banner374
27 Aralık 2014 Cumartesi 16:20
İsmail Koncuk:  `ALLAH VAR, KAYGI YOK`
 Allaha şükür Türkçe ile felsefe de, bilim de yaparız.

Toplantıda bir konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk sözlerine Osmanlıca tartışmaları ile başladı. Koncuk şunları kaydetti: “Biz başkaları gibi Osmanlıca’nın Türkçe olduğunu kimseden gizlemeden söyleyeceğiz. Osmanlıca da Türkçe’dir, Türkçe de Osmanlıca’dır. Alfabe değiştirmekle dil farklı bir dil olmaz. Maalesef böylesine yanlış bir zeminde, cahilce söylenen sözleri duymak bizi eğitimcileri kahrediyor. ‘Türkçe ağzımda anamın ak sütü gibidir’ diyen Yahya Kemal Beyatlı şiirlerini Türkçe yazdı; ‘Süleymaniye’de Bayram Sabahı’ şiirini Türkçe yazdı. Yunus Emre Türkçeyle düşüncesini, felsefesini bu millete asırlar önce anlattı, hala feyz almaya devam ediyoruz. Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş-ı Veli Türkçe düşündü, Türkçe seslendi. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Türkçe seslendi. Türkçe bir aşiret, kabile dili değildir. Türkçe, on bin yıllık tarihi macerası olan Türk milletinin kendisini ifade ettiği bir dildir. Asırlardır sevdamızı, Düşüncelerimizi, inançlarımızı, felsefemizi Türkçe ifade ettik. Bu milletin kökleri çok derindedir. Bizim dilimiz imparatorluk dilidir. Türkçe dünyanın en zengin dillerinden biridir. Allaha şükür Türkçe ile felsefe de, bilim de yaparız. Esasen bu cahilce tartışmalara Kaşgarlı Mahmut yüzyıllar öncesinde Divanü Lügati't-Türk  ile iyi bir cevap vermiş ama demek ki Divanü Lügati't-Türk’ten bile feyz almayanlar hala var. Öğretmenlerimizin, akademisyenlerimizin, aydınlarımızın, memurlarımızın görevi bunları milletimize anlatmaktır.”

İnsanların önüne bariyerler koymak sendikacılık olmadığı gibi, insanlık bile değildir. Bu nedenle ben buradan tüm arkadaşlarıma sesleniyorum: Bu anlayışlara zemin hazırlanmamalıdır. Bu köhne anlayışın yerle yeksan olması için mücadele etmeliyiz.

“Her kim ki bulunduğu makamı, elindeki gücü kendi nefsine uygun kullanırsa bunun adı alçaklıktır. Ben böyle bir sendikacılık anlayışını tanımıyorum” diyen Koncuk, siyasallaştırılmış makamların Türkiye’nin geleceği bakımından ciddi kaygılar yaratması gerektiğini söyledi.

Koncuk şöyle konuştu: “Ben böyle bir sendikacılığı alçakça görüyorum, hatta sendikacılık olarak düşünmüyorum. Her kim ki bulunduğu makamı, elindeki gücü kendi nefsine uygun kullanırsa bunun adı alçaklıktır. Ben böyle bir sendikacılık anlayışını tanımıyorum. Biz sendikacılığı, hak eden insanların hakkını teslim etmek olarak gördük. Bizim üyemiz olsun, olmasın T.C. Devleti’nin her vatandaşı mezhebi, meşrebi, siyasi anlayışı ne olursa olsun saygıdeğerdir. Bu nedenle siyasallaştırılmış makamların Türkiye’nin geleceği bakımından ciddi kaygılar yaratması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların önüne bariyerler koymak sendikacılık olmadığı gibi, insanlık bile değildir. Bu nedenle ben buradan tüm arkadaşlarıma sesleniyorum: Bu anlayışlara zemin hazırlanmamalıdır. Bu köhne anlayışın yerle yeksan edilmesi için mücadele etmeliyiz. Bizim davamız insanı şahsiyetsiz kılmak değil, insanları inanmadıkları şeye teslim etmeye zorlamak değil; insanı kazanmaktır. Aksi taktirde günü yaşayan, ilkeleri olmayan bir insan topluluğu olmaktan öteye gidemeyiz. Biz yolumuza böyle devam ettik, Allah izin verirse hep böyle devam edeceğiz. Yanımızda kim olursa olsun hiç önemli değil, biz bu sağlam anlayışla Türkiye Kamu-Sen olarak mücadele etmeye devam edeceğiz. Ben biliyorum ki; bizim anladığımız anlamda, inandığımız değerlerin tökezlemesi dahi, bu milletin, bu coğrafyada yaşama hakkının tehlikeye girmesi anlamına gelir. Bir milletin aydınları tökezlememeli; her şeye rağmen doğruları yapmalıdır ki, diğer insanlar da onların bu tavrından etkilenerek, doğruyu yapma cesareti bulmalıdır. Eğitim davası bir milletin gelecek davasıdır. Bu davayı inşa etmekle görevli öğretmenlerin, akademisyenlerin sadece kendi nefisleri için yaşayan insanlar haline gelmesi çok tehlikelidir. Bunu kabul etmiyoruz. Biz bugünlere güçlenerek geldik, bundan sonra da aynı minvalde yolumuza devam edeceğiz.”

Maalesef öyle bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız ki, kamu görevlilerini gözden çıkarmışlar. Devlet memuru adından dahi rahatsızlık duyan bir iktidar anlayışı var.

Kamu hayatında yaşanan problemlere değinen Koncuk, kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehlikede olduğuna dikkat çekti. Koncuk, “Kamu hayatı gerçekten problemlidir. Kamu çalışanları, devlet adına somutlaştırabileceğimiz tek kavramdır. Kamu çalışanlarını aldığımız zaman devlet adına kaşınızda soğuk duvarlar kalır. Devleti anlamlı kılan, devlet memurlarıdır. Devlet sizsiniz. Bu nedenle kamu görevlilerin problemleri bu ülkede herkesi yakından ilgilendiriyor. Ama maalesef öyle bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız ki, kamu görevlilerini gözden çıkarmışlar. Devlet memuru adından dahi rahatsızlık duyan bir iktidar anlayışı var” diye konuştu.

Eğer bu iktidar 4 yıl daha vize alırsa ve Anayasayı değiştirme gücüne sahip olursa, değiştirecekleri maddelerden birisi de Anayasa’nın 128. Maddesi olacaktır.

AKP iktidarının Anayasayı değiştirme güçleri olsaydı, değiştirecekleri maddelerden birisinin devlet memurlarını tanımlayan 128. Madde olduğunu ifade eden Koncuk, “Çünkü devlet memurlarının iş güvencesi devlet memurları üzerinde yapılmak isteyen operasyonların önündeki en büyük engeldir. Kamu çalışanları, siyasi iktidarların baskısından etkilenmesinler, hizmet üretmekten korkmasınlar, doğruyu yapmaktan çekinmesinler diye iş güvenceli hale getirilmiştir. Devletin bekası adına, T.C. Devleti’nin varlığını siyasi iktidarların yanlışlarına rağmen devam etmesi adına devlet memurları iş güvenceli hale getirilmiştir. T.C. Devleti böyle kurulmuştur. Ama bu iktidar bundan müthiş rahatsızlık duyuyor. Belki de bizi kamu çalışanları olarak ilgilendirmesi gereken en önemli nokta iş güvencemizin tehdit altında olmasıdır” dedi.

2015 yılının Haziran ayında yapılacak seçimlere dikkat çeken Genel Başkan İsmail Koncuk, “Eğer bu iktidar 4 yıl daha vize alırsa ve Anayasayı değiştirme gücüne sahip olursa, -birçok maddeyi değiştirecekler- değiştirecekleri maddelerden birisi de Anayasa’nın 128. Maddesi olacaktır. Anayasa’nın 128. Maddesini değiştiremedikleri için Torba Yasa’da bir düzenleme yaptılar. Bu düzenleme, devlet memurlarının yargı haklarını ellerinden almaya yönelik bir düzenlemeydi. Mesela haksız yere işten atılırsanız, dava açıp kazandığınızda 30 gün içinde işe iade ediliyorsunuz. Ama öyle bir kanun çıkardılar ki, dava açıp kazansanız dahi bunu iki yıl içinde uygulama hakkını idareye veriyor. Hatta kararı 2 yıl içinde uygulamayan idareci hakkında ceza davası açma hakkınız bile elinizden alınıyor. Allahtan Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi iptal etti. Bütün bunlar ne yazık ki kamu çalışanlarının büyük çoğunluğunun gözünden kaçıyor” diye konuştu.

Geleceğimizi tehdit edenlere karşı nasıl bir mücadele içinde oluruz, kimlerle bu mücadeleyi başarabiliriz sorularını cevaplayacak bir sendikal tercihi ortaya koymak zorundayız.

“Sendikal tercihlerimizi ortaya koyarken, gelecekte bizi olumlu ya da olumsuz nasıl etkileyeceğini hesap etmeliyiz” diyen Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer bir güç değilseniz, yaptırımınız kalmadıysa, seslerinizi, ellerinizi birleştirerek yanlışa yanlış diyemiyorsanız birçok kötülüğü yaşamaya hazır olun. Bu nedenle geleceğimizi tehdit edenlere karşı nasıl bir mücadele içinde oluruz, kimlerle bu mücadeleyi başarabiliriz sorularını cevaplayacak bir sendikal tercihi ortaya koymak zorundayız. ‘Hastane başhekimi birimimi değiştirir’, ‘Okul müdürü günlük planımı bozar, nöbet günümü boş günüme verir’ şeklinde bir sendikal tercih olabilir mi? Böyle bir sendikal tercih olursa, geleceğimiz de olmaz. Sadece o günü düşünerek bir yere varamayız.”

Türkiye’nin hukuk devleti olma kabiliyetini her geçen gün kaybettiğini kaydeden Koncuk, “Birilerinin saltanatını sürdürmesi adına, diğer insanların hukukunun bir öneminin olmadığı görülüyor. Bunlara göz mü yumacağız? Bunlara göz yummamalı, mücadelemizi yapmalıyız, varlığımızı göstermeliyiz, aklınızı başınıza alın deme yürekliliğini ortaya koymalıyız” dedi.

Bizim bu ülkeye ihanet etmek, saltanat oluşturmak ya da kendi nefsimiz için yaşamak gibi bir kaygımız yok. O halde ölümden öte yol da yok.

Genel Başkan İsmail Koncuk konuşmasına şöyle devam etti: “Sanal korkular yaratmadan doğruları elbette hukuk içerisinde, demokratik kurallar çerçevesinde ortaya koyacağız. Türkiye Kamu-Sen olarak hep bunu yaptık. Doğruları yaptığımız sürece hiç kimseden korku duymuyoruz. Biz doğruyu yapıyoruz. Bizim bu ülkeye ihanet etmek, saltanat oluşturmak ya da kendi nefsimiz için yaşamak gibi bir kaygımız yok. O halde ölümden öte yol da yok.

Ne demişler; ‘Duvara dayanma çöker, insana dayanma ölür.’ Kendimize güveneceğiz. Kendi irademize güveneceğiz. Kendi yüreğimize, bileğimize güveneceğiz. En önemlisi de Allah’a güveneceğiz. Kadere iman ediyor muyuz? Hayır ve şer Allah’tan gelir diye inanıyor muyuz? ‘Rızık Allah’tandır’ sözüne inanıyor muyuz? O zaman mesele yok. Allah var, kaygı yok. Bu mücadele bu zeminde yoluna devam edecektir. Kimsenin kaygısı olmadan devam edecektir.”

        

Adam altına Milli Eğitim Müdürlüğü koltuğunu almış, her şeyi yapabileceğini zannediyor. Kimsin sen? Senin iraden de, gücün de kanunların, mevzuatın sana verdiği güç kadardır. Onun dışına çıkamazsın. Sen kral, padişah değilsin.

Okul yönetici görevlendirmelerine de değinen Koncuk şunları söyledi: “Alın teri çalınan insanların her zaman yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz. Bunun hesabını soracağız. Haksızlık yapanların burnundan fitil fitil getireceğiz. Zulüm ile payidar olunmaz. Zalimlerin hiçbir geleceği yoktur. Bu zalimliği yapanlar bunun bedelini er veya geç ödeyecekler. Adam altına Milli Eğitim Müdürlüğü koltuğunu almış, her şeyi yapabileceğini zannediyor. Kimsin sen? Senin iraden de, gücün de kanunların, mevzuatın sana verdiği güç kadardır. Onun dışına çıkamazsın. Sen kral, padişah değilsin. Kanunlar çerçevesinde görevini yürüteceksin.”

Bu ülke demokrasiyi de gördü, anti demokratik dönemleri de gördü. O zaman kendilerini kral zannedenler, bugün zelil durumdadır.

Türkiye’deki bütün kurum müdürlerine seslenen Koncuk, “Size verilen yetkiyi kanunlar çerçevesinde kullanacaksınız. Bu devir geçer. Sel gider, kum kalır. Hesabınızı ona göre yapın. Bu ülke 12 Eylül’leri de, 28 Mart post-modern darbeleri de gördü. Bu ülke demokrasiyi de gördü, anti demokratik dönemleri de gördü. O zaman kendilerini kral zannedenler, bugün zelil durumdadır. Yanlış yapanlar er ya da geç bedelini öderler. O şaşalı makamlar düştüğünde, bedelini öderler. Bütün idarecilere sesleniyorum: Merdivenleri çıkarken dikkat edin, çünkü, inerken aynı insanlara rastlayabilirsiniz” diye konuştu.

Haksızlık yapanlar, yarattıkları haksızlık denizinde er veya geç boğulacaklar.

Koncuk sözlerini şöyle tamamladı: “Geçmişi iyi bilelim. Bu devran böyle gider zannetmesinler, bu koltuklar baki kalır zannetmesinler. Kimleri gördük, Allah ömür verdikçe kimleri göreceğiz. Bu nedenle sağlam durun.

Bunlar korkak adamlardır. Sadece kendi nefsi için yaşayan insanlar cesur olabilir mi, ilkeli davranış olabilir mi? ‘Bu koltuklar altımızdan bir gün gider’ korkusuyla yaşarlar. Sendikacılıkta da böyledir. Bunlar büyüdüklerini zannediyorlar. Esasında küçülüyorlar. Ben biliyorum ki; yatağa yattıklarında ‘Ağababalarımız gittiğinde halimiz nice olacak?’ korkusu yaşıyorlar. Ama bizlerin böyle bir korkusu yok. Yastığa başımızı koyduğumuzda, Allah’a şükür gönül huzuruyla uyuyoruz. Çünkü haksızlık, namussuzluk yapmadık. Haksızlık yapanlar, yarattıkları haksızlık denizinde er veya geç boğulacaklar.”

banner182
Son Güncelleme: 27.12.2014 16:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol