banner374
10 Eylül 2013 Salı 15:35
MEB Eğitim Sistemini Biçimlendirmeyi Sürdürüyor!

 Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından ortaöğretime geçiş sistemine yer verilen Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde, eğitimde 4+4+4 dayatmasına paralel olarak iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri ile uyumlu birtakım değişiklikler yapılmıştır.

MEB, ortaöğretim (lise) sistemini baştan aşağı yeniden düzenleyerek, tüm lise yönetmeliklerini birleştirmiş ve ortaöğretim sistemini yeniden biçimlendiren bazı önemli değişiklikler yapmıştır. Yapılan değişikliklerle tüm ortaöğretim kurumlarında bir ders saati 40 dakika olarak eşitlenmiş, sınıf mevcutlarının 30 ile 40 arasında olacağı açıklanmıştır. Okula devam zorunluluğu özürsüzlük durumunda 10 gün, özürlü olarak 45 günle sınırlandırılmıştır. Başarı puanının 45’ten 50’ye çıkarılmış, öğrenciler sınav notlarına mahkemede itiraz hakları ellerinden alınmış, okulda kurulacak bir komisyona başvuru getirilmiştir. Sınıf bazında başarısız ders sayısı en fazla 3 olanlarla alt sınıflarda dahil toplam 6 dersten başarısız olanların sorumlu olarak sınıfı geçmesi sağlanmış, 7 dersten kalma durumunda öğrencinin sınıfta kalacağı düzenlenmiştir. Yönetmelik değişikliğine göre yurt dışında ilköğretimi bitiren ya da 9. sınıfı tamamlayanların, Türkiye’nin en köklü liselerine bile sınavsız nakil olabilmesinin önü açılmış, tamamen ekonomik imkanı olan ailelerin lehine bir düzenleme yapılmıştır.   

Yeni yönetmelik ile yapılan değişiklikler, sadece yukarıda sıraladığımız ve pek çoğumuz için “teknik” sayılabilecek değişikliklerle sınırlı değildir. Özellikle AKP iktidarı döneminde eğitim sisteminde yaşanan ticarileştirme ve muhafazakârlaştırma uygulamalarını daha da derinleştirmeyi hedefleyen kimi değişiklikler, gençlerimizin ve ülkenin geleceği açısından ciddi tehlike ve tehditleri bünyesinde barındırmaktadır.

“Okullar Hayat Olsun!” projesi için okullar tatilde de açık kalacak!

Yönetmelikte, daha önce MEB ile belediyeler ve çeşitli bakanlıklar ile imzalanan protokole uygun olarak yapılan değişikle, okulların bina, tesis, araç-gereç, personel ve kapasitelerinden azami derecede yararlandırılmasına olanak tanınmıştır. Okulların hafta sonu, yarıyıl ve yaz tatilleri dahil olmak üzere gerektiğinde 07.00-24.00 saatleri arasında yıl boyunca açık bulundurularak, şartları uygun olan bütün okullardan özel sektör ve belediyelerin tam gün, tam yıl yararlanılabilmesinin önü açılmıştır.

MEB tarafından temel amacı okulların velilerin, mahallelinin ve çevrenin hizmetine açılması, öğrenciler ve yetişkinler için birer “hayat boyu öğrenme merkezi” ve eğlenme-dinlenme aktivitelerine imkan veren yaşayan güvenli alanlar haline dönüştürülmesi olarak duyurulan proje kapsamında, tüm okulların hafta sonlarında ve yaz aylarında derslikleri, kütüphaneleri, bilgi teknoloji sınıfları, çok amaçlı salonları, konferans ve spor salonları, okul bahçelerinin açık tutulması yasal hale getirilmiştir.

Böylesi bir değişiklikler esas olarak yapılmak istenen, fiziki koşulları, donanım sorunları, öğretmen açıkları yıllardır göz ardı edilen okulların tamamıyla birer ticarethaneye dönüştürülmesidir. Çeşitli bahanelerle halen çocuklarımızın kullanımına yeterli düzeyde açılamayan okul alanları, önümüzdeki süreçte şirketlere ihale edilecek ve onlar aracılığıyla “işletilmesi” sağlanacaktır.

Çocuk gelinler ve damatlar teşvik ediliyor!

Yönetmelikte yapılan bir başka değişiklik ile çocuk gelinler sorununu bizzat MEB tarafından teşvik edilmektedir. Buna göre lisede okuyan öğrenciler evlendikleri zaman açık liseye nakledilecektir. Geçtiğimiz yıl uygulanmaya başlanan 4+4+4 dayatması ile kız çocuklarının okullardan uzaklaşacağına dair sendikamızın yaptığı eleştiriler haklı çıkmıştır. Kız çocuklarının okullaşma oranları eğitimin her kademesinde azalma göstermiş, ilkokula devam eden kız çocuklarının yüzde 6’sı açık ortaokullar da dahil olmak üzere, hiçbir ortaokula kayıt yaptırmamıştır. Ortaokuldan devam ederek mezun olan 66.067 kız öğrenci ise hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt yaptırmamış, 115.874 kız öğrenci doğrudan açık liselere kayıt yaptırmıştır.

Eğitimde 4+4+4 dayatması sonucunda 181.851 kız çocuğu sosyal gelişimleri için son derece önemli olan liselerde eğitim almayı bırakmıştır. Geçen yılın ilk döneminde liselere kayıt yaptırdığı halde 136.115 öğrenci liselerden ayrılmıştır. MEB, binlerce kız öğrencinin eve kapatılması anlamına gelen bu gelişmeler karşısında kız çocuklarının eğitim hakkını savunmak yerine; yeni yönetmeliklerle adeta kız çocuklarını evlenmeye teşvik etmektedir.

Kız çocuklarının okullaşması sadece basit bir kayıt sorunu olarak ele alınamaz. Kız çocuklarının okuldan uzaklaşacağı eleştirilerine “Bunların hepsi yalan, ideolojik. İsteyen açıktan okula gider” diye cevap veren Başbakanın gösterdiği yol, toplumsal, ekonomik, sosyal ve pedagojik olarak sorunları derinleştirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Henüz fiziksel, sosyal ve ruhsal gelişimlerini tamamlamayan çocukların liselerde eğitim alması yerine, açık liselere yönlendirilmesi onları şimdiden altından kalkamayacakları büyük sorumlulukları almalarına neden olacaktır. Çocuk gelinler ve çocuk damatlar artacak; ileride büyük toplumsal sorunlar ortaya çıkacaktır.

İmam hatip öğretmenlerine “halka ilişkiler” görevi ile ne amaçlanıyor?

Yönetmelikte yapılan bir diğer düzenleme ile İmam Hatip Lisesi (İHL) öğretmenlerine mahalleyi gezerek, halkla ilişki kurma görevi verilmiştir. Anadolu imam-hatip ve imam-hatip lisesi meslek dersleri öğretmenlerinin gerek ders saatleri içerisinde, gerekse ders saatleri dışında olmak üzere öğrencilerin mesleki becerilerinin geliştirilmesi için çevreyle ilişki kurmalarına rehberlik ederek mesleki uygulamalarının verimli olması yönünde çalışmalar yapması, dini konularda halkın bilgilendirilmesine yönelik faaliyetlere katılması gibi görevler verilmesi ne anlama gelmektedir. Bu şekilde İHL öğretmenlerinin mahallede “dini bilgilendirme” çalışması adı altında çalışmalar yapması, her yönden istismar edilebilecek bir uygulama olması nedeniyle tehlikeli sonuçlar doğurabilecektir.

Okula ibadethane ayrımcılıkları derinleştirecek!

MEB’in yeni Ortaöğretim Yönetmeliği’nin 99. maddesinde, “Talep olması halinde ibadet ihtiyaçlarını karşılayacak uygun mekan ayrılabilir” ifadesi ile eğitimde yaşanan ayrımcı uygulamalara bir yenisini eklemiştir. MEB’in birkaç ilde talep olduğu gerekçesiyle mescit açması, diğer dinler ve inanç gruplarına yönelik açık bir ayrımcılık anlamına gelmektedir. Eğitim Sen olarak özellikle belirtmek isteriz ki, Türkiye’de hiç kimsenin halkın inançlarına, değerlerine ve ibadetine saygısızlık etmesi kabul edilemez. Her yurttaşın dini inancı tamamen kendisini ilgilendiren bir konudur.

Türkiye gibi farklı kimlik ve inanç gruplarının bir arada yaşadığı bir ülkede, okullarda “tek din, tek mezhep” anlayışına uygun olarak ibadethane açılmasının talep edilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Okullarda bu amaçla ibadethane açılması demek, farklı din ve mezheplere sahip öğrenciler arasında oluşacak ayrımcı ve dışlayıcı tutumların bizzat devlet eliyle arttırarak yeni gerginlikler ve kamplaşmalar yaratılması demektir.

Türkiye’de kimi okullarda sınıf mevcutlarının 70’in üzerine çıktığı, laboratuarların ve kütüphanelerin bulunmadığı bir ortamda, “Eğitime bütçe, okullara yeterli ödenek” ayırarak gerekli altyapı yatırımları yapmak yerine, “ibadethane” açılmasını istemenin, öğrenci ve personel arasında “ibadet yapanlar-yapmayanlar” şeklinde bir bölünme yaratması kaçınılmazdır. Geçmişte yaşanan deneyimlerden hareketle, böylesi bir uygulamanın öğrencilere ve öğretmenlere yönelik yeni fişlemeleri gündeme getirmesi kaçınılmazdır.

Milli Eğitim Bakanlığı, bugüne kadar bilimi ve eğitim sistemini AKP’nin siyasal ve ideolojik amaçlarına uygun bir içerikte biçimlendirmeye çalışmış, bunu yaparken sık sık halkın masum dini duygularını kullanarak “inanç istismarı” yapmaktan çekinmemiştir. Eğitim kurumları olması gereken okullarda, her inancın farklı ibadethanesinin olduğu gerçeği yok sayılarak, tek bir mezhebin inancı doğrultusunda ibadethane açılmasının istenmesini açık bir ayrımcılıktır. Bütün bu nedenlerden dolayı hiçbir eğitim-öğretim kurumunda ibadethane olmamalıdır.

Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Laiklik, herhangi bir gruba ya da mezhebe dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımamak, farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel koşuludur. Bunun gerçekleşmesi için devletin ve devlet kurumlarının tüm din, mezhep ve inançlara aynı mesafede durması hiçbirisine karşı destekleyici ya da ayrıştırıcı adımlar atmaması gerekmektedir.  

Disiplin hükümleri liselere “kışla disiplini” getirmektedir

Ortaöğretim kurumları yönetmeliğinin disiplin cezaları ile ilgili düzenlemeler, az da olsa demokratik kuralların olduğu bir ülkede asla olmaması gereken bir içerikte düzenlenmiş ve bir önceki yönetmelikte yer alan bütün yasak ve cezalandırma yöntemleri ağırlaştırılarak korunmuş, ortaöğretim kurumlarında mevcut kışla disiplini korunarak sürdürülmüştür.

Öğrencilerin sorunlarına sahip çıkmasına, örgütlenmesine ve okul içinde basın açıklaması yapmasına bile yasak getiren, ağır cezalar veren, ağır disiplin hükümleri ile her bir öğrencinin kışla disiplini içinde “tek tip” yetiştirilmesini temel alan bir anlayışın eğitim bilimlerinin evrensel değerleri ile ne kadar uyuştuğu açıktır.

MEB, hazırlamış olduğu yeni Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ile okullarda sağlıklı bireylerden çok, her yönüyle “tek tipleştirilmiş” ve sisteme itaat edecek bireyler yetiştirmek hedeflenmiştir. Toplumu tek tipleştirmeyi amaçlayan böyle bir zihniyetin eğitim anlayışının, her yönden sağlıksız nesiller yetiştirmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Sonuç olarak Milli Eğitim Bakanlığı, yeni Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ile asıl amacını bir kez daha ortaya koymuş, eğitimin bütün kademelerinde olduğu gibi, başta meslek liseleri olmak üzere, tüm liselerde piyasa koşullarına uygun eğitim verilmesini, farklılıkların yok sayıldığı, “itaatkâr bireyler” yetiştirme hedefine uygun değişiklikler yapmıştır.

AKP hükümetinin eğitimde yaşanan ve giderek derinleşen ticarileştirme uygulamaları ve buna paralel olarak hayata geçirilen eğitimi daha da muhafazakârlaştırma girişimleri, önümüzdeki dönemde eğitimin bütün kademelerinde olduğu gibi, ortaöğretim kurumlarında da ayrımcı ve dışlayıcı eğitim politikalarının belirleyici olacağını göstermektedir.

 

banner182
Son Güncelleme: 10.09.2013 15:32
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol