banner374
           Bekle (denilen) nen Haziran 13’ e ramak kaldı. 

Okul / kurumlara yönetici görevlendirmeleriyle ilgili yönetmeliğin eli kulağında…
            Bu yönetme(liği) kimi dört, kimi on dört gözle bekliyor. Kimi dertleniyor düşündükçe, kimi şaha kalkıyor adeta. 
            Her ne olursa olsun, hangi açıdan hatta kimin açısından bakarsanız bakın süreç zorlu, süreç sorunlu.
            Pek çok bilgi kirliliği dolaşıyor ortalıkta.
            Bazıları hayallerini yazıyor yönetmelik maddesi gibi, bazıları beklentilerini atıyor ortaya. Bazıları “illa ben” havasına büründü, bazıları küstü, kırıldı. İmza atmaya imtina edeni mi ararsın, “nasıl olsa bana görev verilmeyecek” diye ipe un sereni mi… 
            Hayallerini yazanların önemli bir bölümü henüz aday konumundayken, beklentilerini dile getirenlerle, küsüp kırılanlar mevcut yöneticiler.
            Durumun vahametini ortaya koymak açısından şu birkaç konuyu paylaşmak istiyorum.
            Geçenlerde bir mahallenin muhtarı bir okulu geziyormuş. İlgili, meraklı, dikkatli, inceleyici, eleştirel bir tarzda oraya buraya bakan muhtara okulun müdürü, “Hayırdır muhtar” dediğinde, muhtardan “Hayır hayır hocam, size oy vereceğim ya yeni dönem için, okulu geziyorum, haksızlık yapmamayım(!)” karşılığını alıyor.
           
İlginç mi?
           
O zaman bir daha.
           
Bir gün, beş yıl civarında kıdemi olan, ancak yöneticilik konusunda hiç deneyimi olmayan bir öğretmen etkili bir yöneticinin kapısını çalıyor. Kendini yağlayıp pulladıktan, süsleyip püsledikten sonra, “Şu okulu isterim,  illa ki o okul olmalı,  oradan başkasına asla razı olmam, ora benim hakkım, bak ben hem şu var ya şu onun akrabasıyım.” demez mi?
           
Etkili yönetici şöyle bir “La havle” çekiyor önce. Her şeye rağmen nezaketi elden bırakmadan, “Daha yönetmelik çıkmadı, ne olacağını bilmiyoruz,  hem sizin kıdeminiz yeterli değil, o okul için yöneticilik tecrübesi de gerekir.” diyecek oluyor olmasına da genç arkadaşımız ele avuca sığar mı, basıyor ayağını kaldırmıyor.
            Bir başka genç meslektaşımız büyük bir ilin bir taşra ilçesinde görevlidir. Herhangi bir özür grubuna tabi olmayan arkadaşımızın tek amacı ille de şehir merkezine gelmek.
            Çalıyor bir gün bol kepçeyle çorba dağıtılan bir kapıyı. Başlıyor feverana. Onun için de tek çıkar yol bir yol bulup bir okula yönetici olmak.
            Neyse uzatmayalım. Sorun nasıl çözüldü bilmiyorum ama kapısı çalınan yöneticinin nasıl buram buram terlediğini tahmin etmek çok zor olmasa gerek.
            Örnek çok.
            Görevlendirme (z/s)orunlu diyelim ve bir başka içler acısı duruma dokunalım.
            Seksenli yılların sonlarında ortaya çıkarılan fiili durumdan sonra kamu çalışanı içinde sendikal süreç imkânı doğdu. Uzun ve meşakkatli uğraşılar sonucunda bir noktaya da gelen sendikal süreç kimi eksikliklerine rağmen yasal zemine de oturdu. 
            Aradan
geçen yirmi beş yılda eğitim sektöründe de irili ufaklı birçok sendika kuruldu.
            Çalışanlar doğal olarak kendi siyasal yapılanmasına da uygun olarak tercihlerine göre farklı sendikalara üye oldular. 
            Bu uğurda mücadele ettiler. Üye oldukları sendikalara aidat ödediler. Eylemlerine katıldılar. İşyerlerinde sendikalarının politikalarını savundular. Zaman zaman rakip sendikaların aleyhinde konuştular, veryansın ettiler başka sendikalara atıp tuttular. Seslerin yükseldiği oldu öğretmen odalarında. Tüm bu gelişmeler üyelerde önemli bir mensubiyet duygusu oluşturdu. 
            Ancak gelin görün ki, okul / kurum yöneticiliği görevlendirmeyle ilgili süreç başladı başlayalı üyesi olduğu sendikaya toz kondurmayanların bazıları daha dün keskin bir dille eleştirdikleri yine kesin bir dille reddettikleri ve hatta yerden yere vurdukları bir başka sendikaya üye olmaya başladılar.
            Aklıma 2000’ li yılların başında yaşadığımız sendikal geçişlerin nedenleri geldi.
            Gülümsedim.
            Gülümsememe sendika yöneticilerinin içinde bulundukları sıkıntılı pozisyon da katıldı.
            “Süpürgeye soğuk geçti.” gerekçesiyle çıkarıldığını düşündüğüm okul / kurum yöneticilerinin görevlendirilmesiyle ilgili çıkarılan yasal düzenleme Eğer ile meğer evlenip keşke doğmadan” Anayasa Mahkemesinden döner de gerginleşen herkes rahat bir nefes alır. 
            Ne dersiniz? 


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
ibrahim 3 yıl önce

elinize ,dilinize, gönlünüze sağlık.

Avatar
babayasa 3 yıl önce

ilçeler arasında yer değiştirenler, kredi çekip borçlananlar, daha nice mağduriyetler... baba pardon anayasa mahkemesi bir babalık yapacaktır bence. eğitimin öncelikli sorunu bu mu. yazık . çok yazık...

Avatar
töre 3 yıl önce

4 yıllık görevlenen idareci okula alışacak bir yıl gitti.son yıl misafir. kaldı iki yılı...ne çok vizyonlar ve projeler sığar değilmi...

Avatar
dörtyol 3 yıl önce

yani bu eğitim öğretimi bu hale okul idarecileri mi getirdi?vekaleten idarecilik verilince bu iş düzelecek mi?allah rızası için kim inanır buna?denmez mi ki herkesin işi kimsenin değildir.kişilik oturduğun koltukla kazanılmaz denmez mi?vekaleten görev yapan kaç idareciye hak bağlamında görev yaptırılacak,kul hakkı değil midir?el etek öpülmeyecek midir?adam kayırma ,iltimas artmayacak mıdır?niye insanlar dürüst olmayı,kalabilmeyi denemiyor?

Avatar
ORHAN 3 yıl önce

osmanlıda böyle battı idi. layık olmayanlar, babadan oğula, şimdide benim adamım hamilimdir, şu okula yönetici ola, gerisi sorulmaya.

Avatar
yönetici 3 yıl önce

memuruna bu kadar eziyet edenlerin kul hakkından ne haberi olsunki....sarı sendikacılıktan öteye gidemeyen eğitim çalışanları sendikaları da galiba layığımızdır..

Avatar
menudem 3 yıl önce

yazarı tebrik ediyorum, maalesef kumaşımız bu kim gelirse gelsin, ye ye kürküm ye misali kaşığı kendi ve yandaşına çeviriyor, ya hak, hukuk, liyakat bunlar hikaye

Avatar
slm 3 yıl önce

4 yıllığına müdürlük mü yapılır!!!!yarını gormeden!!!istediğimiz zaman görevde alcaz deniliyor!!kim yapar ki müdürlüğü