banner374
02 Ocak 2013 Çarşamba 19:09
‘MEB 40 YILLIK KANİ'Yİ YAPTI YANİ'

Belli bir davranış üzerine yetişen insanların, birdenbire değişmelerinin zorluğunu ifade
etmek için kullanılan “
KIRK YILLIK KANİ OLUR MU YANİ” deyimini d
uymayanımız yoktur.
Uzun yıllar sınıf öğretmenliği yaptıktan sonra norm fazlalığını
eritmek üzere alan değiştirip branş öğretmenliğine geçen öğretmenlerimizin yeni
alanlarına alışamadıkları konusundaki şikayetleri üzerine 40 YILLIK KANİ OLUR MU YANİ?” hikayesi Rivayete göre; Osmanlı divan şairlerinden olan ve kırk yaşına kadar Tokat Mevlevihane' sinde hizmet gören Ebubekir Kani

(Ö.1792), adında bir zat varmış. Bu zat tokat valisi iken İstanbul'a sadrazam olarak atanan
Hekimoğlu Ali Paşanın divan kâtipliğine atanmıştır. Paşa'nın divan kâtipliğinden
ayrılmasından sonra da Silistre Valiliğine gönderilen bir zatin divan kâtibi olarak Rumeli'ne geçmiştir.
Ebubekir Kani Silistre' de görevliyken voyvoda Alexander'in yanında özel sekreter
olarak çalışan genç bir Rum dilberine gönlünü kaptırmıştır. Güzel kızda Kani'nin aşkına
cevap vermiş ve aşkları dillere destan olmuştur. Ancak ortada bir sorun vardır. Rum dilberi
bir papaz sülalesinden gelen tutucu bir Hıristiyan Kani is yıllarca Mevlevihane'de hizmette
bulunmuş dinine son derece düşkün bir Müslüman'dır. Fakat Kani Efendinin Müslüman oluşu
bu izdivacın geçekleşmesine mani bir durumdur.
Kani efendi mutlu sona ermek için kıza evlenme teklif eder ve kızı babasından ister.
Ancak nafile, kızın babasından zinhar olmaz cevabini alır. Âşıkların aşkları büyük bir acıya
dönüşmeye başlayınca kız çare olarak Kani'den Hıristiyan olmasını iste. Kırk yaşını aşmış,
elli yaşlarına merdiven dayamış Kani zor durumdadır. Çünkü ya dininden olacak, ya da çok
sevdiği kızdan vazgeçmek zorunda kalacaktır.
Aşkının karşısında çaresiz kalan Kani de yalancıktan Hıristiyan olma yolunu seçer.
Bunun üzerine izdivaç gerçekleşir. Hayat mutlu bir şekilde devam etmekte iken, bir gün
kızın babası Kani Efendiyi kiliseye çağırır. Kani kiliyse vardığında bir de ne görsün! Kara
kışın ortasında kendisi için vaftiz töreni hazırlanmıştır. Kani papaz tarafından kutsanan buz
gibi suya sokulup çıkartılır. Kani buz gibi suda titrerken, etrafındakiler sevinç içinde bir
Müslüman'ı dinlerine döndürmüş olmanın sevinci içinde ‘ KANİ, şimdi oldun YANİ' diye
koro halinde bağırırlar.
Olup bitenlere çok hayıflanan Kani bu intikamı almak için fırsat kollamaya başlar.
Aradan aylar geçer, Hıristiyanların oruç tuttukları günler gelip çatar. Oruçlu günlerde
Hıristiyanlar et, balık vb. şey yemezlermiş. Yerlerse oruçları bozulurmuş ve günaha
girerlermiş. Kani efendi bir akşam mükellef bir ziyafet hazırlatıp, kayınpederini, hizmetinde
olduğu Voyvoda Alexander'ı ve hanımının akrabalarını yemeğe davet eder. O günlerde
Hıristiyanlara yasak olan her çeşit et, balık vs.yi sofraya dizer. Damat tarafından davet
edilmenin sevinci içinde Sofraya oturan misafirler yasak olan et ve balıkları görünce şok
olurlar ve sevinçleri bir anda hüzne dönüşür.
Orada bulunanlar hışımla Kani'ye bu hal nedir? Sende Hıristiyan oldun, bizim
perhizli olduğumuzu ve bu günlerde et yemediğimizi bilmez misin? Diye çıkışırlar. Kani
efendi gayet rahat, kendinden emin bir şekilde misafirlere döner ve şöyle der: 40 YILLIK
KANİ OLUR MU YANİ?

ÖĞRETMEN ALAN DEĞİŞİKLİĞİNE ZORLANMIŞTIR

Şimdi dönelim konumuza bilindiği üzere 2012-2013 eğitim öğretim yılı başından
itibaren 8 yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim sisteminden 12 yıllık zorunlu ve kesintili 4+4+4
sistemine geçilmesiyle birlikte başta sınıf öğretmenliği alanında olmak üzere bazı alanlarda
norm fazlalığı bazı alanlarda ise norm açığı oluşmuştur.
MEB tarafından özellikle eş durumu özür grubu atamalarında atanmak istediği illerde
kadro boşluğu olmadığı için meydana gelen sıkıntıyı ortadan kaldırmak ve sınıf öğretmenliği
alanında oluşan norm fazlalılığını eritmek maksadıyla alan değişikliği yolu açılmıştır.
Denize düşen yılana sarılır' misali eş ve çocuklarına kavuşabilme veya norm
dışında kalmama adına öğretmenler uzmanlaştıkları alanlarını bırakıp başka alanları tercihe
zorlanmıştır. Hatta bu öğretmenlerden bazıları zorlukla kazandıkları öğretmenlik mesleğini
terk edip memur olmak zorunda bırakılmıştır.
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 43. Maddesinde Öğretmenlik Devletin
eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir."
"öğretmenlik mesleğine hazırlık genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile
sağlanır" ifadeleri yer aldığı halde ne yazık ki bu ilkeler göz ardı edilerek, tayin istenilen
yerlerin alanda açıklık yok gerekçesiyle kapalı tutulması norm içinde kalmak için alan
değişikliğini veya öğretmenlikten memurluğa geçişin çözüm gibi sunulması suretiyle ‘ölüm
gösterilip sıtmaya razı edilmiştir.

ALAN DEĞİŞİKLİĞİNİ EĞİTİM ADINA MAZUR GÖRMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Aslında öğretmenleri norm içinde tutmak veya atanabilmek için alan değişikliğine
zorlamak, öğretmenlik mesleğini alelade bir meslek olarak görmenin veya Öğretmenliğin bir
ihtisas mesleği olduğunu kavrayamamanın dışa yansımasıdır. Zira o veya bu sebeple 41945
sınıf öğretmeni bazında beden eğitimi, Fen Bilgisi, görsel sanatlar, matematik ve ilköğretim
matematik, Türkçe, Türk dili ve edebiyatı İngilizce, müzik, okulöncesi, rehberlik, tarih, sosyal
bilgiler, teknoloji tasarım ve zihinsel engelliler gibi derslerde alan değiştirmiştir. İlk baştan
alanında ihtiyaç olmadığı için sınıf öğretmenliği alanında görev yapanların asıl alanına
döndürülmeleri normal karşılanabilir. Yıllarca çalıştığı asli alanının dışında hangi sebeple
izah edilirse edilsin başka alanlara atanmasını eğitim adına mazur görmek mümkün değildir.

‘'40 KATIR MI KIRK SATIR MI?''
Geldiğimiz şu nokta daha aradan 3 ay bile geçmeden izah edilen sebeplerden
dolayı alan değiştirdiği için meslek adına pişmanlık duyan öğretmenlerin feryadı ayyuka
çıkmaya başlamıştır. Bu feryadı duyan Milli Eğitim Bakanımızın 'alan değişikliği iptalini
isteyen öğretmenler alan değişikliğinden önceki görev yerlerine dönmeyi kabul ederlerse
başvurularını kabul edebiliriz' ifadesi ‘40 katır mı kırk satır mı' deyimini hatırlatmıştır. Ya
40 katıra bağlanıp sürükleneceksin yahut 40 satırla parça pinçik yapılacaksın. Ya mutsuz,
huzursuz bir şekilde görevine devam edeceksin yahut ta norm dışında olmaya, eşinden ve
çocuklarından ayrı kalmaya katlanacaksın. Bunun adı çözüm müdür çözümsüzlük müdür?
Bu bir çaresizliğin olduğu kadar öğretmenlerin kobay gibi kullanıldığının‘kedinin fare ile
oynadığı gibi oynandığının açık ifadesidir.

M.E. BAKANIMIZ DOĞRULARINI YANLIŞLARINI KENDİSİ ÜRETİYOR
Öğretmenler geleceğimizi şekillendiren manevi mimarlarımızdır. Öğretmenlik bir
ihtisas mesleğidir. Öğretmenlik aynı zamanda bir sanattır. Taş yontma, bina yapma sanatı
değil, insanı insan etme sanatıdır. Öğretmenliğin kutsiyeti kavranmadan,''eğitimin sorunları
yine eğitimin kuralları içinde çözülür'' ilkesi benimsenmeden hangi eğitim sistemini
getirirseniz getiriniz eğitime yön vermeniz sorunlarına çözüm getirmeniz asla mümkün
değildir.

Bu güne kadar kanaatimiz Sayın Milli Eğitim Bakanımızın hep birileri tarafından
yanlış yönlendirildiği yönünde idi. Alan değişikliğinden rahatsız olan öğretmenlerin yeni
alanlarındaki konumlarından şikâyet etmeleri üzerine ‘'eski yerlerine geri dönmek şartıyla
tekrar asıl alanlarına döndürebiliriz'' ifadelerinden sonra yanlışlarını ve doğrularını kendisinin
ürettiği kanaati oluşmuştur.
Şimdi öğretmeni tekrar alanına döndürdüğünüz zaman meydana gelebilecek
sarsıntının şiddetini, döndürmediğiniz zaman bundan sonra eğitim adına verilen zararın açtığı
tahribatın boyutunu dünden görülemediyse böyle bir ifadenin kullanılmasında herhangi bir
besi yoktur diye düşünmekten daha tabi ne olabilir.

EĞİTİMİN VE EĞİTİMCİNİN SORUNLARI
EĞİTİMİN KURALLARINA GÖRE ÇÖZÜLMELİDİR.
2012-2013 yılı başında geçilen 12 yıllık zorun ve kesintili eğitim ile birlikte liselerde
okutulan milli güvenlik dersinin kaldırılması, Kuran-ı Kerim, Temel Dini Bilgiler ve Siyer
gibi derslerinin seçmeli ders olarak okutulması, imam-hatip ortaokullarının yeniden açılması
gibi eğitim adına milletimizin genlerine uygun devrim niteliğinde önemli adımlar atılmıştır.
Buna rağmen sistemin başarılı olmasında en temel unsur olan öğretmenin dışlanması,
aşağılanması, sosyal ve ekonomik sorunlarının görmezlikten gelinmesi, gönüllü bağışlar
sebebiyle okul yöneticilerinin potansiyel suçlu olarak gösterilmesi, öğretmenlerin özür grubu
atamalarına ve sistemden kaynaklanan sınıf öğretmenlerinde oluşan norm fazlalığına eğitimin
kuralları içinde çözüm bulma yerine aceleci bir şekilde alan değişikliğine zorlanması gibi
hususlar sistemin başarısını zorlaştıran hususlardır.
Özellikle özür grubu atamalarının önünü açmak ve sınıf öğretmenliği alanında oluşan
norm fazlalılığını eritmek için eş ve çocuklarına kavuşmayı bekleyen ve norm dışında kalma
korkusu içinde olan öğretmenlerin alan değişikliğine ve öğretmenlikten memurluğa geçişe
zorlanması İbrahim Kani'nin Hıristiyan Rum dilberi ile evlenebilmesi için Hıristiyan olamaya
zorlanmasından ve onunda evlenmek için yalancıktan Hıristiyanlığı kabul etmesinden farksız
bir durumdur.
Nitekim çözüm olarak sunulan alan değişikliği karşımıza çözümsüzlük olarak
çıkmıştır. Bize de; ‘'MEB 40 YILLIK KANİ'Yİ YAPTI YANİ'' deme hakkı doğmuştur.
Eğer çözüm olacaksa!..



banner182
Son Güncelleme: 02.01.2013 19:09
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
KANİ 4 yıl önce

oldu da bitti maşallah eğitimden bi haber eğitim yöneticilerinden bu beklenir