banner374
10 Aralık 2012 Pazartesi 20:40
Sıddık Ertaş'ın Rosa Parks Duruşunu Kutluyorum

Öncelikle tebrikler diyerek başlıyorum. Bu hareketi kimsenin etkisi olmadan bireysel olarak kim başlatabilir deselerdi, ‘Sıddık Ertaş' derdim. Beni yanıltmadı. O, kelimelerin anlamsızlaşmasının, harflerin kuyuya düşmesinden kaynaklandığını bilen ve “Kuyuya Düşen Harfler” şiir kitabını çıkaran; şiir yazacak kadar duygulu, ‘hayır' diyecek kadar da yüreklidir.

“Mevcut kılık kıyafet yönetmeliğinin insan onuruma yakışmadığını, kişiliğimi olumsuz etkilediğini düşündüğümden dolayı, bundan böyle okuluma kendi tercih ettiğim kılık kıyafetle gitme kararı almış bulunmaktayım” açıklamasını okuyunca, standart vatandaş tiplemesinin dışındaki tavırları bir anda gözümün önünde canlandı. Mevcut sistemin imalat hatası olarak görülen, çizgilerin en çok insanın yaşam alanını daraltanından bunalan adamdır O.

Ülkemizde ‘Kamusal Alan' diye türetilen yalan, yıllardır insanların iç huzurunu da, iş huzurunu da tehdit ediyor. Üç maymun ve muz hikâyesinde olduğu gibi, sonradan gelenlerin kraldan çok kralcılık yapmaya çalıştığı, öğrenilmiş çaresizliklerini kendilerinden sonrakilere miras bıraktıkları saçmalığa karşı, “yeter artık” demek gerekiyor. Öğrencilerle ilgili yönetmelik değişikliği defolu da olsa, ‘öğretmene yasak, öğrenciye serbest' olan bir uygulamada öğretmenlerin haklı taleplerini dillendirirken Sıddık Ertaş, söylemin dışına çıkan bir duruş sergiledi.

‘Özgürlüğüm yok. Ben bu halimle huzursuzum' sözüyle, “Huzuru özgürlükten ayıramazsınız, çünkü hiç kimse özgürlüğüne sahip olmadan huzur içinde olamaz” diyen Malcolm X'i haklı çıkaran sen, yine direniş sembolü siyah liderin tavrıyla, adeta “Kimse sana özgürlük veremez. Kimse sana eşitlik veya adalet veya başka bir şey veremez. Eğer adamsan, sen alırsın” denmiş oldu.

Tıpkı, 1955'te Alabama'da siyahlara karşı uygulanan ayrımcılığa karşı çıkan, beyaz adamla otobüse aynı kapıdan bile binemeyen, sadece kendisine ayrılan yere oturan, istenildiğinde oraya bile oturamayan siyahların isyanını bayraklaştırırken, kendisi de bayraklaşan Rosa Parks gibi yaptın. Montgomery'de otobüse binen beyaz adamın, beyazlara ayrılan yerde boş koltuk bulamayınca siyahların oturduğu yere yönelip yer vermesini istediği Rosa'nın yer vermeyip bedelini ödeyecek kadar cesur davrandığı geldi aklıma. Parks'ı uyaran şoförü de takmamış, tutuklanarak hapse atılmıştı. Durumu protesto eden siyahlar, Gandhi gibi bir eyleme imza atmış ve bir yıldan fazla süre içerisinde arabalara binmemişlerdi. Her yere yürüyerek, giderek her geçen gün farkındalığı daha da artırmışlardı.

Terbiyesizlik edenlerin terbiye etmeye çalışmasına direnen siyahların her geçen gün büyüyen direnişine Martin Luther King yön verince, 1964'de mecburen yasa çıkarılmış ve ayrımcılık ortadan kalmıştı. 1996'da Başkanlık Hürriyet Ödülü'ne layık görülen Rosa Parks, 20. yüzyılın insan hakları savunucusu seçilmekle kalmamış, sivil itaatsizliği ile açtığı çığır sonrası Rosa Parks'a altın madalyasını 1999'da Bill Clinton vermişti.

İnsanları inançları ile yönetmelik arasında presleyen kamuda başörtüsü yasağı, yıllardır can yakmaya devam ediyor. Okul kapılarında yer yarılmadığı için içine giremeyen ama peruğu taktıktan sonra utangaç edayla hızlı bir şekilde okuldan içeri girmeye çalışan başörtülü öğretmenlerin gün boyu yaşadıkları iç muhasebeyi anlamak için yaşamak değil, sadece o anı görmek bile yeterlidir.

Memur-Sen olarak TBMM kapısında başlattığımız “Kamuda Başörtüsü Yasağına Hayır!” eylemi 10 Dünya Aralık İnsan Hakları Günü'nde 81 ilde devam etti. Eğitim-Bir-Sen teşkilatı bir kez daha sessiz yığınların sesi olduğunu göstererek kitlesel ders verdi. Haklarının kendiliğinden verileceğini düşünenlere adeta ‘hak verilmez, alınır' dedi. Bireysel olarak ne yapılması gerektiğine ilişkin en anlamlı dersi ise, Sultanbeyli'de görev yapan Öğretmen Sıddık Ertaş verdi.

“Bu bakımdan memurların kılık kıyafet yönetmeliğinin de derhal kaldırılması; yakın zamanda bunun mümkün olmaması durumunda acilen revize edilmesi ve böylece memurların da kendi kıyafetlerine karar verebilecek yeterlilikte olduklarının devlet tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Çünkü 12 Eylül darbesi, insanımızın elinden bütün özgürlüklerini aldığı gibi, kılık kıyafetini seçebilme hakkını da ona çok görmüştür. Artık devlet, insanların zekâsına hakaret etmekten vazgeçmeli ve eski köhnemiş alışkanlıklarından tamamen kurtulmalıdır. Artık devlet, insanların etek boylarından ve başörtülerinden, saçının kulağı kapatıp kapatmamasından, tıraşının biçiminden, bıyığının uzunluğundan, giyeceği ayakkabısının biçiminden, makyajından vb. elini tamamen çekmelidir” diyen Ertaş'tan sonra tekrar söz söylemeye gerek var mı?

Gök kubbenin altında söylenecek bütün sözler söylendi. Şimdi eylem zamanı…

Ali YALÇIN
EĞİTİM-BİR-SEN Gen. Başk. Yrd.


banner182
Son Güncelleme: 10.12.2012 20:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
NECMETTİN AÇLAN 4 yıl önce

mehmet hocam hirsizlik yapmiştir. çünkü benim düşüncelerimi dile getirmiştir. hocama cani gönülden katiliyor destekliyor ve kutluyorum.başkasi benim kiyafetime neden karişacak ki ben özgür olmaliyim.ben nasil rahat isem öyle giyinmek istiyorum.