banner374
 
Bugünkü yazımızda Türkiye’deki sendikacılığın doğuşu, gelişimi, siyaset ilişkisi, bu ilişkinin neden, nasıl olduğunu inceleyeceğiz, bu ilişkinin memura fayda mı zarar mı getirdiği üzerinde duracağız.

Türkiye'de sendikacılık 1946'da yasallık kazanmıştır. Yaklaşık 70 yıllık süreçte ülkedeki sendikal gelişimi değişik zamanlara ayırmak mümkün. 1960 öncesi sendikalar siyasete ihtiyatlı bakmış, yakın ilişkiler kurmaktan kaçınmışlardır. 1960 ile 1980 yılları arasında sendikalar siyasi partilerle içi içe olmuş, partiler günümüzde de görüldüğü gibi sendika üst yönetimlerini belirler halde olmuş ve sendikal üst örgütler kurulmasında etken rol oynamışlardır.1980 sonrasında sendikaların bağımsız bir yapıya kavuştuğu gözlemlense de, aslında bağımlı bir halde olduğu görülmektedir. Bu bağımlılığın hangi noktada kendini gösterdiğine bakacağız. 

Sendikaların siyasetle dolayısıyla, iktidar ile yakın ilişkiler kurması, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısıyla ilişkili olduğu bir gerçektir. Ancak, sendikaların iktidar bağımlılığı akla, tek partili totaliter rejimlerin altında örgütlenmeye çalışan sendikaları getirmektedir. 
Demokrasi anlayışı yerleşmemiş veya demokrasi deneyimi uzun bir geçmişe dayanan gelişmekte olan ülkelerde bağımlı sendikaların, iktidar ile normal şartlarda, ekonomik çıkar ve ideoloji üzerinden ilişki kurduğu görülür. Normal şartlarda dedim, çünkü ideolojik kısmı ile bir uyuşma olsa dahi, ekonomik çıkarın ön planda tutulmadığı görülür. O zaman ideolojik yakınlık ile kurulan bağın aslında, sendika üyelerinin grup menfaatlerinden de uzaklaştırdığı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemizde sendikal hakların alınması, batıdaki gibi mücadeleler sonucu olmamıştır. Sendikaların iradesi ölçüsünde, siyasetin bu hakları uygun görülen zamanlarda, iktidarın kabul ettiği ölçüde, aşama aşama verdiğini de görmekteyiz. Bunun yeterliliği hiçbir zaman kabul görmeyecektir. Çünkü iktidar sahipleri kendi iktidarlarının hesabını yaparken, bu hakları uzun bir zaman yayarak seçim dönemlerinde kullanabilmekte ve sendikal haklarda çağdaş ölçülere ulaşılamamaktadır.

Ülkemizde sendikalar siyasete çanak tutan bir yapıdadır. Kendi özgür örgütlenme modelini ortaya koymayan veya sayıca çoğunlukta olduğunu gördüğümüz sendikalar, bağımsız bir modelin temsilcisi olmaktan uzaktır. Bağımsız sendikalar, belirli bir siyasi partinin arka bahçesi olmak yerine, tüm partilere eşit mesafede durur ve güçlü olma özgürlüğünü ellerinde bulundururlar. O  zaman görülecektir ki, siyaset sendikaları yönlendiremeyecek, sendikalar gücü ile siyaseti yönlendirecek ve sendika üyelerinin haklarını alma noktasında elini güçlendirmiş olacaktır.

Ülkemizdeki sendikacılıkta, siyasetle veya iktidarla yakın ilişkilerde ve dolayısıyla bağımlı olan sendika yöneticilerinin, menfaat durumlarına bakalım biraz da. Ülkemizde sendika yöneticilerinin zaman içinde milletvekili ve hatta bakan, bakan yardımcısı olduğunu görmekteyiz. Sendikaların ülkemizdeki siyasetle yakın ilişkileri, sendika yöneticilerine menfaat olarak dönmektedir. Bu menfaat, üyelerinin çıkarlarını unutan ve gerekirse yok sayan bir hale dönüşmektedir.

Geçmişten günümüze kadar ülkemizde, özellikle işçi sendikalarından 40’ ı aşkın sendika yöneticisi parlamentoya  girerek milletvekili olmuştur. Siyasetle yakın ilişkiler kuran,  meclise girince çalışanı unutan sendika yöneticilerinin, hakların alınmasında mecliste mücadeleyi verememiş, partilerin politikalarına yenik düşmüştür. Sendikal hakkın alınmasında siyaset gücünü kullandırmayacaktır. Sendika yöneticilerinin siyaset ilişkisi sendika yöneticisinin menfaatine yatırım olmaktan ileri gidemeyecektir. Yöneticilerin gemiye atladığı, üyelerin bu denizde boğulmaya bırakıldığını gösterecektir. 

Meclise girmezden önce, toplu sözleşmelerde memurun unutulması, kamu personeli danışma kurulu kararlarından sonuç çıkmamasında sendika yöneticilerinin siyasete yatırım yapan gücünü görmekteyiz.

Siyasetin arka bahçesi olarak yapılan sendikacılık, çalışanların haklarını savunuyormuş gibi görünse de, aslında hükümetin çıkarlarını veya sendika yöneticilerinin çıkarını gözeten sarı sendikacılıktır.

Siyasetin karşısında tüm renkleriyle sendika üyelerinin menfaati için çalışmayan tek renkli sarı sendikacılık, doğru sendikacılıktan uzaktır. 
Tarih, bu çelişkilerden hesap soracak, gerçek ve doğru sendikacılık bu toplumda er veya geç anlaşılacaktır…


facebook.com/AES.maligezici

twitter.com/AESmaligezici



Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
öğretmen 2 yıl önce

öğretmenlere,yıpranma payı verilmesi ve 3600'ekgösterge alınmasıda,eğitimbirsenin ve memursenin,renklerinin, netleşmesini sağlayacaktır.

Avatar
şems ve kamer 2 yıl önce

toplu sözleşmeye yetkili sendika hükümetin sağ kolu gibi çalışırsa zam vermez hükümet tabi.enflasyona ezdirilmek sendikanın sorumluluğu.unutmuşlar güya.hükümeti teklifini kabul etseler daha iyi idi.enflasyona ezildik.telafi ederlerse iyi olur.