banner374
Söylesene Harun, beni öldürmek isteseydin bunu nasıl yapardın? Yürüyorduk ağzımdan bu kelimeler çıktığında. Uzun ve dar bir sokağında memleketimin, yürüyorduk. Etrafımız kalabalıktı. İkimizde, önce ileri sonra geri sonra tekrar ileri ve her defasında daha da hızla hareket eden bir sandalye misali gözlerimizin önünde ve göz göre göre akıp giden hayata bön bön baktığımız gibi bakıyorduk koşuşturan insanlara. Kafamız dumanlı değildi ya dumanlı olsa ancak bu kadar durgun, suskun ve ilgisiz kalırdık olanlara.

Başını bana doğru çevirince Harun, soruyu tekrarlamak zorunda hissettim. Oysa adım gibi biliyordum anlamıştı ne dediğimi. Böyle bir şeyi ondan beklemediğimi de biliyordu. Ama sanırım neden sorduğumu anlamak istiyordu. Beni öldürmek isteseydin bunu nasıl yapardın?

Cevap verme gereği bile duymadan gülüp geçti Harun. Yolun sonunda bir park vardı. Birbirimize herhangi bir şey soylememiş olmamıza rağmen ikimiz de oraya gittiğimizi biliyorduk. Uzun yıllar arkadaşlık yapmışsanız biriyle, bazı şeyleri o söylemeden anlarsınız da diyebilirim ancak gerçek şu ki uzun yıllara gerek kalmaksızın bu küçük şehirde bir kaç kere birlikte takıldığınız biriyle bile bazı şeyleri söylemeden anlarsınız. Ben sadece su içerim böyle yerlerde, Harun ise önce bir çay söyler ardından bir de sigara yakar. Eskiden olsa okulda ki diğerleri hakkında sohbet eder, bazen eleştirir bazen de över, ama genellikle kendimize hiç dokundurmadan lafları en sonunda kimin ilerde mutsuz kimin ilerde mutlu olacağına getirirdik. Konuşmalarımız o kadar uzardı ki bazen ayrılmak üzereyken yarım saat daha ayaküstü konuştuğumuz olurdu. Artık farklı iklimlerde farklı üniversitelerde ve farklı bölümlerde okumuş, araya yılları, yolları, başka arkadaşları koymuş iki eski dosttuk. Ne, adlarını bile bazen hatırlayamadığımız o arkadaşlarımız kalmıştı geriye, ne de dostluğumuz.

Yıllar sonra tekrar buluştuğumuz bu şehirde, ellerine kendi ağırlıklarının yarısı kadar ağırlıkta silahlar tutuşturulmuş ve savaşın tam orta yerine, ve her nasılsa, ışınlandırılmış iki asker gibi kalmıştık, şaşkındık. O da işsizdi bende. Üniversite okurken herkesin ilerde iyi paralar kazanacağımız, iyi işlerde çalışacak saygın kişiler olacağımız inancıyla baktığı gözleri artık iki beceriksize, iki başarısıza ve hatta iki gerizekalıya bakar gibi bakar olmuştu.

İçimde bir volkanın kızgın lavları ağır ağır ama yakarak dolaşıyor bütün hücrelerimi. Üniversite diye bir yalan olmasaydı da hiç okumakla vakit ve para harcamasaydım diye bile düşünüyordum bazen. Ölmekten değil de, beni böyle düşüncelerin boğazımı sıkarak, canımı acıtarak yani işkence yaparak öldürmesinden korkuyordum. Onca yılı okuyarak geçirdikten sonra işsiz olmak, büyük kara bir boşluk. Bu kara delikte hiçbir gencin kaybolmasını istemiyorum.

Etrafa bakarak bir şeyler düşünüyor ve susuyoruz. Sanki önceki bitmek bilmeyen konuşmalarımızın diyetini ödüyoruz. Bir zaman sonra sisteme olan isyanımı sesimle buluşturup Harun' a yansıtıyorum, sessizliği bozuyorum: Söylesene Harun, daha ne kadar susacağız?

Fotoğraf: Özge CANAN

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol