sendikanın üye sayısı 400 binlere yaklaşan EĞİTİM BİR SEN olarak tespit edildiği, üye sayısı bakımından sıralamada genel yetkili sendikanın altında bulunan diğer sendikaların geçen yıla göre üye sayılarında bir azalma olduğu görülmektedir. İl bazında yetkili sendika haritası çıkarıldığında ise iki il haricinde, tüm illerde EĞİTİM BİR SEN’in yetkili sendika olarak tespit edildiği anlaşılıyor. Böylelikle, Eğitim Bir Sen’in ilgili hizmet kolunda, diğer sendikalar ile de üye sayısı bazında arasındaki farkın ve makasın hızla açılıyor olduğu göze çarpmaktadır. Üye sayısı olarak başat çizgide giden bir sendikanın, sendikal hakimiyet koltuğuna kurulmuş olduğu ve bu bakımdan kağıt üzerindeki üstünlüğünü başka yetkili koltuklar üzerinde baskı kurarak genişletmek istediği ise bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Üye sayısı sıralamasında, bu sendikanın altında bulunan diğer sendikaların, bu gerçekliği görerek ve kabullenmeden bilerek yeni stratejiler geliştirmeleri ve sendikal olarak daralan alanları açmaları gerektiği kanaatini taşıyorum. Yoksa, kendileri açısından ileriki yıllar için tehlike çanları çaldığını ifade etmeliyim. Bahse konu il bazında yetkili sendika haritasını ise aşağıda dikkatlerinize sunuyorum (Haritada görüldüğü üzere iki il haricinde tüm illerde Eğitim Bir Sen yetkili sendika olarak tespit edilmiştir):


Pekala, son 5 yıldır genel yetkili sendika olmayı başaran ve üye sayısının üzerine her geçen yıl binler koyarak ilerleyen Eğitim Bir Sen’in bu yıl üye sayısı patlaması yaşarken, diğer sendikaların nal toplaması sendikal açıdan bakıldığında nasıl değerlendirilmelidir? Bu minvalde sendikal çalışmaların, demokratik, adil ve eşit koşullar altında ve ortamda yapılabildiği söylenebilir mi? Eğitim Bir Sen’in kağıt üzerindeki üstünlüğü, eğitim öğretim ortamında yaşanan haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında alanlarda ete kemiğe bürünerek kendini gösterebilmekte midir? Yani Eğitim Bir Sen kağıt üzerindeki gücünü, kimler için kullanmaktadır? Yetkili olduğu eğitim öğretim ve bilim hizmet kolu ve yetkili olmasını borçlu olduğu eğitim emekçileri için mi, yoksa başka kişi, kişiler ve kurumlar için mi? Ve sayesinde yetkiyi kazandığı eğitim emekçilerinin hak-hukuk savuculuğuna, ‘boynumun borcu’ sorumluluğunda ve şuurunda soyunmakta ve asılmaktadır mıdır? Eğitim emeçileri sayesinde aldığı ve adına kullanması beklenen yetkiyi kullanırken, kendi içindeki bir kısım ağaya, paşaya bonkör; yine kendi içindeki bir kısım marabaya ise pinti mi davranmaktadır? Ağa-maraba ilişkisi içinde mi bir sendikal düzen kurmaktadır? Kendisinin yetkili olmasını sağlayan 400 bine yaklaşmış üyesi için söke söke elde ettiği hangi kazanımları bulunmaktadır? Eğitim Bir Sen, kağıt üzerinde çoğalarak alanlarda hak-hukuk mücadelesi vermek isteyenlerin belini mi bükmüştür ya da kırmıştır? Eğitim Bir Sen, çoğalarak mı sendikacılığın içini boşaltmaktadır? Eğitim Bir Sen üzerine düşündükçe sorular çorap söküğü gibi geliyor aklımıza ve birbirine benziyor aslında. Bu nedenle bu kadar soru yeter diyorum. Bu bağlamda, ifade etmeliyim ki, hem bu soruların cevaplarını arayacağız hem de sendikacılığın nasıl bir sendikaya bel bağlar duruma getirildiğini ve eğitim emekçilerinin hangi şartlar oluşturularak malum sendikanın etrafında toplanır noktaya geldiğini irdeleyeceğiz. Sorular ışığında, köşe başlarını tutarak yetki köşesini tapulamış bir sendikanın hüviyetini ve çelişkilerle dolu sendikal bakışını ve anlayışını ele alacağız. Eğitim camiasının, hak-hukuk arama ve mücadele alanlarında, nasıl enerjisi alınarak güçten -kuvvetten düşürüldüğünü de böylelikle görmüş ve anlamış olacağız. Başlayalım o zaman. Şöyle ki; 
Öncelikle, MEB’in yamalı bohçaya dönmüş olan mevzuatı, Eğitim Bir Sen’in alanını açmıştır. Ve Eğitim Bir Sen için kendine yontulmuş mevzuat, eğitim emekçileri üzerinde baskı kurmak için kullanışlı bir sopa olmuştur. Hal böyle iken, Eğitim Bir Sen’in mevzuatın boşluklarını, eksiklerini ve arızalarını istismar ederek, eğitim emekçilerini nefessiz bırakıp daraltan kıskacını ve yakın markajını, MEB’in görmezlikten ve duymazlıktan geldiğini ifade etmemiz lazım. Bu bakımdan, MEB’in bu duruşu ve tutumu ile Eğitim Bir Sen’in üye sayısını artıran mekanizmasına, bilerek ya da bilmeyerek hizmet ettiğini söylemeliyim. Bunu, en yakın zamanda, değişen yönetici görevlendirme yönetmeliğinde ve aday öğretmenlik süreçlerinde de müşahede ettik mesela. Söz konusu mevzuatın, malum sen tarafından nasıl kendine yontularak kullanıldığının açık örnekleri tecrübe edildi. EĞİTİM ÖĞRETİM VE BİLİM HİZMET KOLUNDA yetkiyi alabilmek için malum sen tarafından tüm kollardan yapılan baskı ve zorlama ile eğitim emekçilerinin kıstırıldığını ve sıkıştırıldığını gördük. Bu sıkıştırma ve kıstırma ise her yıl, 15 Mayıslardan önce kendini sayıya dönüştürerek ve bürüyerek gün yüzüne çıkıyordu zaten. Örneğin, eğitim camiası üzerinde malum yönetmelikte yapılan değişikliklerle adeta müdür ve müdür yardımcısı olabilmenin tek ölçütü var algısı meydana getirildi. Her ne kadar kağıtlar dolusu kriterler var ise de, bu işin tırı vırısı oluyordu. Söylediğimiz üzere TEK ÖLÇÜT vardı, o da malum sen üyesi olmak. Böylelikle, Türkiye genelinde yüzde 90’lara varan Eğitim Bir Sen’li okul müdürlerinin sendikal kimliği öğretmenlerin üzerinde büyük bir baskı aracıydı. Öğretmenler, ikna odalarında müdürlerin kıskacına alınıyor ve malum sen üyesi yapılmaya zorlanıyordu. Öğretmenlerin birçoğu, bu baskıya karşı koyamıyor ve hiç bilmediği etmediği, hatta hangi sendikaya üye olduğu sorulduğunda ismini bile söyleyemediği bir sendikanın kağıt üzerinde çoğalması için üyesi oluyordu. Böyle bir üyeliğin ise sendikal manada neye ve kimlere hizmet ettiğini, varın siz düşünün. İnanınız, Eğitim Bir Sen’li üyelerin birçoğu sendikasının misyonunu, vizyonunu , çalışmalarını hatta ismini dahi bilmiyor. Böyle bir abluka altında bulunan eğitim camiası hak-hukuk arama noktalarında da kendisine alan açamamaktadır. Tam bir tıkanma ile burun buruna ve yüz yüzedir. Tam manasıyla da esir alınmış bir hal içindedir. Halbuki, şunu iyi biliyoruz ki, sendikalar sahadaki mücadeleleri ile zincirleri kırmak için vardır. Ama görülen tabloda, yetkili sendikanın üye sayısı ile şahlanan sendikal mücadelesi, eğitim emekçilerini yontup evirip çevirerek zincire bağlamak için var olduğunu düşündürüyor. Ve herkesin malumudur ki, okul yöneticilerinin görev süresi de, malum sen’in kullanım süresi ile PARALELDİR. Böyle bir ortamda, müdürlerin, yetkilerini malum sen’in yetkisi üzerinde görmesi ise hayalcilik olur sanırım. Malum Sen’in, kendisine bel bağlanıp medet umulduğunda ve kendisi aracı kılınarak bir makamdan yetki alındığında, nasıl yetki devşirdiğini de görüyoruz. MEB’in, böyle bir vaziyet var iken, harekete geçip MALUM SEN için yetki kontrolü yapması lüzumu bulunuyor aslında. Bakalım, yetki kontrolü yapıldığında malum sen’in kaç promil yetkisi çıkacak? Yetki sınır promilini ne kadar geçtiği de böylece tespit edilir.
Bir diğer olay ise aday öğretmenlerin adaylık sürecinin malum sen’in işine gelecek şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Böyle olmasaydı, malum sen aday öğretmenlere, bize üye olun, adaylığınız kaldırılırken sorun yaşamazsınız propagandasını yapma cüretini kendinde bulamazdı. Üye çalışmalarında özellikle muhalif sendika yöneticileri, aday öğretmenler üzerinde kurulan bu baskıdan dolayı muzdarip ve şikayetçi olmazdı. Diğer taraftan ise aday öğretmenler mesleğin başlarında yaşadıkları bu baskıya karşı koyamamaktadırlar. Bunun nedeni ise, aday öğretmenler baskı ile mücadele edebilecek güveni, cesareti ve bilinci yeterli düzeyde kendilerinde görememektedirler. Yetki açlığı çeken ve gözü üyeye doymayan Eğitim Bir Sen ise ağzı sulanmış şekilde bekleyen bir fırsatçı gibi onların bu acemi, çaylak ve toy hallerinden mevzuatın açıklarını da istismar ederek yararlanmaktadır. 
İşte, eğitim emekçileri bu baskıyı muhalif sendikalarda örgütlenip taraf olarak bertaraf edebilirler. Kolay değil öyle tabi. Özgür iradesi ile istediği sendikada örgütlenme hakkı ellerinden alınan eğitim emekçileri, bu baskıyı bertaraf edemezse, daha çok malum sen’li kişi ya da kişiler, patlayan üye sayıları üzerine kurulup koltuk terfisi yapar. Ve yetkiyi alarak kazandığı koltuğun keyfini sürer. Eğitim emekçileri ise özellikle hak-hukuk-adalet ve eşitlik gibi noktalarda gözdağı ile yerinde sayar. Bilahare, baskı alanları genişletilerek mücadele alanları iyice daralır. Çaresizliğin ve haline rıza göstermenin eğitim emekçilerini nereye savuracağını ve eğitimciye yakışmayan hangi yolları açacağını varın siz düşünün. Ben, düşünmek bile istemiyorum.
Sonuç olarak, diyebiliriz ki, eğitim emekçilerinin gözünün önünde cereyan eden mevzuat ile kurulan düzende, müdürler ve danışman öğretmenler ile kim tarafında taraf olunduğu açıktır. Böyle bir taraf düzeninde, sendikalar eşit ve adil şartlar altında yarışamamaktadırlar. Mevzuat, bir tarafa ayrıcalık sağlayarak önünü açar ve onu koşturur iken; diğer tarafın önünü tıkayarak onu yıldırmaktadır. Bu kurulu düzende, düzen tarafını bertaraf etmek için diğer tarafta yer alarak özgür (kendi) iradeleri ile örgütlülüğün tadını çıkaranlara NE MUTLU!..
NOT: MEB, KENDİNİ DEV AYNASINDA GÖRÜP YETKİ SINIRLARINI AŞAN MALUM SEN’İ YETKİLİ OLDUĞU SENDİKAL ALANA (EĞİTİM-ÖĞRETİM VE BİLİM HİZMET KOLU) ÇEKMELİDİR… YOKSA, YETKİLİ KOLTUKLARDA OTURANLAR İYİCE KUKLA OLMAYA YONTULARAK EVRİLİRLER… VE KESİNLİKLE İŞE YARAMAZLAR... BU ŞARTLAR ALTINDA İSE YETKİLİ SENDİKA ELİ İLE YETKİLİ KOLTUKLARDA OTURANLARA (LİYAKAT İLE DEĞİL DE, SENDİKAL REFERANS İLE KOLTUĞU KAPANLAR) BASKI KURULARAK YÖNLENDİRİLİP ONLARDAN YETKİ AŞIRILIR VE BUNUN DA ÖNÜ ALINAMAZ… ÖNÜNÜN NASIL ALINAMADIĞINI KANITLAYAN BELGEYİ AŞAĞIDA SİZLERİN DİKKATİNE SUNUYOR VE YORUMU SİZE BIRAKIYORUM:


HAFTANIN SÖZÜ: ENFLASYONUN VURDUĞU HER ŞEYİN PAHALILAŞTIĞI ŞU DÖNEMDE, HANGİ ANLAYIŞ YÜZÜNDEN İNSANLAR BU KADAR UCUZ OLMAYI YEĞLİYOR? İŞTE BU, KAFAMDA BÜYÜK BİR SORU İŞARETİ... İNANINIZ Kİ, BİR İNSAN, BİR KOLTUKTAN DAHA DEĞERLİDİR... İNSAN, NE ZAMAN PAHA BİÇİLMEZ BİR DEĞERE SAHİP OLDUĞUNU ANLAYACAK ACABA?
GÜNÜN DUASI: ALLAH, HERKESİN GÖZÜNÜ DOYURSUN!.... YETKİLİ KOLTUKLARDA OTURANLAR İSE YETKİ AŞIRMA İSTEYENLERE KARŞI SAKIN OLA AŞAĞIDAKİ BEDDUAYA KULAK ASIP DA HAKSIZLIK VE HUKUKSUZLUK ALTINA İMZA ATMAYINIZ...
‘’GÖZÜNE DİZİNE DURSUN...’’
Saygılarımla…


Yahya ASLAN

banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol