banner374
25 Mart 2015 Çarşamba 22:24
Öğretmenlere, tuttukları nöbet karşılığında ücret ödenmelidir
TÜRK EĞİTİM-SEN'DEN YAPILAN AÇIKLAMA: 

Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir Türkiye Kamu-Sen’in ülkenin geleceği için her türlü mücadeleyi verdiğini söyledi. Özdemir şunları kaydetti;  “12 yıllık AKP iktidarı döneminde, mevcut hükümetin, kamu çalışanlarına bakış açısı hepimizin malumudur. İnsanlıktan, vicdandan ve ahlaktan yoksun yönetim anlayışı hiçbir zaman bizi yıldırmadı. Bugün Türkiye Kamu-Sen ‘i yok etmeye çalışanlara karşı her türlü mücadeleyi vereceğiz. Görev ve sorumluluklarımızı en iyi şekilde yerine getireceğiz. Milli refleksleri olan, bu ülkenin bölünmez bütünlüğü için mücadele veren tek sivil toplum örgütü Türkiye Kamu-Sen’dir.” dedi.

Özdemir, “17 Aralık operasyonu öncesi paralel yapı ile kol kola yürüyorlardı. 12 Eylül 2010 referandumunda HSYK’ yı değiştireceklerini söyleyerek, yüzde 58 oy aldılar. Referandum sonrası HSYK’ nın yapısını değiştirdiler. Kendi atadıkları hâkim ve savcılar, bunların yaptığı yolsuzlukları görüp kamuoyuyla paylaşınca paralelci oldular. O yapının kanatları altında bugünlere geldiler. Ama makam ve mevkii bulduktan sonra yoldan da çıktılar. Çıkar ve menfaatler çakışınca birbirlerine düşman oldular.” dedi.

7 Haziran seçimlerinin ülkenin geleceği noktasında verilecek kararın seçimi de olduğunu kaydeden Özdemir “ 12 yıllık süre içerisinde kamu çalışanlarına yapılan zulmün hesabını birileri vermelidir. Eğer bu hesap verilmezse 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra kamu çalışanlarının iş güvenliği tehdit altında olacaktır. Günümüzde devlet memuru kavramı yerine, hükümetin çalışanı yapılmak isteniyor. Seçimlerde Cumhurbaşkanı Anayasayı değiştirebilmek için 400 milletvekili istiyor. Anayasa’nın 128. maddesinin ‘ Devletin asli ve sürekli işleri devlet memuru eliyle yürütülür. Siyasal iktidar bu maddeyi değiştirmek istiyor. İşçi, memur ayrımını ortadan kaldıracak, 4/C Part time çalışan modelleri getirecek. ‘Cumhurbaşkanı, Başbakan iken  Pakistan dönüşü gazetecilerin   ’Sayın Başbakan bu adamlar sizleri dinliyor, sizlerin hakkınızda dava açıyor, zor bir şey değil  polisleri, savcıları neden toplamıyorsunuz?  Şeklindeki sorusuna ‘ Bu 657 var ya, bizim elimizi kolumuzu bağlıyor’ cevabını vermişti. Bizim iş güvencemizi elimizden almak istiyorlar. Geçmişte Tekel İşçilerinin yaşadıklarını kamuda çalışan arkadaşlarımızda yaşayacaktır. İş güvencesi noktasında herkes birbirine destek vermek zorundadır.” diye konuştu.

Gündemdeki çözüm sürecini de değerlendiren Özdemir; “ Bu çözüm süreci analar ağlamasın diye yapılıyor. Diyorlar ki, terör olaylarında şehit gelmiyor, analar ağlamıyor. Tabi ağlamasın. Elbette evlatlarımızın can vermesini bizde istemeyiz; ama bu 253 bin şehidimizin anası yok muydu? Analarımız ağlamasın diye, Çanakkale’de o şehitlerimiz vatanı uğruna canını ortaya koymasaydı ne olurdu? Onlar bize Anadolu’yu vatan yaptılar.

15 Mayıs yetki sürecine de değinen Özdemir; “ Bütün teşkilatlarımızdan 15 Mayıs 2015 ve sonrasında da il temsilcilerimizden daha fazla üye kazanmasını istiyorum çünkü 2015-2016 yılını da heba etmeyelim. Daha önceki yıllarda masada satıldık bu yıl da devlet memurları aynı kaderi yaşasın istemiyoruz. Kamu çalışanlarının Türkiye Kamu-Sen’e ihtiyacı var. Biz bu ülkenin aydınlarıyız, görevimiz yanlışlar karşısında milletimizi uyarmak, onlara yol göstermektir. Biz makam mevki uğruna kimseyi yarı yolda bırakmadık. Bunun amacı da Toplu Sözleşme masasında yetkiyi almak istiyoruz.” dedi.

Türkiye Kamu-Sen’in 4 Nisan 2015’de yapılacak mitinginin kamu çalışanları için önemini vurgulayan Özdemir; “Şimdi 7 Haziran seçimlerini bekliyorlar. Bu süreci tersine çevirmek istiyorsak mutlaka bunun gereğini yapmalıyız. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak iş güvencemize sahip çıkmak amacıyla 4 Nisan da Ankara ‘da çok büyük yürüyüş ve miting yapacağız.” dedi.

Toplantıda bir konuşma yapan  Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekteri M. Yaşar Şahindoğan da şunları kaydetti. “Gittiğimiz şehirlerde Türk Eğitim-Sen’in, Türkiye Kamu-Sen’in ve Türk milliyetçiliğinin varlığı, güçlü olması bizim için her şeyin ötesinde bir önem taşıyor.” dedi.

Türkiye’de 12 yıldır devam eden bir zulüm ve baskı iktidarı olduğunu belirten Şahindoğan, “ Ülkemiz Cumhuriyet tarihinde hiç karşılaşmadığı kadar açık ve yakın bir şekilde bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Din iman diye gelen, haktan adaletten bahsederek insanlardan oy alan ancak kendileri gibi düşünmeyenleri, kendilerine biat etmeyenleri hiçbir haktan ve hukuktan yararlanamayacak ölçüde hakir gören hakkı ve hukuku sadece kendi yandaşlarına, kendi taraftarlarına hak gören kendinden olmayanlara adeta hayat hakkı tanımayan nefes almayı bile çok gören bir iktidar. Türk demokrasisi çok çeşitli iktidarlar gördü. Çok değişik hükümetler tarafından yönetildi. Ancak bu derecede anti demokratik bir zihniyete sahip, kendisinin dışındakine hayat hakkı tanımayan, sadece kendisi için ülkenin bütün imkânlarını kullanan ve bunu kendisine bir hak gören bir iktidarla ilk defa tanışıyor.

Bu iktidar kesinlikle anti demokratik zihniyete sahiptir. Demokratik zihniyet nedir? Kendisinden olmayanların da, kendisinden farklı düşünenlerin de, haklarını ve hukuklarını koruyan iktidarlar demokratik iktidarlardır. Demokrasi de zaten budur. Sadece çoğunluğun, güçlü olanın değil, az olanların da hakkının ve hukukunun korunduğu rejimin adıdır.  İşte bu anti demokratik zihniyete sahip iktidar, 12 yıldır Türk milliyetçilerinin, vatan millet sevdalılarının adeta can düşmanı haline gelmiştir. Onlara her türlü zulmü her türlü baskıyı reva görmektedir.” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığında yaşanan haksızlıkları da değerlendiren Şahindoğan, “Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşadığımız sürece, yaşadıklarımıza bakın. Bir hukuk devletinde olmayacak, normal bir demokratik devlette asla düşünülemeyecek şeyler yaşanıyor. Hiç kimse 12 yıl öncesinden daha iyi bir duruma geldiğimizi söyleyemez; hem eğitim kalitesi açısından, hem de eğitim çalışanlarının mutluluğu açısından. MEB yasası ile çıkarılan bir kanunla yılların tecrübesi, emeğiyle, dişiyle tırnağıyla uğraşarak bir makama gelmiş yönetici olmuş arkadaşlarımızın, bu hakları bir kanunla bir gecede ellerinden alınmıştır. Bu dünyanın hiçbir yerinde görülebilecek bir hadise değildir. Kanun çıkarma gücü demokrasiler de tek güç değildir. Kanun çıkarma gücü olan her şeyi yapabilir şeklinde bir anlayış demokrasilerde yoktur. Demokrasilerde kanun çıkarma gücünün yanında, insanların hakkının hukukunun ve insanlar arasında adaletin tesis edilmesinin de önemli bir yeri vardır.  STK ve sivil katılımın görüşlerinin de yönetime dahil edilmesinin  demokrasilerde önemli yeri vardır. Ancak bunlar sandıktan çıkmayı tek güç olarak ya da tek meşruiyet kaynağı olarak görüyorlar. Bunun dışında hiçbir demokrasi kuralı, hukuk devleti kuralı tanımıyorlar. Böyle bir anlayış Türkiye’de ki demokrasinin sonu demektir. Türkiye’nin demokratik bir ülke olarak kalmasını istiyorsak, demokrasisinin bitmesini istemiyorsak, Türkiye’nin bir diktatörlüğe doğru, bir baskı rejimine doğru, bir baas rejimine doğru gitmesini istemiyorsak hepimizin yapacağı işler ve sorumluluklarımız vardır.” dedi.

Ülke ekonomisi açısından da çok ciddi problemlerimiz var. Paramız dolar ve Euro karşısında sürekli değer kaybediyor. Bu da insanımızın gün geçtikçe daha çok fakirleşmesi cebindeki paralarının bir kısmının cebinden çekilmesi anlamına geliyor. Özelikle kamu çalışanları ve sabit gelire sahip olanlar bu ekonomik yükün sıkıntılarını taşıyan en fazla kesim haline geldi.2 yıl önce yaşanan toplu sözleşme rezaletinden sonra, kamu çalışanlarının maaşları ciddi anlamda geriledi ve satın alma güçleri düştü. Siyasi iktidarın yandaş sendikası enflasyonun yüzde 10 çıktığı bir dönemde 123 TL’lik zamma razı oldu.123 TL’lik zammın maaşlarımıza göre oransal değeri; yüzde 5’ dir. Üstüne bu yandaş sendika, hükümetten enflasyon farkı da almadı. Bugüne kadar yapılan tüm toplu sözleşmelerde alınan zam oranına ilaveten enflasyon farkı oluştuğunda, bu farkın da maaşlara yansıtılacağına ilişkin bir hüküm konulduğu halde, ilk defa bu toplu sözleşmede böyle bir hüküm konulmadı. Eğer bu hüküm konulmasaydı aradaki fark devlet tarafından ödenecekti. Bu durum böyle olduğu halde, sırf siyasal iktidarın yandaşı oldukları için, onların emir ve talimatlarına direnemediklerinden dolayı toplu sözleşme masasında kamu çalışanlarını bu konfederasyon satmıştır.

7 Haziran 2015 seçimlerinin Türkiye’nin kamu çalışanları ve Türkiye’nin geleceği için çok önemli olduğunu belirten Şahindoğan, “Önümüzde bir 7 Haziran 2015 Seçimi var. Sadece ülkeyi yönetecek iktidarın seçimi olarak değerlendirmemek gerekir.7 Haziran 2015 seçimi hepimiz için bir tercih olacaktır. Neyi tercih edeceğiz? Her fırsatta elimizden almaya çalıştıkları iş güvencemizi 7 Haziran 2015 seçiminde oylayacağız, ya iş güvencemizi elimizden almak isteyen devlet memurlarının mezarını kazmak isteyen zihniyetin eline kazma vereceğiz, ya da bu zihniyete dur diyeceğiz .” dedi.

Gündemdeki çözüm sürecini de değerlendiren Şahindoğan, “Çözüm süreci diye bir süreç yürütülüyor, ülkeyi bölme çabasının adının çözüm konulduğu ve bu sürecin çokça da taraftar bulduğu bir süreç yaşıyoruz. Çözüm süreci altında aslında bir ihanet projesi adım adım ilerletiliyor. Memlekete ihanet edenler, hainler el üstünde tutuluyor. Bölücülük tehlikesinin giderek arttığı bir dönem içerisindeyiz. Görüyorsunuz hainler tüm ekranlarda meydanlarda bu çözüm sürecinin faziletlerini anlatıyorlar. Halbuki bu süreç bir çözüm süreci değildir, ülkenin bölünme sürecidir. Biz görevimiz icabı zaman zaman güneydoğudaki şubelerimize de gidiyoruz, oradaki manzara gerçekten de korkunçtur. Devlet sokak hâkimiyetini, şehirlerdeki hâkimiyeti tamamen bölücü terör örgütüne devir etmiş durumdadır. Oralardaki asayişi artık bölücüler sağlıyor. Bu şekilde yürütülen bir çözüm sürecinde tabi ki analar ağlamaz. Analar niye ağlıyordu Şırnak’ta da, Cizre’de de, Hakkari’de de, Tunceli’de de devlet hakim olsun diye ağlıyordu. Biz şehitler veriyorduk. Hâlbuki bugün Ankara’nın göbeğinde Hacettepe Üniversitesinin kampüsünde bölücü başının posteri asılıyor. Buna güvenlik güçleri seyirci kalıyor, hiçbir şey demiyor. Ancak Türk Bayrağı açmak isteyenler engelleniyor. Çözüm süreciyle ülkemizin geldiği nokta işte bu kadar açık ve nettir. Çözüm süreci bir ihanet sürecidir.

7 Haziran 2015’de sandığa gidiyoruz. Çözüm süreci seçimlerde etkili olacak, ülke bölünsün mü, bölünmesin mi? Türkiye bir ve bütün olarak yoluna devam etsin mi, ya da hain emellerle ülkenin bir kısmı bizden koparılsın mı? 7 Haziran bunun oylamasıdır. Sadece bir seçim değildir.” dedi.

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğuna her fırsatta dikkat çeken Şahindoğan, “7 Haziran seçimlerinde şunu da oylayacağız; kamu çalışanları olarak kamu çalışanlarını sevmeyen kamu çalışanlarını devletin memuru olarak değil de iktidarın kulu kölesi olarak görmek isteyen zihniyetle mi devam edeceğiz. Bunun besleyip büyüttüğü yandaşı sendikayla adeta bir Hacivat- karagöz oyununa bir orta oyununa dönüştürdüğü toplu sözleşme görüntüleri de devam etsin mi, etmesin mi? Buna oy vereceğiz. Geçtiğimiz dönemi hatırlayın, toplu sözleşme dönemini hatırlayın adeta bir tiyatro oyunu oynandı. Birisi istiyormuş gibi yaptı diğeri veriyormuş gibi yaptı ve netice de mücadeleyle kazanılabilecek olanın ancak yarısına razı olunan bir toplu sözleşme imzalandı bu bir toplu sözleşme değildi. Toplu bir pazarlanma hareketi idi. İşte 7 Haziran da bu pazarlamacılarla devam edilecek mi, yoksa memurun gerçek temsilcilerinin önü açılacak mı? Bunun oylamasını yapacağız. O yüzden biz 7 Haziran seçimlerine Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak çok büyük önem veriyoruz. Yaşadığımız bütün sıkıntıların, olumsuzlukların biteceği tarih 7 Haziran olabilir. Ondan sonra öyle bir rüzgâr eser ki bu ülkede Türk milliyetçilerinin vatan perverlerinin önünde hiçbir güç duramaz. Böyle bir sonucu elde etmek için 7 Haziran seçimlerine yönelik üzerimize düşen her şeyi biz de kamu çalışanları olarak yapmalıyız. Bunu bir siyasi tercih olarak değil, kendi geleceğimiz için kendi çalışma şartlarımız için, iş güvencemiz için yapacağız.” dedi.

15 Mayıs yetki sürecinin önemine vurgu yapan Şahindoğan, “7 Haziran seçimleri ülkemizin siyasi geleceği açısından çok önemlidir. Bizim için sendikacılık açısından çok önemli bir tarihte biliyorsunuz 15 Mayıs tarihidir. 15 Mayıs tarihinde yetkili sendika belirleme sürecini hep birlikte geçireceğiz. Osmaniye de çok şükür çok güçlü bir şubemiz ve güçlü bir sendikamız var. Ancak bu gücümüzü daha da artırmamız gerekiyor. Biraz önce ifade ettiğim toplu sözleşme rezaletlerinin yeniden yaşanmaması için yaşanılan hukuksuzlukların, olumsuzlukların bitmesi için mutlaka Türk Eğitim-Sen’in ve Türkiye Kamu-Sen’in yetkili sendika olması gerekiyor. Bunun için de elimizde bizi güçlü kılan çok önemli şeyler var. Bir kere karşımızdaki yapı her ne kadar siyasi destekle hareket ederse etsin aslında bir sendika değil, sendikacılığın gereği olan hak arama hakkın ve hukukun mücadelesini yapma gibi gerekleri yerine getirmiyor. Sadece insanları sayı olarak görüp sayı olarak üye kaydeden bir sendikadır. Dolayısıyla böyle bir yapıya karşı sendikacılık anlamında elimiz çok güçlüdür. Çünkü biz insanların hakkı için, hukuku için çok şey yapıyoruz. İnsanların hakkını adeta mücadeleyle alanlarda, mahkemelerde sonuna kadar mücadele ederek alıyoruz. Bunun pek çok örneği var yine bunlar insanları biraz önce söylediğim gibi sayı olarak görüyorlar. Onların niteliklerine asla değer vermiyorlar. Ve bu insanlara bizim yaptığımız gibi hizmet etmeyi ön plana alan bir sendikacılığı da temsil etmiyorlar. Üstelik bunların sicilleri toplu sözleşme ve eylem noktasında da oldukça bozuktur. Yani bizim sendikacılık alanında okullara, kurumlara gittiğimizde söyleyecek kendimiz için çok şey var, bunların olumsuzlukları için de çok şey var. Bu nedenle tüm bu argümanları kullanarak 15 Mayıs yetki sürecinde mutlaka gücümüzü arttırmalıyız.” dedi.

Zor şartlarda dahi Türk Eğitim-Sen’in üye sayısının arttığını kaydeden Şahindoğan, “Geçen sene 231 bin üye sayısına sahip olduk. Türk Eğitim-Sen olarak,  gerçekten bu şartlar düşünüldüğünde azımsanmayacak çok önemli bir rakamdır. Bu senedeki hedefimiz de ne olursa olsun yine bu rakamın üstüne çıkarak, her türlü olumsuzluğa, yönetici kıyımına, stajyer öğretmenlerle ilgili düzenlemeye, rotasyon baskısına rağmen bu sayıyı mutlaka artırmalıyız. Bunun yolu da her üyemizin her temsilcimizin daha çok çalışmasından geçiyor. Daha çok gayret göstermeliyiz. Bu gayreti sadece kendimiz için değil, Osmaniye için tüm Türkiye için, Türklük için istemeliyiz. Çünkü bizim kaybetmemiz demek, bizim başarısız olmamız demek Türklüğün kaybetmesi demektir. Türk milletinin kaybetmesi demektir. Hakkın ve adaletin kaybetmesi demektir. Biz sadece Allah’ın huzurunda eğilen, onun dışında inanmadığımız hiçbir güç kaynağına biat etmeyen bir camiayız. Bu ülke için bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, bunu da seve seve öderiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Oysa bizim inancımıza göre hak ve adalet her şeyin üstündedir ve her zaman galip gelmelidir. Biz bunun mücadelesini yapıyoruz. Bu yapmış olduğumuz gezilerdeki amacımız da arkadaşlarımızla bu düşüncelerimizi paylaşmak arkadaşlarımızı 15 Mayıs’a ve 7 Haziran’a giden süreç içerisinde herkesi daha gayretli olmaya çağırıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Bizim başarımız Türk milletinin başarısıdır. Türklüğün başarısıdır. Maazallah bizim kaybetmemiz Türklüğün kaybetmesidir. Türk milletinin kaybetmesidir. Hepimiz bu şuurda olmalıyız.” dedi.

4 Nisan 2015’de yapılacak olan mitingin kamu çalışanlarının geleceği açısından önemli olduğunu vurgulayan Şahindoğan, “4 Nisan 2015 ‘de Ankara’da miting yapacağız. Bu eylem bizim kararlılığımızı ve gücümüzü göstermemiz bakımından çok önemlidir. Bu eylemin iki teması var. Birincisi; özlük haklarımızdaki, maaşlarımızdaki gerilemenin telafisi için ek zam talebimiz var. İkincisi ise, iş güvencemizi elimizden almak isteyen siyasi iktidarın bu oyununu bozmak için, kamu çalışanlarının iş güvencesine sahip çıktıklarını göstermek için Ankara’ da miting yapacağız. İş güvencemizi bu siyasi iktidara vermeyeceğimizi gösterelim. Bugün bu sendika çatısı altında dik durabiliyorsak birazda iş güvencemiz olduğundandır. İş güvencemiz olmazsa  devletin memuru olmaktan çıkar, hepimiz hükümetin memuru haline geliriz. Siyasal iktidarın amacı da, zaten hükümetin çalışanı, kölesi haline getirmektir. Devlet, memurları içerisinde dik durana hala tahammül edemiyorlar.” dedi.

“Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Nöbet Tutmama eylemi yapıldığını ve eylem sonuçlanana kadar devam edeceklerini söyleyen Şahindağan, ”Birçok kamu kuruluşunda nöbet hizmeti denilen bir hizmet vardır. Bu nöbet hizmeti kamu kuruluşlarında bir ücret karşılığı verilmektedir. Sadece öğretmenler tarafından asli görev gibi maaş karşılığında yapılıyordu. Bizce bu hakız ve adaletsiz durumun kabul görmesi mümkün değildir. Bu nöbet ücreti, arkadaşlarımızın analarının ak sütü kadar helaldir.  Öğretmenler refah içerinde geçinen insanlar değillerdir. Öğretmenlere tuttukları nöbet karşılığında ücret ödenmelidir. Eylemimizi, nöbet ücreti verilene kadar devam ettirmeye kararlıyız. Kararlığımız devam ettiği sürece, bu problem yaz tatilini bulmayacak şekilde çözülecektir. Siyasi iktidarın, bir düzenleme yaparak konuyu çözmesini bekliyoruz. Katılımcı sayısını daha azaltmak yerine, daha çoğaltarak eylemi etkili hale getirmeliyiz. Sendikamız tarafından alınmış bir karar olduğundan hiçbir eğitimci çalışanlarımıza ceza verilmesi mümkün değildir. Velev ki süreç içerisinde öğretmenlerimizin savunması istendi ya da onlara ceza verilmek istendi; o zaman da sendikamız  bütün öğretmenlerimizin yanında olacaktır. Verilmiş olan cezanın da yargıdan dönmemesi mümkün değildir. En son Anayasa Mahkemesi karar verdi. Sendika üyesi birisine sendikanın eylemine katıldığı için verilmiş cezayı, Anayasa Mahkemesi iptal etti. Dolayısıyla yargı ve hukuk bizden yanadır. Yargı ve hukuk diyor ki; Sendika eylem kararı aldıysa ve üye de bunu uyguluyor ise, siz buna ceza veremezsiniz.” dedi. 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             

               

 

banner182
Son Güncelleme: 25.03.2015 22:25
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol