banner374
14 Nisan 2015 Salı 19:06
Öğretmenlerin saygınlığı ve itibarı bitirilmiştir
 Toplantıya Edirne Şube Başkanı Hakan Yıldız, Kırklareli Şube Başkanı Mehmet Kızılay, İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Halil İbrahim Çakmak, İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı Ali İhsan Hasanpaşaoğlu, İstanbul 4 No’lu Şube Başkanı Erdin Öztaş, İstanbul 7 No’lu Şube Başkanı Mustafa Kavlu, İstanbul 8 No’lu Şube Başkanı Remzi Özmen, İstanbul 9 No’lu Şube Başkanı Enver Demir Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Kadın Kolları Temsilcileri, İşyeri Temsilcileri katıldı.

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Sekreter Musa Akkaş toplumun huzur ve refahı için ülkeyi yönetenlerin topluma kaliteli ve sağlıklı bir eğitim hizmeti sunmak zorunda olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bir toplum kalkınmak, kendini geliştirmek istiyorsa; her şeyden önce ülkede kaliteli ve sağlıklı bir eğitime ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi taktirde toplum her yönden ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.

Eğitimle ilgili Büyük Önder Atatürk; ‘Eğitimdir ki, bir milleti özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır, ya da esaret ve sefalete terk eder.’ demiştir. Okullarımızda eğitimi işler hale getiren; hiç şüphesiz eğitim çalışanlarıdır. Eğitim çalışanlarının çalışma şartlarını iyileştirmediğiniz müddetçe kalite ve verimliliğinde sağlanması mümkün olmayacaktır.” İktidar tarafından, günümüzde öğretmenlerin hedef noktası haline geldiğini söyleyen Akkaş; “Hz. Ali ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ diyor. Atatürk; ‘Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en saygıdeğer unsurlarıdır” diyorsa bu ifadeleri doğru algılamak gerekir. Bu sözler toplumu iyiliğe, güzelliğe sevk etmektedir. Günümüzde ise devlet yöneticilerinin öğretmenlerle ilgili sarf ettiği sözlerden dolayı, öğretmenler adeta saldırıların hedefi haline getirilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı ‘Öğretmenler diğer devlet memurları gibi değil. Memurlar haftada 40 saat çalışırken, öğretmenler haftada 15 saat çalışıyorlar; memurlara göre de daha fazla maaş alıyorlar.’ Diyerek sosyal kesimleri karşı karşıya getirmeye çalışmıştır. Öğretmenler saygın insanlardır. Şüphesiz ki öğretmenlik, sorumluluğu en fazla olan meslek alanlarındandır. Yaptıkları kutsal görevden dolayı eli öpülesi öğretmenlerimiz hiç hak etmedikleri saldırılara maruz kalmaktadır. Öğretmenler darp edilmekte ve öldürülmektedir. Öğretmenlerin saygınlığı ve itibarı bitirilmiştir.” dedi.

Yalova’da yaşanan üzücü olayı da değerlendiren Akkaş; “Geçtiğimiz haftalar da Yalova Valisi okul ziyaretinde bir sınıfa girerek, sakal uzatan öğretmene, öğrenciler huzurunda hakaret etmiştir. Bu hakareti ile büyüdüğünü zanneden vali aslında eli öpülesi bir öğretmene hakaret ederek küçülmüştür. Öğretmenimiz yaşadığı olayı kabullenmemiş olmalı ki, kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Hayatta insanlar her şey olabilir. Amir, müdür, kaymakam, vali, bakan her şey olabilir; ancak önemli olan insan olabilmektir. Maalesef vali insanlıktan nasibini alamamıştır. Söz konusu tavırı Makamının verdiği bir hak olarak düşünmüş olmalı ki vali efendi bir öğretmene hakaret etmiştir. Hukuk devletinde böylesi bir uygulama olamaz. Suç varsa gereğini yaparsınız. Gereği de yasaların verdiği haklardır. Bu olayda vali suçludur. Bir insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. Bu olay yaşandıktan sonra duyarlı bir sendika olarak üyemiz olmamasına rağmen hakarete maruz kalan öğretmenimiz için 06.04.2015 tarihinde ilk derse girmeme eylem kararı aldık. Şunu açıkça söylüyorum, bu öğretmenin durumuna ses çıkarmayan malum sendikanın üyelerine de bir saldırı olsa onlar içinde aynı tepkiyi gösteririz. Bu olaydan sonra Niğde’nin Bor ilçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürü, üyemiz bir öğretmeni darp etti. İş bilmez, insanlıktan nasibini almamış kişileri yönetici olarak atarsanız bu tür hadiseler kaçınılmaz olur. Öğretmenlerimize yapılan bu olayları gerçekleştirenleri kınıyorum. Türk Eğitim Sen olarak şiddeti meşru bir hakmış gibi görenlerinde peşini bırakmayacağız, hukuk nezdinde bunların hesabı sorulacaktır.” diye konuştu.

Türkiye’nin iyi günlerden geçmediğine vurgu yapan Akkaş; “ Ekonomik ve siyasal yönden, çalışma hayatımız ve eğitim açısından değerlendirdiğimizde tehlike çanlarının çaldığını görüyoruz. Tabi ki zoru başarmak, haksızlığa karşı direnmekte biz insanların işidir. "Bir kötülük gördüğünüzde elinizle, gücünüz yetmez ise dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalbinizle bugz ediniz. Bu da imanın en düşük halkasıdır.” Diyor yüce peygamber. Biz, doğruluğu, güzel ahlakı, erdemi, onuru, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi kendine şiar edinmiş bir memur sendikası olarak, adaletsizlik, ahlaksızlık kimden gelirse gelsin her türlü tepkiyi ortaya koymaktayız. Bunda kendimizi zorunlu görüyoruz. Hem dini olarak hem de insani olarak mecbur görüyoruz.” dedi. KPSS yaşanan hırsızlık olayını da değerlendiren Akkaş; “2010 yılında KPSS ‘de bir hırsızlık hadisesi vuku buldu. Genel Başkanımız İsmail KONCUK o günlerde kamuoyuna bir açıklama yaparak “Hırsız var” dedi. Hırsızlık, belgeleri ile birlikte ortaya konuldu. ÖSYM tarafından “Eğitim bilimleri” sınavı iptal edilerek yeniden yapılmıştı. “Hırsız var” demek, hırsızlığı ifşa etmek birilerini rahatsız etmiş olmalı ki, Türk Eğitim –Sen ve “İsmail KONCUK” ta suçlular listesine dâhil edildi. Bazı gazeteler Türk Eğitim-Sen de suçlular arasında dediler. Ülkemizde iyi olmanın, dürüst olmanın bir bedeli var, hırsızları ifşa etmek suçmuş meğer. Biz Türk Eğitim -Sen olarak bu suçu işlemeye devam edeceğiz. Kim hırsızlık yaparsa, yakasına yapışacağız. Bu böyle biline. Aradan 5 yıl geçtikten sonra öç alma düşüncesi ile hırsızlığı yapanlara yönelik operasyon başlatılarak çok sayıda kişi tutuklandı. Bu olaylar karşısında Türk Eğitim Sen’in bu ülke için ne kadar önemli olduğunu, doğru işler yaptığını herkesin görmesi gerekir.” dedi.

12 yıldır mevcut iktidarın MEB yasası ile eğitim çalışanlarına, yöneticilere zülüm yaptığına da dikkat çeken Akkaş, “Ülkemizde 12 yıldır bir zulüm yaşanıyor. Özellikle son bir yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşanan zulmü bizler bu güne kadar görmediğimiz gibi kitaplarda da okumadık. Darbe dönemlerinde dahi böylesi zulüm yaşanmadı. Bir yasa ile 76 bin MEB yöneticisi görevden alındı. Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş olan yöneticilerin emekleri yok sayıldı. Akıl almaz uygulamalara şahit olduk. Kul hakkı gözetilmedi. İnsanların hakları bir anda ellerinden alındı. Bunu yapan çete de maalesef dini referans alan kesimlerdir. Halbuki din, güzel ahlaktır. Bunlar güzel ahlaktan nasibini alamamışlardır. Her şeyi takip ediyoruz. Kimsenin yaptığı yanına kalmayacak. Kim bu ülkede haksızlık yaptıysa yapanlardan hesabını sormaz isek bize yazıklar olsun. Hukuki süreç devam ediyor, çok sayıda dava açıldı. Bundan sonrada bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Tüm bunlara ek olarak; Kamu çalışanlarını ilgilendiren bir diğer konuda “iş güvencesi” konusudur. Kamu çalışanları kendileri ile gelişmeleri, tehlikeleri bilmek zorundadır. Devrin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Memur Sen'e bağlı Sağlık Kolunun toplantısında “işçi-memur ayırımı kalkmalı” demişti. Yani sizin elinizden memur hakkınızı alacağım sizi hükümetin memuru yapacağım, istediğim zaman kıdem ve ihbar tazminatlarınızı ödeyerek sizleri kapı dışarı edeceğim demesine karşılık, Memur Sen yöneticileri, Başbakanı ayakta alkışlamıştı. Geçtiğimiz aylarda ise Sayın Cumhurbaşkanı iş adamlarına seslenirken ‘siz tazminatı verip kapının önüne koyuyorsunuz. Biz böyle yapamıyoruz. Bunun için memur işçi ayırımı kaldırılmalı’ diyerek memurların iş güvencelerini kaldırmak istediğini bir kez daha ifade etmiştir.” dedi.

2014-2015 yıllarının kamu çalışanları açısından boşa geçmiş yıllar olduğunu söyleyen Akkaş; “Türkiye Kamu Sen olarak iş güvencemiz kırmızı çizgimizdir. Biz bunun için 06 Aralık 2014'te 20 bin kamu çalışanının katıldığı; 04 Nisan 2015 tarihinde de 50 bin kamu çalışanının katıldığı mitingler yaptık. Kamu çalışanlarının haklarına sahip çıkması çağrısında bulunduk. Haklarımızı gasp etmeye çalışanlara karşı mücadelemiz devam edecektir. Kamu çalışanları üyelik tercihlerini yaparken nereye üye olduklarına dikkat etmelidir. Küçük çıkarları için sendika değiştirenler, her türlü haksızlığa karşı tepki göstermeyen, iş güvencesini elinizden alacağım diyen Cumhurbaşkanına karşı alkış tutan sendikalara üye olunmuşsa, geleceğimiz karanlık demektir. 2014-2015 yılları kamu çalışanları açısından boşa geçirilmiş yıllar oldu. Maalesef kamu çalışanları yetkili sendika olan Memur Sen tarafından satıldı. 2016-2017 yıllarının heba olmaması lazım. Aynı tehlikeleri yaşamak istememenin yolu Türk Eğitim Sen’i yetkili sendika yapmaktan geçer. Bu konuda her kamu çalışanına gitmeliyiz. Her tehlikeyi anlatmak zorundayız.” diye konuştu.

15 Mayıs yetki sürecinin kamu çalışanlarının geleceği için çok önemli olduğunu belirten Akkaş, “Milli Eğitim Bakanlığında yaşanan zulmü ahlaksızlığı anlatmak zorundayız. Bu konuda kendimizi görevli tayin etmeliyiz. Çok çalışmak gibi bir mecburiyetimiz var. 15 Mayıs ve 07 Haziran tarihlerini önemli görüyorum. Birisi yetki anlamında önemli bir tarihtir ki; daha çok üye yaparak yetkili sendika olmalıyız. 07 Haziran seçimleri de Türkiye’miz için önemli bir tarihtir. Bu ülkeye zulmedenlerin, çalışanları ayrıştıran, ötekileştiren zihniyetin iş başından gitmesi gerekir. Bu düşüncelerle çalışmalarınızda başarılar diliyorum.” Şeklinde konuştu.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Mevzuat ve Toplu Görüşme Sekreteri de şunları söyledi; “Ülkemiz ve kamu çalışanları zor bir dönemden geçiyor. Ülkemizi 12 yıldır yöneten siyasi iktidarın uyguladığı politikalar hem ülke bütünlüğümüz hem de kamu çalışanlarının geleceği açısından ciddi tehditler oluşturmaya başlamıştır. Ülkemiz Cumhuriyet tarihinde hiç karşılaşmadığı kadar açık ve yakın bir şekilde bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Sözde çözüm süreci yürüten bir hükümet, bu ihaneti görmediği gibi, bu ihanete açıkça prim veriyor. Terör örgütüyle doğrudan ya da dolaylı olarak pazarlık masasına oturuyor. Terörle müzakere edilmez. Terörle ancak mücadele edilir. Müzakere edenler onların gerçekleştirmek istedikleri amaç ne ise, onu er veya geç kabul etmek zorunda kalırlar. Ülke olarak çok ciddi anlamda milli birlik bütünlüğümüzü korumak için mücadele veriyoruz. Milli bütünlüğümüz, hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı. Bize göre çözüm değil çözülme süreci olan bu süreç derhal bitirilmeli ve terörle yapılması gereken yol ve yöntemlerle mücadele edilmelidir.” dedi.

12 yıldır mevcut iktidarın anti demokratik bir tavır ortaya koyduğunu ve Türk milliyetçilerini, vatan millet sevdalılarını düşman olarak gördüğüne vurgu yapan Şahindoğan; “Değerli arkadaşlar, son 12 yıllık uygulamalarına baktığımızda bu iktidar kesinlikle anti demokratik zihniyete sahiptir. Demokratik zihniyet nedir? Kendisinden olmayanların da, kendisinden farklı düşünenlerin de, haklarını ve hukuklarını koruyan iktidarlar demokratik iktidarlardır. Demokrasi de zaten budur. Sadece çoğunluğun, güçlü olanın değil, az olanların da hakkının ve hukukunun korunduğu rejimin adıdır.  İşte bu anti demokratik zihniyete sahip iktidar,  Bu iktidar,12 yıldır Türk milliyetçilerini, vatan millet sevdalılarını  adeta can düşmanı olarak görmüş ve onlara her türlü zulmü her türlü baskıyı reva görmüştür.

Din iman diye gelen, haktan adaletten bahsederek insanlardan oy alan ancak kendilerinden olmayanları, kendilerine biat etmeyenleri hiçbir haktan ve hukuktan yararlandırmayan, hakkı ve hukuku sadece kendi yandaşlarına, kendi taraftarlarına hak gören kendinden olmayanlara adeta hayat hakkı tanımayan bir iktidar vardır. Türk demokrasisi çok çeşitli iktidarlar gördü. Çok değişik hükümetler tarafından yönetildi. Ancak bu  zihniyetteki bir iktidarla, kendisinin dışındakine hayat hakkı tanımayan, sadece kendisi için ülkenin bütün imkânlarını kullanan ve bunu kendisine bir hak gören bir iktidarla ilk defa tanışıyor.” dedi.

MEB yasasıyla yıllarını eğitime vermiş yöneticilerin görevden alınmasını da eleştiren Şahindoğan; “Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşadığımız sürece, yaşadıklarımıza bakın. Bir hukuk devletinde olmayacak, normal bir demokratik devlette asla düşünülemeyecek şeyler yaşanıyor. Hiç kimse 12 yıl öncesinden daha iyi bir duruma geldiğimizi söyleyemez; hem eğitim kalitesi açısından, hem de eğitim çalışanlarının mutluluğu açısından.  Çıkarılan bir MEB yasasıyla yıllarını eğitime vermiş, eğitimde kalitenin artmasına ve Türk milli eğitiminin belli bir noktaya gelmesine gayret göstermiş, hizmet etmiş insanlar, çıkarılan bir yasayla bir gece de yöneticilik görevinden alındılar. Dünyanın hiçbir yerinde demokratik, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü benimsemiş hiçbir ülkesinde böyle bir uygulama yoktur. Dünyada hiçbir demokrasi de sırf sandıktan kendi üstün çıktığı için her türlü hakkı kendinde gören bir iktidar da olmamıştır. Bunlar biz sandıktan çıktık, kanun da çıkarırız, insanların kazanılmış haklarını da ellerinden alırız diyorlar. Böyle bir demokrasi anlayışı olmaz. Böyle bir kafa asla demokratik bir kafa değildir. İşte bu antidemokratik kafa çıkardığı bir kanunla bütün yöneticileri görevden aldı. Güya değerlendirmeye tabi tuttu. Başarısız bulduklarını görev süresini uzattılar, ama başarılı bulduklarına göreve devam demediler. Yaşanılan süreci en iyi sizler biliyorsunuz. Gerçekten objektif bir değerlendirme yapıldı mı? Başarısız insanlar yöneticilikten uzaklaştırılıp, başarılı insanların yöneticiliğe devam edeceği bir süreç işledi mi? Kesinlikle işlemedi. İnsanların başarısına bakılmadı. Sadece hangi sendikaya üye olduklarına bakıldı. Yandaş sendikaya üye olanlara, yani bunlara biat edenlere yol verilmedi, bunlara biat etmeyenlere farklı sendikaya üye olanlara yol verildi, sen bu makamdan gitmelisin, denildi. Böyle insanlık dışı bir anlayışı biz şiddetle reddediyoruz. Gün gelir devran döner ve her haksızlığın hesabı sorulur. Türk Eğitim-Sen arkadaşlarımıza yapılan her türlü haksızlığın hesabını da sonuna kadar soracağız. Bundan hiçbir arkadaşımızın şüphesi olmasın. Hiçbir arkadaşımızın hakkını, hiç kimsede bırakmayacağız. Yönetici atama sürecindeki haksızlıklarla ve hukuksuzluklarla ilgili mücadelemiz sürüyor, hem Anayasa mahkemesi boyutunda sürüyor, hem Danıştay nezdinde açtığımız yönetici görevlendirme yönetmeliğinin iptali noktasında hukuki mücadelemiz sürüyor. Hem de illerde yapılan sözde değerlendirmelerin iptali için idari yargı nezdinde yaptığımız işlemler devam ediyor. İdari yargıdan birçok ilimizde olumlu sonuçlar aldık. İdari yargı arkadaşlarımıza haksızlık yapıldığını objektif bir değerlendirme yapılmadığını kabul etti. Mahkeme kararlarıyla ortaya koydu, tabi karşımızda hukuk tanımaz insanlar olduğu için hukukun arkasından dolanmayı adet haline getirmiş insanlar olduğu için yargı kararlarını uygulanması gerektiği gibi uygulamadılar. Yargı kararının uygulanması,  yeniden değerlendirme sürecinin tamamen iptal edilmesi arkadaşımızın eski görevine döndürülmesi daha sonra da yargı kararının içeriğine uygun olarak yeni bir değerlendirmenin yapılması daha somut belgelere dayalı bir değerlendirmenin yapılması şeklinde olmalıydı. Ancak böyle bir uygulama yapılmadı. Sözde mahkeme kararı uygulanırmış gibi yapıldı ancak yapılan yeni değerlendirme de yine objektiflikten uzak oldu. İnsanların eski puanlarına birkaç puan ekleyerek gene düşük puan verdiler ve bu şekilde güya mahkeme kararlarını uyguladılar. Bu süreç mahkeme kararını uygulamamaktır. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşmasıdır. Mahkeme kararını bu şekilde uygulayanlar görevi kötüye kullanma suçunu işlemektedirler. Bunlarla ilgili haklarında karar çıkmış arkadaşlarım mutlaka suç duyurusunda bulunmalıdırlar. Yapılan yeni değerlendirmeyi de idare mahkemesine ve yargıya taşımalıdırlar.  Anayasa mahkemesi ve Danıştay süreciyle daha üst mahkemelerden yargı kararları çıktığında bu hukuksuzluklar son bulacak ve bu hukuksuzlukları yapanların yanına kalmayacaktır. Sendikamız bu konuda her türlü mücadeleyi yürütüyor, bundan sonra da yürütecektir.

4 Nisan 2015 ‘de Ankara’da miting yaptık. Bu eylem bizim kararlılığımızı ve gücümüzü göstermemiz bakımından çok önemliydi. Bildiğiniz gibi bu eylemin iki teması vardı. Birincisi; özlük haklarımızdaki, maaşlarımızdaki gerilemenin telafisi için ek zam talebimiz var. İkincisi ise, iş güvencemizi elimizden almak isteyen siyasi iktidarın bu oyununu bozmak için, kamu çalışanlarının iş güvencesine sahip çıktıklarını göstermek i.  Bugün bu sendika çatısı altında dik durabiliyorsak birazda iş güvencemiz olduğundandır. İş güvencemiz olmazsa  devletin memuru olmaktan çıkar, hepimiz hükümetin memuru haline geliriz. Siyasal iktidarın amacı da, zaten hükümetin çalışanı, kölesi haline getirmektir. Devlet, memurları içerisinde dik durana hala tahammül edemiyorlar.” dedi.

İş güvencesi bizim için çok önemlidir. Biz iş güvencesini her zaman kırmızı çizgimiz olarak değerlendirildiğini ifade eden Şahindoğan; “İş güvencesini kaybettiğimizde artık bizi koruyacak hiçbir şeyimiz kalmaz. İnsanlar için vatan neyse bir kamu çalışanı için de bir memur için de iş güvencesi odur. İnsan vatanını kaybettiğinde hiçbir şeyini koruyabilir mi? yani vatanını kaybeden bir insanın malı olur mu? Mülkü olur mu? Namusu olur mu? Dini olur mu? Hiç birisi olmaz değil mi?  Yani vatan bu kadar önemli. İşte devlet memurları için iş güvencesi de böyle bir şey. İş güvencemiz bizim elimizden alındığında artık bizi işverene karşı hükümete karşı, idareye karşı koruyacak hiçbir argüman kalmıyor.” dedi.

Şimdiki devlet memurlarına da sözleşmeli öğretmenlik kadrosu getirilerek, öğretmenleri iş güvencesiz hale getirilmek istendiğini belirten Şahindoğan; “Bir zamanlar sözleşmeli öğretmenlik uygulaması vardı biliyorsunuz. Normal kadrolu öğretmenlerin dışında sözleşmeli öğretmenler çalıştırılıyordu. Onların bizim bildiğimiz anlamda iş güvencesi yoktu. Her yıl sözleşme yapıyorlardı. Bu sözleşmelerin yenileceği dönemlerde o arkadaşlarımızda acaba sözleşmemiz yenilenecek mi endişesi hâkim olurdu ve bu endişeyle adeta adım atmaya korkarlardı. Sendikalara üye olamazlardı. Çünkü iş güvenceleri yoktu. Bizim mücadelemizle onlar kadroya geçirildi. Şimdi tüm devlet memurlarını dünkü sözleşmeli öğretmenler gibi yapmak istiyorlar. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak buna asla izin vermeyeceğiz. Bunu engellemek için her türlü mücadeleyi ortaya koyacağız. Bizi devletin memuru olmaktan çıkarıp hükümetin memuru, hükümetin kölesi haline getirmek isteyenlere dur demek için de 4 Nisan 2015’de Ankara da bir mitingle hükümete mesajımızı net olarak verdik. Bu kararlılığımızı önümüzdeki süreçte de devam ettireceğiz. Bu mitinge katılan ve bu mitingle iş güvencemize sahip çıktığımızı gösteren arkadaşlarımıza ben çok teşekkür ediyorum.” dedi.

Zor şartlarda dahi Türk Eğitim-Sen’in üye sayısını artırdığını, herkesi 15 Mayıs yetki sürecinde ve 7 Haziran’a giden süreçte daha gayretli olmaya çağıran Şahindoğan; “Geçen sene 231 bin üye sayısına sahip olduk. Türk Eğitim-Sen olarak, gerçekten bu şartlar düşünüldüğünde azımsanmayacak çok önemli bir rakamdır. Bu senedeki hedefimiz de ne olursa olsun yine bu rakamın üstüne çıkarak, her türlü olumsuzluğa, yönetici kıyımına, stajyer öğretmenlerle ilgili düzenlemeye, rotasyon baskısına rağmen bu sayıyı mutlaka artırmalıyız. Bunun yolu da her üyemizin her temsilcimizin daha çok çalışmasından geçiyor. Daha çok gayret göstermeliyiz. Bu gayreti sadece kendimiz için değil, Osmaniye için tüm Türkiye için,

Türklük için istemeliyiz. Çünkü bizim kaybetmemiz demek, bizim başarısız olmamız demek Türklüğün kaybetmesi demektir. Türk milletinin kaybetmesi demektir. Hakkın ve adaletin kaybetmesi demektir. Biz sadece Allah’ın huzurunda eğilen, onun dışında inanmadığımız hiçbir güç kaynağına biat etmeyen bir camiayız. Bu ülke için bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, bunu da seve seve öderiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Oysa bizim inancımıza göre hak ve adalet her şeyin üstündedir ve her zaman galip gelmelidir. Biz bunun mücadelesini yapıyoruz. Bu yapmış olduğumuz gezilerdeki amacımız da arkadaşlarımızla bu düşüncelerimizi paylaşmak arkadaşlarımızı 15 Mayıs’a ve 7 Haziran’a giden süreç içerisinde herkesi daha gayretli olmaya çağırıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Bizim başarımız Türk milletinin başarısıdır. Türklüğün başarısıdır. Maazallah bizim kaybetmemiz Türklüğün kaybetmesidir. Türk milletinin kaybetmesidir. Hepimiz bu şuurda olmalıyız.” dedi.

Kamu çalışanları bu 12 yıllık iktidar döneminde ekonomik olarak soykırıma tabi tutulduğunu ve kamu çalışanlarını masada pazarlanmanın karşılığını milletvekilliği aday adayı olarak alındığına vurgu yapan Şahindoğan; “Sefalet ücretlerine mahkûm edilmiştir. Yandaş sendikalar oluşturularak ve bunlar el altından verilen desteklerle büyütülmüş çadır tiyatrosu şeklinde bir toplu sözleşme masaları düzenlenmiştir. Bu masalarda kamu çalışanları pazarlanmıştır. Kamu çalışanlarını bu masalarda pazarlayanlar, pazarlama karşılığını iktidar partisinden milletvekili aday adayı olarak almıştır. Bu durum pazarlandığımızın ve siyasi iktidara satıldığımızın açık bir kanıtıdır. Yine bu şekilde çadır tiyatrosu gibi toplu sözleşme masası istemiyorsak Türkiye Kamu- Sen ‘i ve Türk Eğitim –Sen ‘i yetkili kılmalıyız. Yaşanılan sıkıntılardan kurtulmak istiyorsak mutlaka yetkili olmalıyız.” dedi.

Yaşanılan sıkıntıların hepsinin çözüm anahtarı 7 Haziran 2015 seçimleri olduğunu ifade eden Şahindoğan,“7 Haziran’da sandıkta yapacağımız tercihi normal bir seçim gibi değerlendirmeyin. 7 Haziran’da sandıkta aslında biz iş güvencemizi oylayacağız. İş güvencemiz kalsın mı? yoksa elimizden alınsın mı? Bunu oylayacağız. Yine 7 Haziran’da başka bir şeyi daha oylayacağız, biliyorsunuz bu hükümet çözüm süreci yürütüyor. Bölücü terör örgütüyle onların uzantılarıyla çözüm süreci adı altında ülkenin bütünlüğü üzerinde pazarlık yapıyor. Bu süreç bir ihanet sürecidir. Bu ihanet sürecini devam ettirsinler mi, bu ihanet sürecine dur mu diyeceğiz bunların oylamasını yapacağız. Onun için 7 Haziran 2015 seçimlerine de mutlaka gereken önemi verelim. Çevremizdeki insanları Türkiye’deki gelişmelerden habersiz bırakmayalım ve insanları mutlaka uyaralım. Sandıkta bizlere bu zulmü reva görenlere öyle bir ders verelim ki bir daha geri dönmemek üzere tarihin çöplüğüne bunları gönderelim.” şeklinde konuştu.

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

banner182
Son Güncelleme: 14.04.2015 19:07
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
yusuf 2 yıl önce

Delikanlı adamsın helal sana Sayın Musa