banner374
19 Kasım 2012 Pazartesi 13:10
YEREL-İŞ SENDİKASI BÜYÜKŞEHİR YASASI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

Yine bilindiği üzere kanun ile Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde büyükşehir belediyesi kurulmuş; bu illerle birlikte Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun illerinde köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise mahalleleri ile birlikte bağlı bulundukları ilçe belediyelerine katılmıştır.

 

Kanun ile Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde yeni ilçe belediyeleri kurulacaktır.

 

Kanunda yaşanabilecek tereddütleri gidermeye ve düzenleyici işlemler yapmaya İçişleri Bakanlığı'nın yetkili kılındığı düzenlemesi yer almaktadır.

 

Bu çerçevede karşı karşıya kaldığımız en büyük sorun halkımızın kanunun neler getirip neler götürdüğü noktasında bilinçli bir biçimde bilgiden yoksun bırakılmasıdır. Bu nedenle halka, özellikle bu yasa ile ister ekonomik, ister sosyal, ister siyasal anlamda bu kanun ile aslında hangi kazanımlarının ellerinden alınmakta olduğunun apaçık ve doğru bir biçimde aktarılması büyük bir önem arz etmektedir.

 

Geçmişten günümüze il ya da ilçe yapma vaadi siyasal tarihimizde çokça karşılaşılan bir durumdur. Burada esas amacın kalkınma, emeğin ve sanayinin güçlendirilmesi, yörede yaşayan halkın refah ve mutluluğunun artırılması olmadığında sanıyorum buradaki herkes benimle hemfikirdir. Geçmişte kendisine oy vermeyen Kırşehir halkının cezalandırılması misali; oy vermeleri karşılığında bir yerin ilçe ya da il yapılması gayet doğaldır ki, en başta, siyasi bir manevradır.

 

2012 Türkiye'sinde, siyasiler bunu yeterli görmediklerinden olsa gerek, vaatleri arasına büyükşehir yapmayı da almışlardır.

 

Elbette, günümüz dünyasında, sürekli artan toplumsal ihtiyaçlar karşısında, Türkiye gibi büyük bir coğrafyada Ankara'dan, merkezi idare eli ile halka hizmetlerin götürülmesi ve kamusal hizmetlerin tam anlamıyla yerine getirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Bunun içindir ki Türkiye idari sistemi merkezi idare ve mahalli idare olmak üzere iki ana kola ayrılmış bulunmaktadır. Anayasamızın da bu noktada gerçekleştirmek istediği nihai amaç kamu hizmetlerinin gereği gibi yerine getirilmesinin temini olup; mahalli idareler eli ile mahalli ve müşterek mahiyetteki kamu hizmetlerinin bölgesel ve yöresel ihtiyaçlar gözönüne alınmak suretiyle gördürülmesi suretiyle halkın refah ve huzurunun temin edilmesidir.

 

Şüphesiz, Anayasamızın amacı mahalli idareler eli ile görülen hizmetler noktasında merkezi idarenin hizmet üretmek anlamında görev ve yükümlülüklerinden uzaklaşması değil, tam aksine yerel ihtiyaçların yerel yönetimler eli ile daha etkin ve verimli şekilde kullanılacak kamu kaynakları ile yerine getirilmesidir.

 

Bu anlamda yerel yönetimler, merkezi yönetimler ile birlikte tüm bir idari yapıya vücut verirken; mahalli idarelerin bu yapının kılcal damarları olduğu unutulmamalıdır.

 

Mahalli idareler sadece kamu hizmetlerinin yerel bazda yerine getirilmesini temin eden yapılar değildir. Mahalli idareler, aynı zamanda, demokratik yapının ve demokratik yaşamın Büyükşehirlerden köylere kadar özümsenmesine ve bu yapıya halkın katılımını temin etmektedir. Halkımız yaşadığı yörenin en küçük idari biriminden, en büyüğüne kadar, demokratik yarışın, hak ve özgürlüklerin, seçme ve seçilme hürriyetinin farkındalığında olarak özgür iradeleri ile bu hakları sonuna kadar kullanabilmekte, yaşadıkları köyün ya da ilin sorunları karşısında demokratik anlamda söz haklarını kullanabilmekte ve demokrasinin bir gereği olarak yönetime katılma haklarını doğrudan doğruya kullanabilmektedirler.

 

Bu kapsamda mahalli idarelerin demokrasi için olmazsa olmazlığı, her türlü siyasi ve ekonomik çıkar ve beklentilerin üzerindedir. Zira, Cumhuriyet ve demokrasi farkında nesiller ister. Yaşadığı çevreyi, kenti, ülkeyi ve hatta dünyayı izlemeyen, duymayan, konuşmayan, sorgulamayan insanların oluşturduğu topluluklar ancak kısır gündelik hesaplar uğruna kolaylıkla yönlendirilebilecek ya da manipüle edilebilecek oy yığınları olarak kalmaya mahkumdur.

 

Bu kanun ile ülke çapında pek çok belde belediyesi kapatılmaktadır. Bu durumda güçlü bir yerel yönetim yaratma amacına değil ancak halkın önemli bir bölümünün kamu hizmetlerinden gereği gibi yararlanamaması sonucunu doğuracaktır. Merkezle aralarında yüzlerce kilometre olan kapatılmış beldelerin yeni dönemde önceki kadar hizmet alma ya da hizmetlerden yararlanma imkanları yoktur. Dahası TBMM böyle bir tasarıyı gündeme alırken, beldelerimizde yaşayan halka sorma gereği dahi duymamaktadır.

 

Anayasanın “Merkezi idare” başlığını taşıyan 126. maddesi “Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezî idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.” hükmünü taşımaktadır. Dolayısı ile idari bölümlemede gözönünde tutulacak alan ölçü, coğrafya durumu, iktisadi koşullarla kamu hizmetlerinin gerekleridir. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kararları da bu yöndedir.

 

21 Kasım 1988'de Türkiye tarafından usulüne uygun olarak imza ve kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın 5. maddesi uyarınca yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Anayasanın 90. maddesi uyarınca usulüne göre imzalanarak yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmeler iç hukuk normlarının üstündedir. Dolayısı ile sözkonusu Şart ile siyasi iktidarın salt meclis çoğunluğuna dayalı olarak ve yerel topluluklara önceden danışmadan bu yönde bir değişiklik yapması imkanı yoktur. Anayasa Mahkemesi de yerleşik kararlarında tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olmasını, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olarak görmektedir.

 

5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 11. maddesinin ikinci fıkrası; nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin, Danıştay'ın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararname ile köye dönüştürülebileceğini öngörmektedir. Kanunun  bu belediyelerin tüzel kişiliklerinin ortadan kaldırılmak suretiyle köye dönüştürülmesinde idari, dolayısı ile yargısal denetimi ortadan kaldırmak amacıyla gündeme getirildiği açıkça ortadadır.

 

2008'de gündeme getirilen ve bugün de Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olarak yeniden gündeme gelen kanun kamu hizmetlerinin etkin ve sürekli bir biçimde yerinden sağlanmaya çalışılması ya da mahalli idarelerin sürekli biçimde geliştirilmesi ve etkin hizmet üretme kapasitesine sahip hale getirilmesi gibi bir amaçla hazırlanmadığı, siyasete nüfuz eden faydacı ve pragmatist bir anlayışla, popülizm yaklaşımlar ve mahalli idareler seçimleri gözönüne alınmak suretiyle hazırlanmış olduğu açıkça görülmekte ve doğrudan siyasi amaç ve beklentilerle gündeme getirildiği anlaşılmaktadır.

 

2008'de de yine siyasi iktidar tarafından 5747 sayılı Kanunla, nüfusu 2 binin altında olan belediyelerin kapatılması gündeme getirilmiş ancak Anayasa Mahkemesi; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce 5393 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000'in üzerine çıkanlar ile “Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri” kapsamında kalanlar ile “Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca saptanan 2008 yılı turizm öncelikli yöreler” listesinde yer alanlar yönünden düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir.

 

Ayrıca; yasama organının, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin yararına olarak bir yasayı kabul etmesi mümkün değildir. Zira; kamu yararı amacı taşımayan yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı düşeceği ortadadır.

 

Sözkonusu yasanın getirdiği 2 bin nüfus sınırının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Hizmet gerekleri noktasında 2 bin ile 5 bin arasında ya da 500 arasında birbirinden ayırıcı mahiyette belirgin, nesnel hiçbir yasal, meşru, geçerli bir neden bulunmamaktadır. Sözkonusu 2 bin sınırı siyasi iktidarın 2008 yılında meclisten geçirdiği yasadan aynen alınmıştır. Ufak değişikliklerle ve özünde aynı şekilde Anayasaya, Türkiye'nin usulüne göre uygun bularak imzaladığı uluslararası sözleşme ve anlaşmalara, Anayasa Mahkemesi'nin kararına aykırı olarak,Halka, Demokratik Toplum Kuruluşlarına uzmanlara sormadan bir oldu-bitti ile meclisten geçirilmiştir. Bu yanlıştır!

 

Belediyelerin tüzel kişiliklerinin ortadan kaldırılmasını; hizmetin gereği gibi sürdürülmesi ile açıklamak; demokrasiden ya da demokrasinin etkinliğinden söz edilmesi mümkün değildir. Belediyelerin, beldelerin, köylerin tüzel kişiliklerinin ortadan kaldırılmak istenmesi, aslında; kamu güç ve kudretine sahip siyasi iktidarın kamu yararını tesis edemediği ve hizmet gereklerini yürütemediğinin açık bir ifşası mahiyetindedir. Bu anlayışın “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” anlayışından zerre kadar farkı yoktur!

 

Elbette bu yasa ile siyasi iktidarın yegane amacı, merkezi idare bakımından öngörüsüzlük ve beceri noksanlığı nedeni ile yerine getiremediği; bir yük olarak gördüğü kamusal hizmetleri yürütmekten kurtulmak değildir. Bunu yaparken siyaseten kendi lehine çalışacak bir sistemi koca bir ülkeye dayatmaktan imtina da etmediğini görmekteyiz. Siyasi olarak güçsüz olduğu bölgeleri bir anlamda yok ederek kendisine ülke düzeyinde dikensiz bir bahçe yaratmak istediği de gerek kapatılan belde belediyelerinden ve gerekse mahalleye dönüştürülen köylerimizden rahatlıkla anlaşılmaktadır.

 

Büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan tüm köy ve belde belediyeleri kapatılmakta; köyler mahalle haline getirilmekte ve bağlı oldukları ilçe belediyelerine katılmaktadır.

 

Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde yatırım ve hizmetlerin yapılması, izlenmesi ve denetlenmesi; afet ve acil yardım hizmetlerinin koordinasyonu ve yürütülmesi, ildeki kamu kurum ve kuruluşlarının desteklenmesi ve denetlenmesi amacıyla kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezleri kurulmaktadır.

 

Büyükşehirlerdeki il özel idareleri ile bu illerdeki bucak ve bucak teşkilatları da kapatılmaktadır.

 

Köyler, meralar, sulak alanlar ve tarlaların iskâna açılması mümkün hale getirilmektedir. Bunun tarım ve hayvancılığı ülke düzeyinde olumsuz etkileyeceği, çok kısa bir süre öncesine kadar dünyada kendi kendisine yetebilen ender ülkelerden biri olan Türkiye'yi dışarıya daha da bağımlı kılacağına şüphe yoktur.

 

Kanunla; kanalizasyon, su şebekesi ve yol yapımında veya bunların tamirinde vatandaştan katkı payı alınmasının önü açılmaktadır. Bu da vatandaşın üzerine yüklenecek yeni bedeller demektir.

 

Kanunla; kapatılacak belediye ve köyler bakımından, valinin uygun göreceği kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla bir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu kurulmaktadır. Kapatılan bu belediye ve köylerde görev yapan personel, kapatılan belediye veya köyün devredileceği ilçe belediyesine bir ay içerisinde bildirilecek; oluşturulan Komisyonun kararı uyarınca ilgisine göre Büyükşehir belediyesine, bağlı kuruluşlara veya ilçe belediyesine devredilecektir.

 

Kanunla köye dönüştürülen belediyelerde görev yapan personel il özel idarelerine devredilecektir.

 

Kapatılan İl Özel İdarelerinde görevli personel ise kanunun yayımı tarihinden itibaren bir ay içerisinde valiliğe bildirilecek; Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun kararına göre Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi, Büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşları veya ilçe belediyesine devredileceklerdir. Belediye ve bağlı kuruluşlara devredilen personelden ihtiyaç fazlası olarak belirlenenler ise, ilgili belediye veya bağlı kuruluş tarafından en geç üç ay içinde valiliğe bildirileceklerdir. Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu bu listeleri 45 gün içinde inceleyerek ihtiyaç fazlası personeli tespit edecek ve listeyi valinin onayına sunacaktır. Vali tarafından onaylanan listeler 10 gün içerisinde İçişleri Bakanlığına ve ardından da Devlet Personel Başkanlığına bildirilecektir.

 

Bu personelden 657 sayılı Kanuna tabi memur olanlar; 4046 sayılı Kanunun 22. maddesi uyarınca 90 gün içerisinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledileceklerdir. Bu kapsamdaki personel başka illere de gönderilebileceklerdir.

 

5393 sayılı Kanuna göre çalışan sözleşmeli belediye personeli 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine tabi personel haline getirilerek kamu kurum ve kuruluşlarına sözleşmeli personel olarak atanacaklardır. Bunlar devredildikleri tarihteki haklarıyla atanacak, sözleşme sonunda ise 4/B'li personel olarak maaş alacaklardır.

 

İşçiler ise başka kurumlara işçi olarak atanacaklar, 5 gün içinde işbaşı yapmadıkları takdirde atamaları iptal edilecek ve iş sözleşmeleri sona erdirilecektir.

 

Kanunla  29 il özel idaresi, 1591 belde belediyesinde  görev yapan personelin ekonomik, sosyal ve mesleki güvenceleri tamamen ortadan kaldırılmıştır. Memurların herhangi bir kıstas getirilmeksizin başka illere gönderilmesinin önü açılmaktadır. İşçilerin 5 gün içinde işbaşı yapmadıkları takdirde işten atılmaları söz konusudur. Bahsolunan uygulamalar çalışanların büyük mağduriyetlerine ve aile dramlarına sebeb olacak türden çok sıkıntılı bir süreci başlatacaktır.

 

Kapatılan belediyeler nedeniyle ekonomik ve sosyal uçurum daha da artacak, göç hızlanacaktır. Beldelerde görev yapan personelin ayrılması ile ekonomisi tamamen personele bağımlı ticari işletmeler, tüm hizmet sektörleri, özel sektör çökecektir. Hiçbir kıstasa bağlı kalınmaksızın yapılan düzenlemeler nedeniyle tarım ve hayvancılık durma noktasına gelecek, yeni oluşturulan cazibe merkezleri nedeniyle bugüne kadar belirli oranda gelişme gösterebilmiş yöreler ekonomik ve sosyal olarak geriye gidecektir.

 

Siyasi iktidarın alelacele meclisten geçirdiği kanun, kamu yararı gibi bir amaca hizmet etmesi beklenemez. Öyle ki; tasarıyla 5216 sayılı Kanunun 24/n maddesinde yer alan “Kamu yararı görülen konularda yurt içi ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri.” düzenlemesinden “kamu yararı” ifadesi çıkarılmıştır.

 

Kanunla büyükşehir sınırları içindeki belde belediyeleri ve orman köyleri dahil köylerin tüzel kişiliği kaldırılmakta, büyükşehir olmayan 52 ilde nüfusu 2 binin altındaki belde belediyelerinin tüzel kişiliğine son vermekte, 29 il özel idaresi, 1591 belde belediyesi, 16082 köyün tüzel kişiliği ortadan kaldırılmaktadır.

 

Ülkenin dört bir yanında hiçbir mecburiyetleri yokken kurulan referandum sandıklarına oy atmak için gelen genci, yaşlısı, şu ya da bu partiye oy vermiş çok büyük ve ezici bir çoğunluk “Belediyeme Dokunma!” mesajını vermiştir.

 

Siyasi iktidarın ben yaptım oldu anlayışı ile Türkiye'nin 10 senedir içine çekildiği durum ortadadır. Siyasi iktidarın hizmet etmeye değil hükmetmeye yönelik siyasi amaç taşıyan bu tasarısını yurdun dört bir yanında destekleyen tek bir belde belediyesi dahi yoktur. Nitekim AKP, MHP ve CHP'li belediyelerin düzenledikleri referandumlarda oy kullanan 362 bin vatandaşın 352 bini HAYIR demiştir!

 

Siyasi iktidar, şayet millet iradesi söylemlerinde zerre kadar samimi ise, bu kanun derhal iptal edilmelidir. Halkı bu kadar yakından ilgilendiren bir konu öncelikle halkın onayına sunulmalıdır.

 

Valilik yönetimindeki iller, Kanunla tüm ili kaplayan belediyeyle birlikte bir tür  “Başkanlık” yönetimine geçirilmektedir. Bu süreç, yakın bir gelecekte Vali-Başkan çatışmasını getirecek ve Bölge Valileri veya Bölge Başkanı şeklinde tek yöneticili bir “bölge - eyalet” modeline döndürülecektir. Bu sonuç elbette Başkanlık Sistemi'nin de zeminidir.

Türkiye'nin siyasal yapısı üniter devlet esasına dayanmaktadır. Bu kanun üniter devlet yapısını bozmakta ve açıkça federalizmi getirmektedir ve Türk idari yapısını üniter devlet ilkesinden uzaklaştırarak, idari federalizmi getireceği için asla kabul edilemez.

 

Yerel-İş Sendikası olarak, açık bir şekilde siyasi mülahazalarla gündeme getirildiği net olan bu kanuna karşı, hakkın, hukukun ve vicdanın sesi olacağız.

Ülkeyi dolambaçlı yollardan federalizme götürerek bölmek isteyenlerin maskesini indireceğiz.

 

 

 

Cengiz GÜLEBAY

Yerel-İş Sendikası Genel Sekreteri

 



banner182
Son Güncelleme: 19.11.2012 13:10
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol