banner374
09 Haziran 2012 Cumartesi 01:05
'Öğretmenleri hedef tahtası yaparak eğitimin sorunları çözülmez'
 Türk Eğitim Sen Basın Açıklaması;

Bu eğitim-öğretim yılı Hükümetin öğretmenlerimize yönelik sarf ettiği yakışıksız sözlerin akıllara mıh gibi kazındığı bir yıl oldu. Öğretmenin itibarı hiç bu kadar azalmamış, öğretmenlik mesleği hiç bu kadar dile düşmemiş, öğretmenler hiç bu kadar incinmemişti.


Son dönemdeki öğretmenlerimizi aşağılama furyası Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ile başlamıştır. Ataması yapılmayan öğretmenlere başka adres göstererek tarihe geçen Dinçer, 3 bin okul müdürüne soruşturma açmış; özür grubu tayinlerini yılda bir defaya düşürmüş; ‘öğretmenler artık üç ay tatil yapamayacak’ diyerek hem bu konudaki bilgisizliğini ortaya koymuş, hem de öğretmenleri fazla tatil yapan kişiler olarak göstermiştir. Öğretmenlerin çalışma saatleri konusunda kamuoyunu yanlış yönlendirerek, öğretmenlerin OECD ülkelerine kıyasla az çalıştığını söylemiş; öğretmenler veli ve öğrenciler tarafından saldırıya uğrarken, öğretmenlerin can güvenliği tehdit altındayken öğretmenlerin yanında yer almamıştır. Öğretmenlerin, akademisyenlerin ek ödemelerine hiçbir artış yapılmazken, öğretmenlerin ek ders ücretleri yerinde sayarken, öğretmenler pahalanan hayat şartları karşısında ayakta duramazken, Bakan Dinçer başını kuma gömmüş; ‘Bizim takımımızdan olmayan yöneticinin bizimle çalışma zorunluluğu yok. İsteyen istediği yere gitsin’ şeklinde açıklama yaparak, külhanbeyliğe soyunmuş, yöneticileri tehdit etmiştir.


Ömer Dinçer’in ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Bakan Dinçer'in konuşmalarına kızılıyor olabilir ama öğretmenlere şahsiyet kazandırılacak” demiştir. Bu da yetmemiş Başbakan, öğretmenlerin az çalıştığını, çok kazandığını, yaz tatillerinin uzun olduğunu öne sürmüştür. Başbakan bu haksız, mesnetsiz ifadeleri sebebiyle daha sonra özür bile dilememiştir. 
Yaptıkları açıklamalarla öğretmenlerin toplum önünde saygınlığını azaltan Hükümet, öğretmenleri sosyo-ekonomik durum açısından üst bir konuma yerleştirmeye çalışmaktadır. 
 
Öğretmenlerin 7.5 TL olan ek ders ücretini diline dolayanlar, onların sadece haftada 15 saat derse girerek maaş aldığını iddia edenler, öğretmenlik mesleğini diğer meslekler ile bir tutanlar, düşünmeden yaptıkları açıklamalarla bu mesleğin saygınlığını azaltanlar ne yaptıklarının farkında mıdır?


Bugün maaşları en düşük devlet memurunun seviyesine gerileyen öğretmenlerin ücretlerine hiçbir iyileştirme yapılmadığı gibi, ek ödemelerinde de artış yapılmamıştır. Toplu sözleşmeden de umduğunu bulamayan memurların yaptığı iş bırakma eylemi dönüm noktası olmuştur. Öğretmenlerin büyük katılım sağladığı bu etkili eylemin ardından Başbakan da hedef tahtasına öğretmenleri almıştır. Son günlerde öğretmenler üzerinden ciddi bir manipülasyon çalışması yapılmaktadır. Öğretmenlerin maaşları, çalışma saatleri, ek ders ücretleri, yaz tatilleri konusunda toplum yanlış yönlendirilmekte, öğretmenler hakkında farklı bir algı yaratılmak istenmektedir. Öğretmenlere ya da memurlara verilecek zam konusunda Türkiye’nin Yunanistan’a döneceğine ilişkin endişesini dile getiren Başbakan söz konusu emekli vekil maaşları olunca nedense aynı duyarlılığı sergilememiştir. Türkiye’nin dünyanın en büyük 16. ekonomisi olduğunu ifade edenler neden sıra öğretmene, akademisyene, memura gelince kaynak ve para yok demektedir? Yoksa bu ülkede büyümeden payını alanlar sadece para babaları ve ayrıcalıklı, itibarlı kesim midir?


Ek ödemede artış yapılmayan öğretmen ve akademisyenler.


Kazanılmış hakları tehlike altında olanlar öğretmenler.


Özlük hakları geriye götürülenler öğretmen ve akademisyenler.


Maaşları en düşük devlet memuru seviyesine gerileyen kesim öğretmen ve akademisyenlerdir.


Öğretmenin ve akademisyenliğin bu kadar değersizleştirildiği, etkisizleştirildiği, hor görüldüğü bir dönem daha olmamıştır.


Sadece öğretmenler ve akademisyenler değil, diğer eğitim çalışanları da sosyo-ekonomik yönden ezilmiştir. Üniversiteler ve Milli Eğitimdeki  idari personel, hizmetli, memur, şef, daktilograf, veri hazırlayıcı v.b. tüm eğitim çalışanları sistematik olarak yoksullaştırılmaktadır. Yüzde 4’lük zam oranlarına mahkûm edilen eğitim çalışanları bu ülkenin en yoksul kesimlerinden biri haline gelmiştir.


Bu yıl ilk kez yapılan toplu sözleşme kamu çalışanları için hüsranla sonuçlanmıştır. Kamu çalışanlarına 2012 yılı için yüzde 4+4, 2013 yılı için de yüzde 3+3 zam kararı çıkmıştır. El insaf denilecek zam oranları ile yoksulluğa itilen kamu çalışanları isyan bayrağını çekmiştir. Hem ek ödemede öğretmenin adının olmaması hem de zam oranlarının bu denli düşük olması sonucunda öğretmenlerimiz Haziran ayında yapılacak sınavları boykot etmeyi bile düşünmektedir. Öğretmenler bu konuda sendikalardan destek istemektedir. Sendikamıza her gün konuyla ilgili onlarca telefon gelmektedir. Şayet boykot gerçekleşirse Türkiye’de sınavlar yapılamaz ve bu durum büyük bir kaosa yol açar. Öğretmenlerimiz sevk alıp, sınava girmeyebilir. Bunun önünde kimse duramaz. Ülkeyi yönetenlerin bunu iyi idrak etmesi gerekmektedir.


Cumhuriyet tarihinde ilk kez öğretmenlerimiz boykotu düşünecek kadar çaresiz ve umutsuz durumdadır. Hükümetin bu çığlığa kulak vermesi ve öğretmenlerin ve akademisyenlerin ek ödemelerinde artış yapması gerekmektedir. Öğretmenlerin sınavları boykot etme isteği ayıplanacak bir tutum değildir. Bu ayıp öğretmenleri yok sayan, ekonomik sefalete terk eden, ek ödemelerde hatırlamayan, üstüne üstlük onlara hakaret eden siyasi iktidarın ayıbıdır, bu sorumluluk onların sorumluluğudur.  


 Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan
Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim Sen 
İstanbul İl Başkanı

banner182
Son Güncelleme: 09.06.2012 01:05
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol