banner374
14 Haziran 2012 Perşembe 06:49
Öğretmenlerin, Yalanlarınıza Karnı Tok!
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Pazartesi günü telekonferans yoluyla öğretmenlere yaptığı konuşmada, kendisini dinlememe kararımızın ne denli doğru bir karar olduğunu kanıtlamış ve öğretmeni itibarsızlaştıran tehditkâr üslubunu ve öğretmenlere çarpıtılmış bilgiler sunmayı sürdürmüştür. Mevcut değişikliklerde inanmayan öğretmenleri “öğretmenlikten istifa etmeye davet” edecek kadar ileri giden Dinçer, öğretmen emeğini değersiz gösterme çabalarını sürdürmektedir.  
Dinçer konuşmasında Türkiye’de öğrencilerin diğer ülkelerdeki öğrencilere kıyasla başarısız olduklarını yinelemiş, bunun da sorumluluğunu öğretmenlere yüklemeyi sürdürmüştür. Öğretmenlerin Türkiye’de “az çalıştıklarını” ısrarla vurgulayan Bakan burada da aynı zihniyeti sürdürmüş ve öğrencilerin dünyada 8 yılda aldıkları ders saatlerinin toplamının Türkiye’den daha fazla olduğunu söyleyerek 180 günlük eğitim süresinin uzayacağının sinyallerini vermiştir. Dinçer 43 “gelişmiş ülkenin” (hangileri olduklarını belirtmedi) ortalamasının diğer ülkelerde 190-220 gün olduğunu açıklamıştır. İlk 8 yılda 5760 saat eğitim verildiğini söylediği Türkiye’nin ilk 8 yılda 6434 saat ders verilen aralarında Finlandiya, Kanada, İsveç gibi ülkelerin de bulunduğu ülkelerden geride olduğunu vurgulamıştır. 
 
Bizler artık Milli Eğitim Bakanı’nın bir robotla bir öğretmen arasında 10 farkı sayamayacağını düşünmeye başladık. Örnek olarak verdiği bir iki ülkede öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ve öğretmenlerin yıllık çalışma saatlerine ve maaşlarına kısaca göz atmak bunu anlatmak için yeterli olacaktır. Öğretmenlerin çalışma saatlerine bir göz atalım. OECD ülkelerinde öğretmenler ortalama 1663 saat çalışıyorken ülkemizde 1808 saat çalışabilmektedir. İsveç’te bir öğretmen yılda 44.141 Dolar kazanabilmekteyken ülkemizde öğretmenlere henüz %4+4 maaş artışı öngörüp onları enflasyona mağlup eden Bakanlık çalışma saatlerini artıracak bu uygulamayı önerirken nasıl bu denli rahat olabilmektedir? Dünyada eğitimde örnek olarak verilen Finlandiya’da (ki burada kesintisiz bir temel eğitim modeli ve yaygın bir okulöncesi sistemi kurulmuş olduğunu belirtmeden geçemeyeceğiz) öğretmen başına ilköğretimde düşen öğrenci sayısı 13 iken Türkiye’de bir öğretmene 23 öğrenci düştüğü görünmektedir. Açıktır ki Türkiye’de öğretmenler ucuza ve yoğun şekilde çalışmaktadır. 
 
Bakan'ın cevaplaması gereken bir soru da örnek ülkelerde de Türkiye’deki gibi öğretmenlere ADEY, Okullar Hayat Olsun, TEBFİS vb. angaryaların yüklenip yüklenmediğidir. Bu ülkelerde de 50 kişilik sınıflar, öğretmenlerinin konuştuğu dilden anlamayan öğrenciler, ders yaparken üşüyen öğretmenler var mıdır? Angaryalar ve Bakanlığın bir şekilde çalışma saati olarak göstermemeye gayret ettiği, öğrenci-veli görüşmeleri, toplantılar, yıllık-günlük planlar, sınav sonuçlarını okumak, soru hazırlamak vb… düşünülürse, öğretmenlerin çalışma saatlerini daha da artırmanın neye hizmet edeceğini biz söyleyelim. Öğretmenin zaten angaryalar tarafından kemirilmekte olan boş zaman alanı iyice daralacak, öğretmenlerin iş yükünün daha da artırılması işle ilişkili stresi artıracak ve öğretmenlerin verdiği eğitimin niteliği toplamda zorunlu olarak düşecektir. Böylesi bir değişiklik ancak istatistiklerde, göstermelik bir gelişmeyi sağlayabilir.
 
Öğrenciler açısından da düşünüldüğünde durum benzerdir. Yine Bakan’a soruyoruz: öğrenciler Finlandiya, Kanada gibi ülkelerde de SBS, LYS gibi sınavlara ilkokuldan itibaren hazırlanmaya başlıyorlar mı? Orada da bu sınavlar çocuklarımızı intihara sürüklüyor mu? Ülkemizde öğrencinin boş zaman alanını kapsayan ve onları intihara dahi sürükleyebilen bir dizi sınav ve dershanelerde geçen bir gençlik düşünüldüğünde dönemin daha da uzamasının göstermelik bir gelişme olmanın ötesine geçmeyeceği açıktır. Şimdi dahi öğrenciler bu sınavlara hazırlanmak için dönemin sonunda rapor alma gibi yollarla okula devam etmemektedirler. 
 
MEB’in ülkemizde eğitimde nitelik sorununu çözmek gibi bir derdi olsaydı, güvenceli olarak tüm kadro bekleyen öğretmenlerin atamasını gerçekleştirirdi. Öğretmen atamalarındaki yetersizlik ortadayken daha az kişiyle daha çok iş yaptırarak bu şekilde dünyayla rekabet edebilir bir ülke haline geldiğimizi söylemek adeta gülünçtür. Bir de bu durum yetmiyormuş gibi söz konusu konferansta da, “Keşke bütün çocuklarımız eğitim fakültesinde okuyabilse, edebiyat fakültesinde okuyabilse ama burayı bitirince illa öğretmen olmalarına da gerek yok” şeklinde konuşmaktadır. Öğretmenlerin işsizler ordusu haline gelmesi, onları ucuza çalıştırmanın yollarını arayan Bakanlığın elbette işine gelmektedir.
 
Şunu kabul edin Sayın Bakan: öğretmenlerin işi Türkiye’de gerçekten zor ve her bir öğretmenimiz özveri ile yoğun bir şekilde çalışmaktadır. 4+4+4 başta olmak üzere eğitim alanında yapılan değişikliklere karşı çıkmamız ise sizin dediğiniz gibi eğitimin mevcut halinden çok memnun olduğumuz için, bunu savunduğumuz için değildir. Bizler zaten pek çoğu da sizin hükümetiniz tarafından icra edilmiş neoliberal tahribat politikalarının eğitimi getirdiği mevcut durumdan hiç memnun değiliz. Bizler muhafazakâr değiliz. Aslında asıl değişimi bizler istiyoruz. İstediğimiz değişim, eğitimin herkes için, parasız, bilimsel, laik ve anadilinde verilmesi, eğitime yeterince yatırım yapılması ve yeterince kadrolu öğretmen ataması yapılmasıdır. Ancak bu kıstaslar altında öğrencilerimiz layık oldukları nitelikte bir eğitimi alabilir. Açıktır ki öğrencilerimizin başarısını eğitimin niteliğini sizlerden fazla önemsiyoruz. Değişim diye biz buna diyoruz. Hizmetlisi, öğretmeni olmayan okullar varken kimi sınıflara elektronik tahta monte edilmesine değil. Bu nedenle öğretmenliği bırakmayacak, yıkım politikalarınızın karşısında durmayı sürdüreceğiz. 
 


banner182
Son Güncelleme: 14.06.2012 06:49
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol