banner374
08 Mart 2014 Cumartesi 15:56
Yeni MEB Yasasına Eleştiriler
 İstişare toplantısında bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen üyelerine yapılan haksızlıklara dikkat çekerek, “Biz bu ülkeyi bedelsiz sevdik. Ancak şunu da söylemek istiyorum, bu geçen sürede bize bedel ödettiler; milli manevi değerlerimizi benimseyen, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü savunan, geleceğimiz için alın teri döken siz değerli arkadaşlarımızı ötekileştirdiler. Bizler ötekileştirilirken, menfaati uğruna kişiliğini satanlar baş tacı edildi. Biz yapılan iyiliği de, kötülüğü de unutmayız” dedi.

        Türk Eğitim-Sen olarak hiçbir konuyu atlamadığımızı, eğitim camiasının ekonomik, sosyal, hukuki sorunlarını kamuoyuna taşıdığımızı ifade eden Özdemir, “Sarı sendikalar birilerinin emirleri ile hareket ederken, biz her türlü mücadeleyi veriyoruz. Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen yetkili olmak zorundadır. Sadece eğitim iş kolunda yetkili olmak yetmiyor. Çünkü toplu sözleşmede imza yetkisi konfederasyon genel başkanındadır. Dolayısıyla Türkiye Kamu-Sen tüm hizmet kollarında yetkili olması gerekmektedir” diye konuştu.

        Hükümetin amacının devlet memurluğu sıfatını ortadan kaldırmak olduğunu kaydeden Özdemir şöyle konuştu: “Anayasa’nın 128’inci maddesinin ‘Devletin asli ve sürekli işleri çalışanlar eliyle yürütülür’ şeklinde değiştirilmesini istiyorlar. Anayasa’nın 128. Maddesi değiştirilirse, Tekel işçilerinin yaşadıklarını kamuda çalışan arkadaşlarımız yaşayacak. İş güvencesi noktasında herkes birbirine destek vermek zorundadır. Bugün Hükümet kamu çalışanlarının iş güvencesini elinden alıp, kendisine biat den kamu çalışanı oluşturmak istiyor.”

        17 Aralık’tan sonra yaşananların demokratik bir ülkede yaşanan olaylarla benzer yönü olmadığını bildiren Özdemir, “Düne kadar birlikte hareket ettikleri insanları 17 Aralık operasyonu sonrasında Haşhaşi ilan ettiler, inlerine gireceklerini söylediler. 17 Aralık’ta niye bunlar oldu? Bunları ortaya çıkaran mevcut Hükümetin atadığı hakimler, savcılar değil miydi? Hatırlarsanız 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda HSYK’yı değiştireceklerini söyleyerek, yüzde 58 oy aldılar. Referandumun ardından HSYK’nın yapısını değiştirdiler. Kendi atadıkları hakim ve savcılar, bunların yaptığı yolsuzlukları görüp kamuoyuyla paylaşınca Haşhaşi oldu. Bu kez Hükümet, TBMM’deki siyasal gücünü kullanarak halktan aldığı iradeyi elinin tersiyle bir yana koydu ve HSYK’nın yapısını Adalet Bakanlığı’na bağlayarak siyasal bir yapı oluşturdu. Tüm bunlar yaşanırken, ileri demokrasiden bahsediliyor? Bunun neresi ileri demokrasi? Yolsuzlukla mücadele edeceklerini söylediler, yolsuzluğun tam göbeğinde oturdular. Evde bulunan ayakkabı kutularındaki paraları imam hatip yaptıracaklarını söyleyerek milleti kandırıyorlar. Bakan çocukları, Halk Bankası Genel Müdürü cezaevinden çıktı, bu ülkenin eski Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmakla suçlanıyor. Böylesine karmaşık bir süreci birlikte yaşıyoruz. Bu millet hırsızlığa asla affetmez. Meydanlarda her ne kadar ‘Bize operasyon yapılıyor’ deseniz de yapılan hırsızlığı bu millet biliyor. Dolayısıyla necip Türk milleti 30 Mart’ta bunlara gereken cevabı verecektir. Şunu da belirtmeliyim ki; ileri demokrasi örnek gösterdiğiniz ülkelerde Türkiye’de yaşananların yüzde biri yaşansaydı, Hükümet kesinlikle istifa ederdi.”

        Toplantıda Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekeretri M. Yaşar Şahindoğan da bir konuşma yaptı. Şahindoğan şunları kaydetti: “MEB yasasıyla, siyasi iktidar, siyasi darbe yaparak tüm yönetim kademelerindeki eğitim çalışanlarının görevlerine son veriyor; bu kişilerin yerine kendi kafasına göre atama yapmayı düşünüyor. Yapılanların darbelerden hiçbir farkı yoktur hatta bu, daha ileri bir darbedir. Çünkü 12 Eylül darbecileri bile okul müdürlerini görevden almamıştı. Siyasi erkin, kurumlardaki hizmetliye kadar tüm personelin kendi yandaşı olmasını isteyecek kadar gözü dönmüştür. Çok açık söylüyorum, devleti ele geçirmeye kararlı görünüyorlar. Ama Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen ve bu ülkeyi karşılıksız sevenler olduğu müddetçe hayalleri kursaklarında kalacaktır.”

        MEB Yasasının stajyer öğretmenlikte keyfi uygulamalara yol açacağını söyleyen Şahindoğan, “KPSS’yi kazanıp öğretmen olarak atanan bir kişi yeterli performans gösterdiği taktirde yazılı ve sözlü sınava alınacak. Öğretmenlerin stajyerliği, bu sınavların neticesinde başarılı olmaları durumunda kalkacak, öğretmenler başarılı olmazsa adaylıkları ikinci yıla uzayacak. Öğretmenler ikinci yılda da aynı kriterlerle değerlendirmelere tabi tutulacak, yine başarılı olmazlarsa meslekle ilişikleri kesilecek. Sözlü sınav, torpil ve yandaş kayırma uygulamasıdır. Bu ülkede mülakatların objektif yapıldığını kimse söyleyemez. Performans değerlendirmesinin kriterlerinin ne olacağını da bilmiyoruz. Yandaş sendikaya üye olmak performansın artmasında etkili olacak mı? Kısacası böyle saçma sapan ve sübjektif değerlendirmeler öngören bir stajyerlik tanımı var. Şu demek istenmektedir: ‘KPSS’yi kazansalar bile herkesi öğretmen olarak almayacağız. Bize biat edenleri ve yandaş olanları öğretmen olarak alacağız; diğerlerinin performansı düşük ya da sınavı kazanmadın gibi gerekçelerle kapının önüne koyacağız.’ Bu uygulamayı kabul etmemiz mümkün değildir.”

        Okul yöneticileri ile ilgili çok ciddi bir kıyım olacağını belirten Şahindoğan, şöyle konuştu: “yandaş kayırmacılığın siyasi iktidarın gözünün ne kadar döndüğünün göstergesidir. Yöneticileri görevden alarak yerine daha iyisini mi getireceksiniz? Güya paralel yapıyı MEB’den temizliyorlar. Böyle bir düşünceyle 73 bin eğitim yöneticisinin görevine son vermenin akılla izah edilir bir yanı yoktur. Kendileri için bir hayatta kalma ya da ölüm mücadelesi yapıyorlar. Yine MEB’de teftiş sistemini de değiştiriyorlar. Mevcut sistemde hem Bakanlık denetçileri hem de il eğitim denetmenleri var. İl eğitim denetmenleri, il mili eğitim müdürlükleri bünyesinde denetimler yapıyor. Bakanlık denetçileri ise Bakanlıktan başlayarak, illerde daha üst düzeyde denetimler yapıyor. Bakanlık denetçilerinin yetkileri ve statüleri daha farklı. İl eğitim denetmenleri, Bakanlık müfettişleri ile aynı haklara sahip olacaklardı. Ne olduysa tasarıyla tam tersi bir uygulama ortaya çıktı. Tasarıyla, Bakanlık müfettişlerini il eğitim denetmenleri ile aynı seviyeye indirdiler. Öte yandan bugüne kadar Bakanlık müfettişlerinin Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleme yetkisi vardı. Şimdi Bakanlık müfettişleri il denetmenleri gibi il milli eğitimi müdürlüklerine bağlı olarak görev yapacağı için Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleyecek hiçbir mekanizma kalmadı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Sadece il milli eğitim müdürlerinin emriyle daha alt kademeleri denetleyecek bir denetleme sistemi öngörülüyor. Bu idarenin şeffaflığı ve denetlenebilirliği ilkesine kökten aykırıdır.”

        Dershanelerin kapatılmasına da değinen Şahindoğan şöyle konuştu: “Paralel yapıyla mücadele etmek için dershaneleri kapatıyorsunuz. Normal bir eğitim sistemi dershanelere yer olmamalı, bunu biz de kabul ediyoruz ama dershaneler sizin yıllardır yönettiğiniz eğitim sisteminin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Okullarınıza imkanları sağlayamazsanız, okulları kendi içlerinde müfredat olarak birbirinden ayırırsanız, öğretmenleri ayırırsanız, sistem içinde farklılıklar oluşturursanız ve öğrencileri sınava dayalı sistemle çeşitli öğrenim kademelerine yönlendirirseniz dershanelerin olması kaçınılmazdır. Siz sınava dayalı eğitim sistemini kaldırmıyorsunuz ama dershaneleri kapatıyorsunuz. Bu yaptığınıza sadece dershanelerin isim değiştirmesi ya da merdiven altına inmesi denir. Dershane sistemi bu yasaya rağmen varlığını devam ettirecektir.”

        Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “30 Mart mahalli seçimlerinde bunlara ders verilirse, bir daha bu işleri yapamazlar. 15 Mayıs yetki sürecinde tüm bu olumsuzlara çanak tutan, nemalanmaya çalışan bazı sendikaların da yetkisi ellerinden alınırsa ve yetki, kamu çalışanları için mücadele eden Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’e verilirse tüm bu problemler çözülür. Hepimize büyük görev düşüyor. Bir ülkede kamu çalışanlarını toplu sözleşme masasında pazarlayan, 2014 yılında 123 TL, 2013 yılında da yüzde 3+3 zamma mahkum eden, enflasyonun yüzde 10’un üzerinde çıkacağı daha şimdiden belli iken, enflasyon farkı almadan bir anlaşmaya imza atan böylesine sarı sendikayı hala çalışanlar yetkili yapıyorsa, bu hepimiz için utanılacak bir şeydir. Dolayısıyla kamu çalışanlarını, Türkiye’deki bu garabet durumundan, kamu çalışanlarının kuyusunu kazan insanlardan kurtarmalıyız. Bunun yolu Türkiye Kamu-Seni ve Türk Eğitim-Sen’i yetkili yapmaktan geçmektedir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

banner182
Son Güncelleme: 08.03.2014 15:56
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
kaplan 3 yıl önce

bu hükümetin yaptığı en güzel icraat öğretmenler olarak sonuna kadar destekliyoruz. dinazorlar gitsin genç öğretmenlere yol açılsın. okullar babalarının çitliği değil. haydi derse...