Sınav Sistemi ve Teknoloji Tasarım

Tek bir cevabı olan sorular bilim insanı yetiştirebilir belki ama buluş insanı asla yetiştirmez. Çoktan seçmeli sorulara dayalı eğitim sistemimizin bizi ezbercilikten başka bir yere götürdüğü yok. Sınavlardaki sorular bize hep şunu empoze ediyor; ''Ne kadar uğraşırsan uğraş bir sorunun cevabı tektir.'' Tek doğru'yu bulan öğrencinin o soru üzerindeki sorgulama, merak, araştırma yetisi soruyu çözdüğünde biter. Bu durum hayal gücümüzü, yaratıcılığımızı kalıplara sokmak demektir.

Oysa açık uçlu sorular yani doğru cevabın birden fazla olduğu sorular ile başlayıp bu sorularla öğrencilerimize gerçek hayatta araştırma fırsatı verebilmek, hayal gücünün o sonsuz kapısını açar. O kapıdan giren bir öğrenci bu yöntemle soruları çözdüğünde ve ''Ben farklı bir çözüm buldum'' dediğinde artık kalıpları kırmış demektir, hür demektir, özgür demektir. İşte buluş insanı ''mucit'' böyle bir ortamda yetişir. 

Teknoloji ve Tasarım dersinin tüm kuşaklarında tasarım yaparken ve çevremizdeki sorunlara çare ararken üretilen sorular genelde açık uçludur, farklı çözümleri yaparak yaşayarak bulmaya yöneliktir, pozitiftir, insan beyninin yapısı gibi dallanarak genişler yani doğaldır, doğaçlamadır. Nasıl yapabiliriz? Nasıl oldu? Neden böyle bir değişiklik oldu? Bu sorun hakkında ne düşünüyorsun? Bundan başka neler yapabiliriz? Eğer şöyle yapsaydık neler olurdu? gibi açık uçlu sorular ile kendinin ve çevresinin sorunlarına çözüm bulan ve bunu teknoloji ve tasarım dersinde gerçekleştiren öğrencilerin kendine güven konusunda sorun yaşamadığı, daha girişimci olduğu ve öğrencilik hayatı ile gerçek hayat arasında daha kolay geçiş yaptığı görülmüştür. Öğrencilerdeki şu düşünce; ''öğretmenim bu bilgileri nerede kullanacağız gerçek hayatta kullanılmıyor ki gerçek hayat böyle değil ki'' düşüncesi şu şekilde değişir. ''Şimdiye kadar öğrendiklerimizle ve Teknoloji ve tasarım dersinin özündeki inovasyon teknikleri ile kendi sorunlarımızı, çevremizin sorunlarını daha kolay çözebiliriz böylece daha kaliteli bir hayat yaşayabiliriz.'' 

Düzen kuşağında, değişkenliği olmayan şekillerle tasarım yaparken binlerce farklı kombinasyonda deneme arama çalışmaları yaparak özgün düzenlemelere ulaşılabilir. Kurgu kuşağında, merak ettiğimiz, hayal ettiğimiz değiştirmeyi ve geliştirmeyi düşündüğümüz konular hakkında projeler üretmeye çalışırken tamamen açık uçlu sorular kullanılır ve çözümleri de yine birden fazladır. Yapım kuşağında bir ihtiyacı karşılamak için üretilen ürünlerin arge çalışmalarında yine açık uçlu sorular kullanılır. Aynı soruna birden fazla ve yaratıcı çözümler bulan öğrenciler üretmenin, yaparak yaşayarak öğrenmenin ve kendi problemlerine çare bularak kendi ayakları üzerinde durabilmenin hazzını yaşar.

''Yaratıcılığı Geliştiren Teknikler'' ile yapılan çalışmalar, tek bir cevaba odaklanmadan hayal gücünün o engin denizinde bize yolculuk yapma fırsatı verir. Örneğin piyasada bulunan bir gece gündüz sensörü ile öğrenci, yemleme makinesi, uyandırma makinesi, Oyun sahalarında hakem, düğmesiz elektronik cihazlar, güvenlik sistemi, sayım makinası gibi onlarca proje üretebilir, hatta faydalı model patenti alarak ekonomiye kazandırabilir. Geçmişte ve halen dünyanın en büyük şirketlerinin başarılarının sırrı, yaratıcılığı geliştiren teknikler benzeri TRIZ, MEGA İNOVASYON gibi teknikleridir. Büyük şirketler bünyesindeki çalışanlarına bu teknikleri özümsetmiştir. Örneğin Volkswagen herkesin kullanabileceği ucuz ve küçük bir araba üretmek istemiş ama ön camlara su püskürten pompayı sığdıramamışlar. Çalışanlarına öğretilen teknikler devreye girdiğinde çok yaratıcı bir çözüm bulunmuş; Volkswagen beetle' in stepnesi ön tarafta olduğundan; kapalı dünya kuralından yola çıkarak pompayı tamamen çıkarmışlar, cama püskürtülecek gücü ise stepneden yani lastikteki hava basıncından sağlamışlar. 

Güney Kore 5502. Finlandiya 5482. Hong Kong 5484. Japonya 5475. Yeni Zelanda533 gibi günümüzde eğitimde çalışmalarıyla öne çıkmış ülkenin eğitim sistemini incelediğimizde tamamen inovasyon kaynaklı olduğunu görürüz. Finlandiya da bir öğrenci bir günde üç saat ders görür ve bu kadar az ders görmelerine rağmen dünya genelindeki PİSA gibi sınavlarda ilk sıradadırlar. Türkiyede ki bir öğrenci günde altı saat ders görür ve bu kadar fazla ders görmemize rağmen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı ( Programme for International Student Assessment) da 30 OECD ülkesi arasında 28. sıralardayız. Demek ki girilen ders saatinin artırılması zaten bir işe yaramıyor. Eğitim ortamını ve olanakları artırmak kadar ülkede inovasyon için gerekli kültür altyapısını oluşturarak öğrencilerin eğitim-öğretimlerini dört duvar arasından teknolojik sahalara doğru yöneltmek gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi küçük yaşlardan itibaren öğrencilere mesleki eğitim ve mesleki yönlendirme yapılması gerekiyor. 

Yukarıda anlatılanlardan sonra sınav sistemimizi tekrar gözden geçirelim;

Çalışırız çabalarız, ezberleriz, çoktan seçmeli hayatımızın içinde bize empoze edilenler arasından her şeyden yalıtılmış bir hayat içinde en uygunu yine çoktan seçmeli işaretleriz. Ve sonunda üniversiteye giriş sınavı gelir çatar. Yapılan bir araştırmaya göre ülkemizde gelecek endişesinden dolayı üniversite sınavına giren bir öğrencinin kaygı katsayısı, hayati tehlikesi olan, ameliyat masasında yatan bir hastanın kaygı katsayısından tam yedi kat daha fazlaymış. Çok trajikomik bir durum. Sınavlara giren kişilerin çoğu yaşamıştır bu durumu; Heyecan o kadar fazladır ki kalp çarpıntısı anormaldir, dudaklar kurur, her şey bir anda unutulur, sadece kazalarda ve ölümlü olaylarda başımıza gelen ''hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.'' olayı ülkemizde sınavlarda da ortaya çıkar. Oysa inançlarımıza göre bu durumun öbür tarafta meydana gelmesi gerekmiyor muydu? Gerçekte 74 milyon insandan sadece 3 milyon kişi devlet memurudur. Yani bu üniversite sınavına giren kişiler arasından 100 kişiden sadece 4 kişi memur olur. Ülkemizde çoktan seçmeli sınavlarımız gibi devlet memuru olmak da tek seçenektir ve kaygının asıl sebebi budur. Ya olamazsam ne yaparım?

Peki iyi bir üniversite kazanamayıp da memur olamayan %96 lik kısım ne yapar ne eder. Öncelikle kendine güvenini yitirmiştir. Hayata küskündür, çoktan seçmeli soruları ile hayatla başbaşa kalır. Oysa gerçek hayat çoktan seçmeli değildir. Hayatta kendi seçeneğini yaratanlar ayakta kalır. Özel sektörü tanır. Ameliyatın şokunu atlatan, kendiyle barışık çok az kişi özel sektörde iyi yerlere gelir. Ama olması gereken bu mu? Herkesin tek seçeneğiymiş gibi dershane köşelerinde doktorluk, avukatlık polislik için çalışan öğrencilerin çoğunun memurluğa giriş şansı olmadığı halde neden başka seçenekleri denemez? Neden kendi işimin patronu olmak istiyorum diyen çıkmaz? Babamın ürettiği domateslerden on kat daha fazla verim alabileceğim bir sistem kuracağım ve köyümün en çok üreten çiftçisi olacağım diyen olmaz? Neden ülkenin en iyi güreşçisi, müzisyeni, edebiyatçısı, tasarımcısı olacağım diyen az çıkar. Neden? Neden? Neden? Çünkü mesleki yönlendirme ülkemizde verimli bir şekilde yapılamıyor. Çünkü Toplumun tamamına hitap eden TEKNOLOJİ ve TASARIM gibi bir ders hala anlaşılamıyor. 

Hazırlanın ameliyat masasına (sınavlara); ya da geleceğimiz için Teknoloji ve Tasarım'ın mantığını öğrenin,

SINAV KAYGISINI YENMEK İÇİN… (7.sınıf Rehberlik Konusu)

Verimli ders çalışma tekniklerini öğrenin: Teknoloji ve Tasarım dersinin yaratıcılığı geliştiren tekniklerini öğrenebilseydik beyin kapasitemizin 4 katına çıkabilecektik. Beynini bu kapasitede kullanan bir öğrencide zaten sınav kaygısı olmazdı...

Kendinize karşı nazik olun, katı olmayın: Teknoloji ve Tasarımın her öğrenciyi kucakladığını bilseydik; Üretenlerin, alın terinin değerini bilenlerin birbirine nazik olduğunu bilirdik. Hazırcılar, hazıra konanlar katı olur.

Bütün Geleceğinizi Bir Sınav İle Özdeşleştirmeyin! Teknoloji ve Tasarımın mantığını anlayabilseydik, Akademik kariyer düşünen kişiler için geçerli olması gereken Üniversiteye giriş sınavının kapısında tüm öğrenciler durmazdı. Hayatımızı devam ettirmek için başka güzel seçeneklerinde olduğunu bilirdik.

Hayal Gücünüzü Pozitif Yönde Kullanın: Teknoloji ve Tasarımın mantığını anlayabilseydik, Kontrollü hayal gücü teknikleri ile ürettiğimiz projelerin patentlerini alır. Bunları sanayide uygulayarak bizde bilgisayar bizde otomobil üreterek ülkemizin refahını artırabilirdik. Terörü önleyebilirdik.

Rahatlamayı ve Gevşemeyi Öğrenin: Yoksa ameliyat masasından kalkamayabilirsiniz... (Kalkamayabiliriz Türkiye)

Aksaraydan Celal ÖNGÜN Hocam Teknoloji ve Tasarım Dersinin etkileri ancak bu kadar açık ve net anlatıla bilirdi. Duymayanlara duyurulur.

YOLUMUZ BİRBİRİMİZİ ANLAMAKTAN GEÇMİYORSA , HİÇBİR YERE VARAMAYACAĞIZ DEMEKTİR!!

Memiş KILIÇ

https://twitter.com/memkilic



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
T Tasarım 4 yıl önce

sbs'nin de kaldırılmasıyla bu dersin değeri ortaya çıkar umarım !..

Avatar
serap sade 4 yıl önce

harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık

Avatar
Selçuk 4 yıl önce

teşekkürler memiş kılıç hocam

Avatar
görsel sanatlar resim 4 yıl önce

umarım bizim dersimizinde ne kadar önemli oldugunu anlarlar bigün hayal gücü ve benzeri hepsini içine alan bi ders oldugunu çocugu ezberden kurtardıgını.........

Avatar
Serdar ÇAYIR 4 yıl önce

eline koluna sağlık celal kardeşim...

Avatar
tek tas öğretmeni 4 yıl önce

ellerinize sağlık. nekadar güzel anltmışşınız.çok teşekkür ederim . umarım anlayanlar çıkar.

Avatar
öğretmen 4 yıl önce

ellerinize sağlık. sınav sisteminin sorun olduğunu meb yıllardır biliyor. sınavı kaldırıp başka bir sınav koymakla çözüm aranıyor.teknoloji tasarım dersinin içeriğini bilseler bide destekleseler bütün sorunlar çözülecek.