banner374
29 Mayıs 2016 Pazar 22:51
Mülakat Komisyonları, Evlendirme Daireleri Gibi mi?
 Ülkemizde, devlet yönetiminde uzun süredir devam ettiği görülen ‘’fiili durum’’ gizli kapaklı sürdürülen bir anlayış değildir. Herkesin malumudur ve apaçıktır. Hatta; en yetkili ağızlar tarafından dillendirilmektedir. Bazı yazar çizer ise ‘’fiili durumu’’ siyasilerin aksine yabancı tabir ile ‘’de facto’’ şeklinde isimlendirmektedir. Aslında, ‘’ de facto’’ sözü, özellikle Arap Baharı rüzgarının etkisi ile başlayan, dalga dalga büyüyen ve bir domino tesiri ile yürüyen süreçte, bu rüzgardan etkilenen ülkelerdeki bir kısım grupların alan hakimiyetlerini ifade etmek için kullanılagelmiştir. Örneğin, Suriye devletinin sınırları içinde, bir kısım toprak parçaları üzerinde bulunan birtakım gruplar, hakim güç olarak öne çıkıp bulundukları bölgelerde fiili bir durum meydana getirmişlerdir. Elbette, bizdeki fiili durum ile Suriye’deki fiili durum arasında meşruiyet zemininde taban tabana zıtlığın olduğu aşikardır. Suriye’deki fiili haller, eli silahlı kişilerin tehditleri ve zorlamaları ile hükmünü sürdürürken, bizdeki fiili durum halktan aldığı yetkiye dayanarak hüküm sürmektedir. Bu zaviyeden değerlendirildiğinde, fiili durumlar arasındaki farkın meşruiyet temelinde ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Pekala, devlet yönetiminde hüküm süren bizdeki fiili durumun, içinde bulunduğumuz milli eğitim camiasına yansımaları ne şekilde görülmektedir ve ortaya çıkmaktadır? Şimdi, mevzuatta yeri olmayan, bir yönüyle de hukuki olmayana kapı aralamış ve merdiven dayamış olan MEB’in içindeki fiili durumlar hakkında sizlerle hasbihalde bulunmak istiyorum. Aslında, devlet yönetiminde halktan alınan yetki ile ortaya çıkan fiili durumun, devletin alt kademelerinde ne şekilde istismara ve keyfiyete açık olduğunu da yaşanılan olaylar üzerinden anlayabiliyoruz. Şöyle ki;

Hepinizin bildiği üzere MEB taşra teşkilatı, ilk defa ve yeniden müdür görevlendirmelerine ilişkin yapılacak iş/işlemleri, yayınlanan takvim çerçevesinde yürütmeye başlamıştır. İlk etapta, 4 yılını doldurmuş bulunan müdürler değerlendirilmiştir, daha sonraki etapta ise ilk defa müdür görevlendirmelerine dair iş/işlemler yürütülecektir. İlk defa müdür görevlendirmeleri, müdür olabilmek için başvuruda bulunan adayların EK-1 değerlendirmelerinin ardından kontenjan sınırlaması esasında mülakata çağrılacakların belirlenmesi ile başlayacaktır. Bilahare, mülakata çağrılan müdür adayları, peyderpey mülakat komisyonunun huzuruna çıkarak değerlendirileceklerdir. Ve en sonunda, bu türlü değerlendirmelerin ardından kesin puanları hesaplanacaktır. Kesin puanları ile tercih başvurusunda bulunacak ve görevlendirmeler gerçekleştirilecektir. İlk defa müdür görevlendirmelerine dair iş/işlemler bu şekilde yürütülmesi gerekir iken, ülkemizin bir vilayetine bağlı ilçede şube müdürlüğü, aynı zamanda mülakat komisyonu üyeliği görevlerini yapan bir kişi, kendini düzenin akıntısına kaptırdığı için işgüzarlık yapıp kendince fiili bir durum meydana getirmiştir.

Söz konusu şube müdürü, yayınlanan ilgili kılavuz ve takvim çerçevesinde değil de, kendince meydana getirdiği fiili durum ile mevzuya yaklaşmış ve akıllı telefonu üzerinde kurduğu whatshap grubunda, ilk defa görevlendirilecek müdür adayları mülakatı yapılmadan, mülakata girecek olanların aldıkları puanları paylaşma cüretini, hadsizliğini ve densizliğini göstermiştir. Bu pervasızlık, vurdumduymazlık hali ise, mülakatların göstermelikten ve bir prosedür gereklilikten ibaret olduğunun açık belgesidir. Soruyorum size, mülakatlara girecek müdür adaylarını, böyle bir olay, mülakat komisyonları hakkında iyi düşünmeye sevk edebilir mi? Sevk etmesi, şu ortamda mümkün görünmüyor. Bir kişinin yapmış olduğu aleni hukuk tanımamazlık, adalet ve hakkaniyet ölçülerine riayet etmemezlik, bahse konu mülakat komisyonlarında bulunup da hukuk ve hakkaniyet ölçülerine uyanlara da, bir kara çalma, çamur atma ve karalamadan farksızdır. Bu kişi, mülakat komisyonlarına öyle bir leke sürmüştür ki, zaten ortamın koşulları ve düzeni itibariyle çıkarılması mümkün değildir. Sizce, mülakat yapılmadan kendince oluşturduğu fiili duruma dayanarak, mülakat puanlarını paylaşma cüretini kendinde bulan şahsı, bu yola sevk eden etkenler nelerdir pekala?

1-      Mülakatlar öncesinde MALUM SEN’in ‘Bizim sendikaya üye olursan, müdürlük işini tamam bil!..’ propagandası...

2-      MALUM SEN’in yetkili sendikadan çok, fiili olarak bunu çok daha ileri taşıyıp komisyonlardaki yetkililerin yetkilerine de göz dikmesi... 2016 Mayıs ayı itibariyle 364 bin üye ile ülke genelinde yetkiyi elinde bulunduran bir sendika, yetki tamahkarlığı ile hareket ederek yetkide sınır tanımıyor... Ve yetkili koltukların yetkilerine de el koymak istiyor... Ve bunun için de ilgili yetkilileri, abluka, tehdit, gözdağı ve kıskaç içine alarak kendisine biatı mecburi kılmak istiyor...

3-      Yetkiyi, yetkili sendikadan aldığını düşünen yöneticilerin, bu duygu ve düşüncelerle kendini ispatlamak için her alanda yetkili sendikanın emir eri ve kulu olmaya soyunması...

4-      Yetki sarhoşluğunun etkisi altında şuurlu hareket edilememesi... Yetki sarhoğluğunun etkisi ile yukarıdaki olayda da görüldüğü üzere uhdelerinde bulunan iş/işlemleri yürütürken, makam koltuklarında oturan yetkililerin, ellerinin ayaklarınin birbirine karışması ya da dolaşması ve bu iş/işlemleri yüzlerine gözlerine bulaştırması...

5-      Bir kısım yetkililerce, kendilerine verilmiş olunan yetkili koltuğun yetkileri kullanılırken, hukuki değil de, fiili hassasiyetlerin gözetilmesi itibariyle gözüne dizine dursun geri dönütü almamak için bu minvalde iş tutulması...

6-      Yetkili sendikanın önce fiilen sonra yanlısı olduğu yetkililer eliyle hukuken yetkilendirdiği yöneticilere, hukuki anlamda değil de, fiili olarak yetki sınırı koyması... Ve fiili yetkilerinin dışına çıkmamalarının telkin edilmesi... Hukuki yetkilerinin askıya alınması...

7-      Yetkili sendikanın, camia içinde her alanda ve ortamda, ‘ yetki bende ‘ diye kendini tanıtması... Yetkide sınır tanımama hadsizliği içinde olması...

8-      Yukarıda söz ettiklerimiz bağlamında, yetkili makamlarda bulunanların yürüttükleri iş/işlemlerde, hukuki ispattan önce fiili ispatı usulen ve esasen dikkate alıyor ve önemsiyor olmaları...

Sonuç olarak, görüldüğü ve anlaşıldığı üzere İsmail KONCUK’un da deyimi ile yönetici görevlendirmelerinde yapılan mülakat değerlendirmeleri, yetkili sendikanın verdiği yetkiye dayanarak değil de, liyakat esası ile yetkili koltuklara oturanlar olursa, işte o zaman hakkaniyet, hukuk ve adalet temelinde yürütülebilir. Yoksa, yetkili sendikanın kıskacında ve baskısında ancak bu kadar adil, hakkaniyetli, eşitlikçi görülebilir. Ve ne yapılırsa yapılsın, yukarıdaki olayda da görüldüğü üzere bir yerden patlak verir. Bunların önüne geçmenin TEK YOLU, yetkili sendikayı yetki tamahkarlığından dolayı kendini yetkili addettiği fiili alandan uzaklaştırıp hukuki alana alarak, liyakat esası ile yönetici görevlendirmelerini gerçekleştirmek olmalıdır. Okul müdürlerinin yüzde 90’ı kendi sendikasından olan bir sendikanın, hala camiada rahatsızlık verici ve en başta vicdanen kabul edilemeyen bu yola tevessül etmesinin, Allah gözünüzü doyursun ne kadar daha bizden olsun istiyorsunuz naraları ile bu yönlü gelişen isyanları büyüttüğü kanaatindeyim. Ama maneviyatı öne alıp maddiyatı geriye aldığını iddia edenlerin, maddiyata düşkünlüklerini huylu huyundan vazgeçmez kanaatine bağlamıyor da değilim. MEB, mülakatlardaki bu olaylara gözlerini kaparsa, bizden onlardan gibi bir sınıflandırma içine girip hukuki hareket etmez, keyfiyete dayalı fiili bir tutum içine girerse, 2010’daki KPSS’de meydana gelen soru hırsızlığındaki gibi net ve keskin bir pozisyon ve tavır almazsa, işte o zaman mülakatlarda karşılaşılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara yol ve geçit vermiş olur ki, böyle bir durumun vicdani olarak ağır yükünü taşıyamaz. BU BAĞLAMDA, YENİ BAKANIMIZ SAYIN İSMET YILMAZ’A YENİ GÖREVİNDE BAŞARILAR DİLER İKEN, BİR DE ÇAĞRIDA BULUNMAK İSTİYORUM:

PARALEL SORU HIRSIZLARINDAN SONRA YİNE PARALEL OLAN VE İNSANLARIN HAK ETTİKLERİNİ ÇALAN, HAK-HUKUK HIRSIZLARINA DA EL ATILMALIDIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM...

Yakın zamanda, bu hal ve düzen değişmezse, mülakat komisyonlarının evlendirme dairelerinden farkı kalmayacaktır. Mülakat komisyonları huzurunda yaşanan anlar, mülakat komisyonlarının, MALUM SEN’in bana verdiği yetkiye dayanarak ile başlayan sözlerle MALUM SEN üyesi kişilerin müdürlük nikahlarını kıyma merasimi şeklini alabilir. Bu anlar, ölümsüzleştirilir, aileler falan filan çağrılır. Onlar için musmutlu bir gün, bizler için utanç vesikası olur. Çağrım ilgili ve yetkili herkese, gelin yarın utanacağımız bir olayın içinde yer almayalım. Yetkiyi, liyakat ile alalım ve yetkiyi aldığımız liyakata yakışır şekilde hiç kimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan kullanalım.

Not: MEB’in ve Sayın İsmet YILMAZ’ın, yetkisini kullanarak yetkili sendikaya haddini bildirme vakti çoktan gelmiştir... Bu fiili baskıdan ve vesayetten, eğitim camiası kurtarılmalıdır... Gerçekten o zaman tüm iç-dış paydaşlar, rahat bir nefes alabileceklerdir... Sayın YILMAZ’ın, tüm iç-dış paydaşların rahat nefes alabilmesi ve eğitim öğretim ortamının ablukadan kurtulup hafifleyerek rahatlayabilmesi için bu misyon boynunun borcu olmalıdır...

Saygılarımla...

Yahya ASLAN

banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol