banner374
15 Nisan 2016 Cuma 15:28
MEB müfredat değişikliği ile ne amaçlıyor?
 Eğitim Sen tarafından yapılan basın açıklaması: 
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Müsteşarı Yusuf Tekin, ‘eğitim müfredatının basitleştirilerek, hacminin daraltılacağını’, ‘bilgiden çok analiz yeteneklerini geliştirecek bir müfredat’ oluşturmak için hazırlıklara başlandığını açıklamıştır. MEB müsteşarı, yeni müfredat çalışmalarında üç önemli husus üzerinde duracaklarını belirterek, ‘haftalık ders saatlerinin fazla olması’ ‘ders sayısındaki yığılma’ ve ‘derslerin içeriklerinin çok ağır olması’ konularında adım atılacağını, yapılacak çalıştaylar sonrasında yeni müfredatın oluşturulacağını belirtmiştir. 

AKP’nin ve MEB’in geçtiğimiz 14 yıl içinde pek çok alanda olduğu gibi, eğitim politikaları alanında da göstermiş olduğu pratik, söz konusu müfredat değişikliklerinin nasıl bir içerikte olacağı ve eğitim sistemini hangi yöne doğru götüreceği konusunda ciddi endişeler taşımamız için yeterlidir. 

AKP iktidarında adım adım hayata geçirilen eğitimi hem içerik, hem de biçimsel olarak dini kural ve referanslara göre biçimlendirme uygulamalarında bugüne kadar atılan adımlar, yeni müfredat değişikliklerinin hangi içerikte olacağı hakkında yeterince ipucu vermektedir. Bugüne kadar eğitim müfredatına yönelik bilim dışı müdahalelerin belirgin bir şekilde artması, felsefe-bilim ve sanat derslerinin azaltılması, otizmli ve zihinsel engelli çocuklara zorunlu din dersi getirilmesi, okul öncesi ve ilkokul öğrencilerine yönelik ‘dini değerler eğitimi’ çalışmaları, ders kitaplarında dini söylem ve örneklerin belirgin bir şekilde artması vb. gibi uygulamalar geçtiğimiz yıllarda eğitimin dinselleştirilmesi açısından öne çıkan temel uygulamalar olarak dikkat çekmektedir. 

Bir ülkede bireylerin hangi bilgiler, gerçekler ve değerler üzerinden biçimlendirilmesi isteniyorsa ona uygun eğitim politikaları oluşturulması kaçınılmazdır. Türkiye’nin mevcut eğitim politikasının temelinde laik-bilimsel eğitim anlayışından çok, eğitim sisteminin iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine uygun olarak, büyük ölçüde dini kurallara göre biçimlendirilmesi bulunmasından hareketle, müfredat değişikliklerinin hangi içerikte olacağı bugünden bellidir. Eğitimde 4+4+4 dayatması ile ‘dindar nesil’ yetiştirmeyi hedefleyen iktidar, hedefini daha da büyüterek, bilinçli ve programlı bir şekilde eğitim müfredatını 4+4+4 ile ulaşmak istedikleri hedeflere uygun hale getirmeye çalışmaktadır. 
Türkiye’nin eğitim müfredatı, ülkedeki kültürel ve dilsel çeşitliliği ve zenginliği yok sayan, farklı inanç ve kimlikleri dışlayan ve piyasanın ihtiyaçlarına yanıt vermeye çalışan bireyciliği ve dini değerleri öne çıkaran bir içeriktedir. Yeni müfredat çalışmaları ile bu durumun daha da belirgin hale getirilerek sürdürülmesi,  özellikle ‘dini değerler’ konusunun yaygın bir şekilde işlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır.   

MEB müsteşarının ‘müfredatın sadeleştirilmesi’ olarak ifade ettiği konu ile ilgili olarak Talim ve Terbiye Kurulu çoktan harekete geçmiştir. Daha önce bakanlık tarafından onaylanmış olan ve özel yayınevleri tarafından basılan ders kitaplarında ‘Atatürk’ ve ‘Cumhuriyet’ ile ilgili olarak verilen bilgilerin ayrıntılı işlendiği gerekçesiyle sadeleştirilmesi, Osmanlı imparatorluğu dönemine ilişkin eleştirilerin kitaplardan çıkarılması ve ders kitaplarındaki kimi tarihsel görsellerin ‘müstehcenlik’ gerekçe gösterilerek çıkarılması, yayınevlerine gönderilen resmi yazılarla talep edilmiştir. Siyasi iktidarın memur kolları olarak çalışan Eğitim Bir Sen’in Genel Başkan Yardımcısı’nın “Atatürk ve Atatürkçülük” üzerinden yaptığı açıklamalar dikkate alındığında, müfredatın sadeleştirilmesinin hangi konu ve konular ile ilgili olduğunu tahmin etmek zor değildir. 

Müfredat değişikliği ilkokulda, ortaokulda, lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemelerdir. Müfredat değişikliklerini içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşü de alınarak, bütün yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerektiği açıktır. 

Bireycilikle, milliyetçilikle, dini değerler ve rekabet ile yoğrulmuş, bilimsel, sanatsal, estetik yönden sığ, büyük ölçüde dini kural ve referanslara dayanan bir dilin kullanıldığı eğitim müfredatının çocuklarımıza/öğrencilerimize verebileceği hiçbir şey yoktur. Laik-bilimsel eğitimin temel işlevi bireylerin kendilerini çocuk yaşlardan itibaren özgürce gerçekleştirmelerine yardım etmektir. Dolayısıyla eğitim programları, yaşamı bir bütün olarak kavramayı hedeflemeli, öğrencilerin çok yönlü gelişimlerine hizmet edecek öğrenme yaşantılarını içeren bir içerikte olmak zorundadır. 

Müfredat ve ders kitapları ile ilgili olarak vurgulanması gereken en önemli nokta bu kitapların özel bir kitle olan öğrenciler/çocuklar için yazılmış olduğudur. Seslendiği kesimin öğrenciler olması, ders kitaplarını özel kılmaktadır. Ders kitapları planlanmasından yazılmasına, basılmasından sınıf içinde kullanımına kadar tüm süreçlerde kullanıcısının yaş kuşağı ve bu kuşağın eğitsel beklentileri daima göz önünde bulundurulmalıdır. Alana ilişkin bilginin öğrencinin yaş kuşağına uygun beceriler üretecek bir yapıda sunulması, anlatım ve açıklamaların öğrencinin anlama düzeyine indirgenmesi, görsel araçların anlam üretecek bir şekilde ders kitabına yerleştirilmesi konusunda MEB’in nasıl uygulamalar içine gireceğini tahmin etmek zor değildir. 

Bütün toplumlar için esas olan demokratik, katılımcı, bilimsel, eşitlikçi ve adaletçi bir kültür inşa etmektir. Hiç kuşkusuz ki, bunun yolu da demokratik, bilimsel ve laik eğitimden geçmektedir.  Demokratik, bilimsel ve laik eğitimin yaygın olduğu toplumlar, inanç gruplarının birbiri üzerinde baskı kurmadığı, farklı mezhep, kimlik ve kültürlerin baskı altına alınmadığı, eşit yurttaşlık temelinde özgürce bir arada yaşadığı gerçek anlamda özgür toplumların oluşumunu sağlayacaktır. 

Bir ülkenin eğitim sistemi, bir bütün olarak içinde yaşanan toplumun gerçekliğini yansıtır. Burada sadece ekonomik düzey değil, toplumsallaşma süreçleri, cinsiyet eşitsizlikleri, siyasal-ideolojik konumlar, sınıflar arası güç ilişkileri vb. gibi oldukça karışık bir dizi ilişkinin dikkate alınması gerekmektedir. Soruna bu açıdan bakınca, son yıllarda eğitim sisteminde yaşanan gelişmelerin ülkeyi ve toplumu ne yöne götürdüğünü görmek için kahin olmaya gerek yoktur. 

Yeni müfredat hazırlıkları konusunda da sorunun eğitim biliminin temel ilkeleri göz önünde bulundurarak hayata geçirmek gerektiği açıktır. Eğitim Sen, eğitimin toplumsal bir olgu olarak ele alınıp, bu olguyu tanımlayan değişkenlerin bütünsel bir çerçeve içinde analiz edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Sendikamızın müfredat programı ile ilgili önerileri şu şekildedir;

    •    Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır. 
    •    Müfredatta içerilen bilgi ve değerler, demokrasi karşıtı (dini istismara dayanan, ırkçı, etnik ayrımcı, bölgeci, cins ayrımcı, farklı renk ve kültürleri aşağılayıcı, savaş yanlısı, çevre düşmanı, piyasacı vb.) ögeler asla olmamalı, var olanlar çıkarılmalıdır. 
    •    Müfredatta yer alan konu amaç, hedef, öğretim ilke ve yöntemleri, kavramlar çocukların sosyal ve kültürel gelişim düzeylerine uygun olmalıdır. 
    •    Müfredat, sınav ve not sistemi üzerine kurulmamalıdır. Çünkü sınav ve not sistemi, geliştiren değil, eleyen ve seçen bir sistemin ürünüdür. Ölçme ve değerlendirme, öğretmen-öğrenci-veli üçgeninde kurulmalı ve nicelik değil, nitelik ölçülmelidir. Ölçmenin amacı, elemek değil, niteliğin yer ve düzeyini belirlemek olmalıdır. 
    •    Ders kitaplarının sermaye çevrelerinin çıkarları ile dinsel kural ve referanslara göre hazırlanması uygulamalarına derhal son verilmeli, bilimsel ve pedagojik ilkelere uygun tarzda hazırlanması sağlanmalıdır. 
    •    Ders kitaplarında gözlenen tekdüzelik son bulmalı, içerik bilimsel, sistematik ve öğrenciye göre olmalıdır. Seçilen konular ile konuların ele alınış biçimi program hedeflerine uygun ve ilgi çekici şekilde düzenlenmelidir. 
    •    Ders kitabı uygulama aşamasında çeşitli öğretim yöntemlerini kullanmaya olanak sunmalı; öğrencinin katılımı, merak, yaratıcılık ve eleştirel düşünme yönleri ön plana çıkarılmalıdır. Ders kitapları, onu kullanan öğrencileri araştırma, sorgulama ve bilgilere ulaşma çabasına dahil edecek bir yapıda hazırlanmalıdır.
    •    Ders kitaplarında öğrencilerin okuduklarından zevk almalarını sağlama, düşünme becerilerini teşvik eden etkili sorgulama teknikleri kullanma, eleştirel düşünme ve kendi kendine öğrenmeyi teşvik etme yaklaşımı kendini göstermelidir.
    •    Öğrencinin ve öğretmenin kontrol edemediği hiçbir araç, eğitimin temel unsuru haline getirilmemelidir. Özellikle bireyin davranış, beceri ve yetenek gelişimine odaklanan ilk ve ortaokul düzeyinde bilgi teknolojilerinin yanlış kullanımının öğrencinin gerçek hayatla bağını koparabileceği riski göz önünde bulundurulmalıdır. 
    •    Müfredat hazırlıkları sürecinde sermaye ve iktidar odaklarının ekonomik, siyasal ve ideolojik çıkarlarına yönelik düzenlemeler yer almamalı, sendikalar, bilim çevreleri ve öğrenci-veli temsilcilerinin müfredat hazırlanmasında katılımı sağlanmalıdır. 

banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol