banner396

Türkiye'nin bir okulunda olan bir sınıf içi durumun sosyal medyaya yansımasıyla özellikle öğretmenlerin şaşırdığını gözlemlemek şaşırtıcı!

Aslında şaşırtıcı olmaması gerekir zira bu türden durumlar ülkenin hemen hemen her yerinde ve hemen her eğitim kademesinde olabilecek şeyler.

Siz onlarca yıldır öğrencilerinizi sınavlara, testlere, birbirini geçmeye, en çok ezberleyeni tıpa, ezberlemeyeni sanayiye tornaya yollaya yollaya oluşacak sonuçtan ne bekliyordunuz?

Sorun derin ve eski.

Aklın, mantığın devrede olduğu eğitim ülkelerinde/ortamlarında bu türden olaylar olduğunda o işin uzmanları bir araya gelir. Olayın kendi uzmanlık alanına giren kısmını değerlendirir ve gerekli kurum/kuruluş/kişilerle iletişime geçer ve bütüncül bir çalışmayla sorunu halleder. Halletmeye çalışır. Paniklemez. Umutsuz olmaz. Sürecin başından sonuna kadar bilinçli bir adımlar silsilesi ile hareket eder.

Oysaki bizdeki görevlilerin tepkilerine bakalım:

Whatsapp ihbar hattını arayalım!

TV'lere yollayalım!

147'yi arayalım!

Disipline verelim!

Herkese yayalım ki önlem alınsın!

Sendikalar göreve!

...

Yukarıdaki tepkiler tam bir çaresizlik, bilinçsizlik ve kısırlık örneği.

Sizin yukarıdaki önlem alma yollarınız muhatapları koltuğunda TV izleyen halk, telefon ucunda mesaisi 5'te biten bir memur vs.den başkası değil! Bunlar mı senin sorumlu olduğun alanının sorunlarını çözecek?

Koltuğunda oturan veli, bu görüntüleri izleyen veli oğlunu çağırıp: "Öğretmenlerine saygılı ol, dersini çalış, internet kafeye gitme, adam ol!" dedikten sonra o çocuk düzelecek mi?

Düzelmez zira aynı şeyleri okuldaki yetkililerin hemen hepsi diyor zaten.

2018 yılında bunlar hiçbir şeyi çözemez. Çözseydi; ruhbilim, dilbilim, psikoloji, sosyoloji, antropoloji, felsefe, eğitimbilim, ...oloji bilimlerinin ortaya çıkmasına gerek kalmaz.

Zira “Adam ol!” her şeyi çözer değil mi?

Lütfen!

Artık işi profesyonelce yapalım ve işi herhangi birilerine havale etmeyi bırakalım.

Olduğu kadar.

Evet farkındayız birçok şeyin. Eğitimin sadece eğitim alanıyla bitmediğini ve ülke ile ilgili olan her şeyin eğitime yansıdığının da bilincindeyiz ama olabildiği kadar düzeltmeliyiz.

Sorunlarını araştırarak, gözlemleyerek, yordayarak ve paydaşlarla birlikte derinlemesine uğraşmalıyız.

Yakınmanın çözüm doğurmadığı da ortada.

Efendim, Avrupa’daki öğretmen rahat, maaşı iyi bizse neler neler ile uğraşıyoruz yaklaşımı bizi her geçen an daha da kopartıyor gereklilikleirmizden.

Avrupalı ya da bir başka toplumun öğretmenine ideal şartlar tepsi de sunulmadı. Herkes kendi şartını oluşturur.

Yoksa şu an yaşadıklarımız kendi ektiklerimizin biçilmesi mi?

Hep öğretmenleri mi suçluyoruz?

Bir tek suçlu biz öğretmenler miyiz?

Kim suçluduru aramak yerine işin uygulayıcıları olan biz öğretmenler çözüm üretelim.

Okuyalım!

Neyi mi?

Sanırım yönetmelikleri değil. Yönetmelikler problem çıktığında başvurulacak şeylerdir. Problemleri ortadan kaldırmaya zaman ayırdığımızda yönetmeliklere da gerek kalmaz.

Peki ne okuyalım?:

Bebek nedir’i?

Çocuk nedir’i?

Ergen nedir’i?

Eğitim nedir’i?

Öğretmen nedir’i?

Felsefe nedir’i?

Bilim nedir’i?

Problem Çözme nedir’i?

Sosyoloji nedir’i?

Psikoloji nedir’i?

Şehir Kültürü nedir’i?

Spor nedir’i?

Kültür nedir’i?

Çokça. Zira başka bir kurtuluş yok. Çok satanlar listesinde olup da okuyana zarar verme dışında bir değişim yaratmayan kitap okuyarak kendimize hala kitap okuru mu diyoruz?

Okuldaki bir problem için öğretmenler odasında şikayet etmek dışında evde sakin kafayla araştırıp uygulayanımız kaç kişi?

Sınıf çığrından çıkmışken biz hala ders kazanımlarını kazandırmaya mı çalışıyoruz?

Sınıf hakimiyetinin nitelikli içerik, daha nitelikli sunum ve daha da nitelikli kendini geliştirme yerinde hala bağırıp çağırmaktan mı geçtiğini düşünüyoruz?

Göreve yeni başlayan öğretmene ilk tavsiyemiz hala “Hocam, ilk gün sert gir sınıfa, gözleri korksun mu?” mudur yoksa?

Peki eğitim biliminin binlerce yıllık birikimi, bilincini kim uygulayacak?

Yoksa hala veliyi mi suçluyoruz?

Veliler öğretmenlik eğitimi mi alıyor?

Sorunlar kapsamlı ve sınıfa yansıyanlar bir sonuç ancak çözüm merkezi artık sınıflar olmalıdır. Olduğu kadarıyla.

Problem yaratan öğrencisiyse muhatabımız yine öğrencidir. O anda tüm işler bırakılıp sorun çözülmelidir. Gerekiyorsa aylarca uğraşılmalı.

Ancak çözüm öğüt vermek değil.

Öğüt vermek bundan 15-20 yıl önceye kadar da işe yarardı ama artık dünya bir köyden daha büyük.

Sanal oyunlardan ve market raflarından daha ilgi çekici bir şeyler sunamadığımız ölçüde bu türden sorunlar katlanacak büyüyecek.

Dışarıda hayat öyle ya da böyle akarken biz sınıf ortamında hala bilmem kaç yıl önce keşfedilen atomun parçalarını anlataduralım bakalım!

Yoksa yine cevabınız “ama sistem böyle” mi olacak?

Sistem size çocukları sorgulatmayın, düşündürtmeyin, ürettirmeyin mi diyor?

Sanmıyorum.

Öğretmenlerin elini kolunu bağlayan sistem mi?

Yine sanmıyorum. Öyle olsa bile sistemi var eden, yürüten ve ayakta tutan öğretmense o zaman suçlu kim?

Çözümü feysbuktaki öğretmen paylaşım sayfalarında mı arıyoruz? Hem de şikayet ederek? Çözümü bizim dışımızda kimsa bulamaz çünkü alanda olan ve sorun olarak gördüğümüz kişilerle birebir muhatap olan biziz.

Sosyal medyada dolaşan vidyo ve o sınıftaki öğrtemen..

Onun yerinde olsam ne yapardım?

Geçer masama otururdum. Açıp kitabımı okurdum.

Belki aylarca sürdürürdüm.

Ta ki ayağını öğretmen karşısında masanın üzerinde atan öğrenci “Hayırdır Hocaaa, ne okuyon?” diye sorana kadar.

Şimdi işin can alıcı noktası şu:

Hocanın hangi kitabı okuyordur?

Umarım, kitap “ergenlik dönemi, problemli sınıf ortamı ve sosyal uyum problemleri” ile ilgilidir.

Çünkü “adam ol!” demekle adam olunmuyor.

Hem “adam ol”manın ölçütü nedir?

Okudukça birçok şeyin tepeden tırnağa değişmesi gerektiğini fark edeceğiz.

Kendimizin bile değişmesi gerektiği!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kadir 2018-02-11 19:21:19

Siz ve sizi yetiştiren profersorlerin gözünde öğretmen zaten hep hatalı. O kadar hatalı ki içinde öğretmen varken öğrenci okulu yasa ve tum öğretmenleri yakarak öldürme sizin gibilerin gözünde yine öğrenci haklı olacak.Bu sorunun çözümüne gelince çocukların güzel sanatlar ile resim müzik şiir ve geleneksel sanatlarınımız gibi sanatlara ugrasmasidir. Çünkü önce gözler güzeli görür sonra kulak güzeli duyar ve o güzellikler kalbe yerlesir

Misafir Avatar
Aydın MERAL 2018-02-14 00:09:08 @Kadir

kadir hocam merhaba,
ben de öğretmenim ve bu yazıyı yaparken ülkemizdeki uygulamaları ve nitelikli eğitim veren ülkelerin eğitimlerinde doğrudan gözlemlerimden ötürü yazdım. burada amacım ne öğretmenleri ne de başka grupları hedef gösterme ya da haklı/haksız çıkarmak var. var olan durum bana göre az buçuk böyle. biz de birer insanız ve çeşitli nedenlerde ötürü hata yaparız. mesleğimin başlarındayken yaptığım yöntemlerin çoğunun meğerse şu an hatalı olduğunu görüyorum ve şayet o şekilde devam etseydim başarısız bir öğretmen olarak görürdüm kendimi. ha şimdi kendime bir pay biçtiğimden değil ama birey gün geçtikçe araştırarak, görerek, düşünerek gelişir. bu yazının tek ama buydu. yorumunuzda suçlamalar gerçekten ağır ve üzücü. tek amacım güzel bir ülkede yaşamak ve buna katkı sunmak. sağlıcakla kalın.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Nasr Ettin 2018-02-12 17:09:12

"Sorunsal" ne gıcık bir kelime ya. Çok oturgacli goturgec neslinden kendine yer bulamamış bir kelime

Avatar
Osman 2018-02-13 23:09:57

yazarı tebrik ediyorum. sağlıklı düşünebilen ve bunu yazabilen öğretmenlerimizin de olduğunu görmek sevindirici. çoğalması dileğiyle...