banner374
16 Kasım 2013 Cumartesi 11:34
Öğretmen alımında “mülakat“ yöntemi kesinlikle kabul edilemez

 Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim sisteminde tamamen siyasi iktidarın çıkarları doğrultusunda bir yasa taslağının hazırlandığı basına yansımıştır. Kamuoyunda ağırlıklı olarak "dershanelerin kapatılması" tartışmasına indirgenen söz konusu değişiklikler, eğitim sisteminde 4+4+4 dayatması ile derinleşen sorunların daha da içinden çıkılmaz hale gelmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.  

Haberin kaynağı olan Zaman Gazetesi konuyu her ne kadar dershanelerin kapatılması üzerinden tartıştırmak istese de sorunun çok daha derin olduğu açıktır. AKP ile cemaat arasındaki kavganın görünen kısmının eğitim üzerinden gündemleştirilmesi, eğitimde yıllardır yaşanan çürümeyi daha da derinleştirmiştir. Ne AKP`nin ne de cemaatin paralı eğitimin ortadan kaldırılmasına ilişkin bir derdi yoktur, eğitimin ticarileştirilmesi konusunda var olan uzlaşmaları bozulmamıştır. 

Gazetelere yansıyan ve kamuoyundan özellikle gizlenen yasa taslağı ile öngörülen değişiklikler içinde dershanelerin ve etüt merkezlerinin kapatılması, öğretmen alımlarında KPSS ve alan sınavına ek olarak "mülakat" sınavı getirilmesi ve anadilinde eğitimin sadece özel okullarda yapılabilmesine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Gazetenin haberine göre, Talim Terbiye Kurulu`nun yetkilerinin alınıp "danışma organı" haline getirmesi, şans oyunlarından eğitime kaynak aktarılması gibi ilgili ilgisiz çok sayıda değişikliğin de yer aldığı yasa taslağının, hükümetin sıkça yaptığı gibi "torba kanun" şeklinde yasalaşacağı iddia edilmektedir. 

Asıl sorun dershanelerin kaldırılması değil, eğitim sisteminin sınav odaklı olmasıdır

Anlaşılan, Türkiye`de halen yüzde 3 olan özel okulların oranını yüzde 10`a çıkarmayı hedefleyen AKP hükümeti, Milli Eğitim Strateji Raporu`nda 2014 yılına kadar dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi hedefine uygun olarak 2013-2014 eğitim öğretim yılının sonundan itibaren özel dershaneleri kaldırma kararını yasa taslağı hazırlayarak bir adım ileri taşımayı hedeflemiştir. 

11 yıllık AKP iktidarı döneminde özel dershane sayısı 2 kat artarken, AKP her fırsatta özel okullara yönelik teşvik politikaları geliştirmek için olmadık yollar denenmiş, son olarak da dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi ya da kapısına kilit vurulması formülü üzerinde durulmaktadır. Taslağa göre dershanelerin özel okula dönüşümleri için 3 yıl süre tanınmış, bu sürede özel okula dönüşemeyenlerin kapatılması planlanmıştır. Dershanelerin kapatılmasıyla işsiz kalan öğretmenlerinin KPSS şartı aranmaksızın MEB kadrolarına mülakatla atanmasının planlanması yeni tartışmaları gündeme getirecektir. 

Hükümetin "dershaneleri kapatma" girişiminin arkasındaki gerçek, eğitim sistemini sınav odaklı olmaktan kurtarmak değil, özel öğretimi özendirmek ve özel okulları doğrudan kamu kaynaklarıyla desteklemektir. Hükümetin bu alanda yaptıklarını yapacaklarının teminatı olarak değerlendirirsek, hepsi "kar etmek" amacıyla kurulmuş ve birer "işletme" olan, çok az sayıda istisna dışında çoğu zaman kontenjanlarını bile dolduramayan, kimi çevrelerce değişik amaçlarla kurulmuş özel öğretim kurumlarının güçlendirilmek, kamusal eğitim ise adım adım tasfiye edilmek istenmektedir. 

Sınav olgusunun eğitim süreçlerinin bütün kademelerinde, uygulandığı alanlara yönelik bir çözüm olmaktan çok, yaşanan sorunları daha da derinleştiren bir olgu olduğu bugün genel olarak herkes tarafından tespit edilen bir durumdur. 

Hükümetin bir taraftan ortaöğretime geçişte yeni sınavları gündeme getirirken, diğer taraftan dershaneleri ve etüt merkezlerini kapatma girişimi, bu alanda özel ders talebini arttıracak, bu işten zararlı çıkacak olan yine öğrenciler olacaktır. Yıllardır özel dershanelere mahkum edilen öğrenciler açısından ilk bakışta olumlu gibi görünen böylesi bir adımın eğitim sisteminde yaşanan çürümeyi derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağı açıktır.

Eğitim Sen, yıllardır dershanelerin kapatılmasını savunmuş, ancak bunun yeterli olmadığını, asıl sorunun eğitim sistemini sınav odaklı olmaktan kurtarmak gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Dolayısıyla, eğitim sisteminde yaşanan sorunların temelinde bulunan sınavlar ve sınav odaklı eğitim anlayışı değiştirilmedikçe atılacak hiçbir adım, eğitim sorunlarının kalıcı olarak çözülmesine hizmet etmeyecektir. 

Türkiye`de eğitim sisteminden başlayarak düzeyler arası geçişler, okul türlerini tarif ve eğitim programları başta olmak üzere, eğitimin tüm tür ve düzeylerinin kamu tarafından ve kamusal kaynaklarla sunulması ve adil dağıtımının sağlanması, insancıl ve demokratik bir okul iklimi oluşturma gibi pek çok sorun varlığını sürdürmektedir. Bunu sağlamanın ilk adımı, çocuklarımızı sınavların esiri haline getirmek değil, eğitimi sınav odaklı olmaktan kurtarmak olmalıdır.

Öğretmen alımında "mülakat" yöntemi kesinlikle kabul edilemez 

Milli Eğitim Bakanlığı, mevcut yasada yapılacak bir değişiklikle genel yetenek, genel kültür, eğitim bilimleri ile alan bilgisi sınavlarını başarıyla geçecek olan öğretmenleri ayrıca mülakata almayı ve öğretmenlerin ancak mülakatı kazandığı takdirde öğretmen olabilmesine imkan tanıyan son derece tehlikeli bir düzenleme yapmak istemektedir. Böyle bir uygulama hayata geçirilirse, mezun olduğunda diplomasında "öğretmen" yazan yüz binlerce işsiz öğretmen KPSS işkencesi ile birlikte 4 ayrı sınava tabi tutulacak ve siyasi iktidarın partizan kadroları uygun görürse mesleğini yapabilecektir. 

AKP iktidarı eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik görüşleri doğrultusunda düzenlemek ve şekillendirmek için bugüne kadar sayısız yasal düzenleme ve fiili uygulamaya imza atmış, bu konuda en çok başvurduğu yöntem ise "mülakat", başka bir ifadeyle "siyasi torpil" olmuştur. Kamu personel rejiminde bu yönde değişikliklerin yapıldığı bir dönemde yönetici atamalarının ardından, öğretmen alımlarında da mülakat ya da "sözlü sınav" yönteminin uygulanmak istenmesi kabul edilemez bir durumdur. Siyasi iktidarın kendisi gibi düşünmeyenleri, kendisinden olmayanları elemek için partizanca uygulamaya koyduğu "siyasi kadrolaşma" hamlelerini bu kadar ileriye götürmek istemesi, gözlerini nasıl kararttıklarını göstermektedir. 

Danıştay, geçmişte benzer gerekçelerle yapılan düzenlemelerin büyük bölümünün yürütmesini "… en uygunun seçilmesi yönünde nesnel ölçüt öngörmeyen, …atamaya yetkili makamın öznel değerlendirme ve mutlak takdirine meydan verecek mahiyet taşıyan, … hukuka ve Danıştay`ın önceki kararlarına da aykırı" vb ifadelerle, idarenin eğitim yöneticilerini liyakate göre değil, siyasi görüşlerine göre belirlemesini sağlayacak olan uygulamayı iptal etmesine rağmen, yapılan yönetmelik değişikliği ile sözlü sınav üzerinden yeni adaletsizliklerin ve haksızlıkların gündeme getirilmiş olması dikkat çekicidir. Eğitim yöneticiliği atamalarında çok sayıda sorun çıkaran mülakat yönteminin öğretmen alımında kullanılması, siyasi kadrolaşmanın boyutlarını daha da genişletecektir. 

Eğitim programlarında kamusal denetimin kaldırılması, siyasi istismarı arttıracaktır

MEB`de ders saatleri, programları, uygulamaları ve programların değerlendirilmesi ile ilgili en üst karar organı olan Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) ile ilgili olarak sendikamız, tamamen siyasi vesayet altında bulunan bu kurulun kaldırılmasını, yerine her türlü siyasi müdahaleden uzak, özerk bir Eğitim ve Bilim Konseyi Kurulmasını savunmaktadır. 

AKP hükümeti, TTK`yı danışma kuruluna dönüştürmekte, kurulun görevlerini ‘görüş verme` ve ‘inceleme` olarak sınırlamaktadır. Mevcut kanunda MEB`e bağlı genel müdürlükler, hazırladıkları program, eğitim araçları, ders kitapları ve araç gereçlerini TTK`ya sunarken bu uygulama kaldırılmaktadır. Bu düzenlemenin asıl anlamı bütün bu alanların piyasanın insafına ve siyasi iktidarın istismarına açık hale getirilmesidir. Yapılmak istenen ders içerikleri, kitaplar ve değişikliklerin kamusal denetim dışı bırakılması, siyasi müdahalelere açık hale getirilmesidir.  

Yapılması gereken, bilim insanlarının, sendikaların, meslek örgütlerinin, öğretmenlerin, öğrenci ve veli örgütlerinin yer alacağı siyasi müdahalelerden uzak ve özerk bir Eğitim ve Bilim Konseyi`nin, eğitim programlarının belirlenmesinden uygulanmasına ve değerlendirilmesine kadar bütün eğitim süreçlerinde kamusal nitelikli denetim ve inceleme görevini yapmasıdır. Bunun dışında yapılacak her düzenlemenin siyasi müdahale ve yönlendirmelere açık olacağı tartışmasız bir gerçektir.  

Anadilinde eğitim, sadece parası olanların yararlanacağı bir fırsat değil, herkesin eşit koşullarda yararlanması gereken temel bir insan hakkıdır 

Eğitimin temel bir insan hakkı olması, kamusal sorumluluğu, yani devletin herhangi bir ayrım gözetmeden herkese nitelikli eğitimi parasız olarak sunmasını gerektirmektedir. Her türde ve düzeyde eğitim; cinsiyet, sınıf, etnik köken, dil, din, siyasal görüş gibi ayrımlar yapılmadan herkese eşit koşullarda sağlanmalıdır. Ancak AKP hükümeti anadilinde eğitimi sadece parası olanların "faydalanabileceği" bir "fırsat" olarak değerlendirmekte ve öğrencilerin sadece özel okullarda kendi anadillerinde öğrenim alabileceği düzenlemeler yapması kabul edilemez bir durumdur.   

Demokratik, laik ve bilimsel bir eğitim sisteminin oluşturulmasının öncelikli koşulu, eğitim bilimlerinin temel ilkesi olan her çocuğun kendi anadilinde eğitim almasıdır. Anadilinde eğitim, çocukların zihinsel gelişimlerinin, öğrenme yeteneklerinin ve sağlıklı bir kimlik edinmelerinin olmazsa olmaz koşullarındandır. İlköğretim çağına kadar kendi anadili ile dünyayı ve çevresini tanıyan çocuğun, herhangi bir geçiş süreci yaşamaksızın yabancısı olduğu bir dil ile eğitime başlaması, pedagojik açıdan kabul edilmez bir durumdur. Bireylerin kendi anadillerinde eğitim hakkından yoksun bırakılması, çocukluktan itibaren zihinsel gelişimi ve kimlik edinme sürecini olumsuz etkilemektedir.  

Anadilin okullarda öğrenilmesi-öğretilmesi tek başına sorunu tümden çözmemekle birlikte, anadili kaybını azaltmanın en etkili yollarından birisidir. Anadili ağırlıklı çift dilli eğitim, çok dilli eğitim vb gibi konuların dikkate alınması; hem asimilasyonu önlemek, hem de herkesin eşit ve saygın bir şekilde kamu yaşamına katılımını sağlamak açısından önemlidir.

Nitelikli eğitim hakkının gerçekleşebilmesinin ve eğitim hizmetinden eşit biçimde yararlanabilmenin koşullarından olan her çocuğun kendi anadilinde eğitim alması sağlanmalıdır. Eğitimde ayrımcılığa ve dayatmalara son verilmeli, herkesin anadilinde eğitim alma hakkına saygı gösterilmelidir.

Siyasi iktidar, yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim sisteminde de dayatmacı tutumunu sürdürmekte, eğitimin sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine, sistemi siyasal hedefleri doğrultusunda biçimlendirmek istemektedir. 

Yıllardır kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkına yönelik taleplerimizi yok sayanlara, eğitimde yaşanan çürümeyi daha da arttıran politika ve uygulamalara karşı sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değildir. Tüm eğitim ve bilim emekçilerini, çocuklarının geleceğinden endişe eden bütün velilerimizi, 23 Kasım`da Ankara`da yapacağımız kitlesel basın açıklamamıza katılmaya ve iktidarın her türlü dayatmacı, baskıcı ve otoriter uygulamalarına karşı sesini yükseltmeye çağırıyoruz. 


EĞİTİM-SEN

banner182
Son Güncelleme: 16.11.2013 11:52
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Müdür 3 yıl önce

yapılan çalışma olumlu ve gereklidir. kesinlikle desdtekliyorum. lütfen geri adım atmayın

Avatar
şubatı bekleyen kpssye girmiş öğretmen adayı... 3 yıl önce

eğer sadece dersaneciler alınırsa eşitliğe aykırıdır o halde özel okulda ve ücretli çalışan herkesi de dahil etsinler peki kpssye hazırlananlar ne olacak bu kadar karmaşa varken bu konu nasıl bu kadar kolay dile getirilir ki...

Avatar
öğretmen 2 yıl önce

bu olayın sonu hiç iyi bitmez daha simdiden eger mulakattan gecemezsem yeminim olsun daga cıkarım diyenlerimi ararsın,ölüm paklar ancak bizi diyerek intihar sinyallerimi ararsın ...vay halimize....