banner374
X,Y,Z kuşaklarından bahsedilen dünyada, inovasyon kavramıyla teknokültürel yaşamın sınıf atladığı bir dünyada biz okullardaki öğretmen dayaklarını konuşuyoruz. MEB’in bu bağlamda yaptığı yegane icraat ise hemen soruşturma açıp o öğretmeni derdest edip görevden uzaklaştırma, maaş kesme gibi anakronik cezalar oluyor.  “Sorunun neliği” üzerinde fikir geliştirip ülke genelinde varolan dayak problemlerinin üzerine gitmek zor geliyor.
 
Bir öğretmen öğrenciye dayak atıyorsa bir eksikliğin dışavurumu söz konudur. Bir öğretmen şayet sınıf yönetimi konusunda zaaf gösteriyorsa dayağın her türlüsünü görebilirsiniz.
 
Peki bir öğretmen sınıf yönetiminde nasıl zaafa sahip olur?
 
Öğretmen, anlatacağı konu hakkında yetersiz bilgiye sahipse, ya da hiçbir bilgi yoksa ne yapabilir?
 
Öğrencileri mobilize edecek kabiliyet bir öğretmende yoksa dayağın her türlüsünü görebilirsiniz.
 
Demek ki sınıf yönetiminin demirbaş kuralı girdiğimiz dersin konusu hakkında öğrencileri mobilize edecek kifayette malumata sahip olmaktır.
 
Her sınıfta çalışkan öğrenci, tembel öğrenci ve orta seviyeye sahip öğrenciler bulunması normaldir.
 
Geçen yazımda bahsettiğim öğrenciler arası tasnifleme sanırım bu bağlamda yeni ve geliştirilebilir bir çığır açacaktır.
 
Mesela ortaokulda bir sınıf düşünelim.
 
Ortaokula gelmiş, hala okuma yazma sıkıntısı yaşayan öğrenciler vardır. Bunların yanında zekası ile lise konularını bile versen alacak kapasitede zeki öğrenciler de vardır.
 
Öğretmenler normal olarak çalışkan öğrencileri isterler.   
 
Gevezelik yapan bir öğrenci karşısında hırçınlaşan bir öğretmen sınıfın tüm iklimini olumsuz etkilemektedir. Zeki öğrenci de psikolojik suçluluk yaşamaktadır.
 
Bazen öğretmen anlatması gerekli konuları haylaz öğrenciler yüzünden anlat(a)mamakta, 30 kişilik bir sınıfta bir ya da iki haylaz öğrenci yüzünden 28 kadar öğrenci bu durumda olumsuz etkilenmektedir.
 
Okullar bir fabrika ya da imalathane değildir, üretim sonrası aynı şeyleri elde edebileceğiniz.
 
Geçen gün facebook’ta muhteşem bir karikatür vardı.
 
Fil, zürafa, maymun, kuş, balık, köpek yan yana dizilmişler ve bir komisyon yarış düzenliyor. Komisyon başkanı diyor ki, adil bir seçim için herkes aynı sınava girmeli, lütfen ağaca tırmanın!
 
Türkiye eğitim sistemini özetleyen bu karikatür aynı zamanda bundan 90 yıl öncesinin hayat standartlarına koşullanmış bir anakronizmi yansıtıyordu.
 
Ben eğitim sistemimizi şuna benzetiyorum.
 
90 yıldır ayakta kalmayı başarmış ama çok kereler restorasyonu yapılmış, içi çeşitli süslemelerle donatılmış ancak ihtiyacı karşılayacak bir yaşam standardı veremeyen sarsık binaya benzetiyorum.
 
Böyle defalarca restorasyonu yapılan ama ihtiyaca cevap veremeyen bu sistemde artık eğitim yapılamayacağı çok aşikardır.
 
MEB, dershaneleri kapatmakla meşgul. Halbuki şu anda eğitim sisteminin en büyük restoratörü dershanelerdir.
 
Dershaneler, daha önce de ifade ettiğim gibi bozuk eğitim yansımasıdır.
 
Şimdilerde MEB, kendi okullarında zaten veremediği eğitimi okul sonrası kurslarla kendi personeliyle aynı ortamda vermeye çalışıyor.
Dalga mı geçiyorsunuz?
 
Dershaneciliği bitirmeye çalışırken devlet kendisi yapmaya başladı. Bu ne acziyettir.
 
Okulların yapısal, öğretmenlerin formasyonel, müfredatın da ihtiyaca uygun ve öğrenci zekasına cevap verebilecek kalibrasyonda yapılabilmesi için restorasyon yapmayı düşünmüyor mu MEB?
 
İstediklerimiz çok mu gerçekten?
 
Gerçi sınavlardaki şaibeleri ortadan kaldıramayan, sınavlarda yanlış soruları engelleyemeyen, sınava giren milyonlarca öğrenciye potansiyel suçlu muamelesi yaparak bileğindeki bileziği bile penseyle kestiren,  dayak atılarak gözünü kaybetmekten son anda kurtulan öğrencinin yaşadıklarından sonra öğretmen hakkında soruşturma açan, başka bir şey yapamayan, 300 bin öğretmen depresyon yaşarken 30 bin kadar öğretmen alımı yaptığı müjdesini verebilen, diğerlerini umursamayan MEB bunları yapabilir mi?
 
Gidişat hayra alamet değil.
 
Üniversiteler lal kesilmiş, sendikalar ses çıkarmıyor, susturulmuş toplum, muhalefet etkisiz, muhakemeler emanet edilmiş, …
 
Bir öğretmen öğrenciye dayak atmış çok mu? Zaten gözünü de kaybetmemiş.
 
Vallahi yazık, billahi yazık, tallahi yazık…
 
TÜRK OKULLARI
 
Türk Okulları, dünya çapında ülkemizin bir başarı hikayesidir. Bundan başkaca bir uluslararası değerimiz ve başarımız bulunmamaktadır.
 
Ekonomi literatüründe yer alan arz-talep diyagramı ile açıklamaya çalışırsak dile kolay 170 ülkede açılan okullar o ülkenin rengine boyanarak kültürel bir çatışmaya meydan vermeden ülke insanın talep ettiğinin fevkınde eğitimsel ontolojiyi verdi.
 
Türkiye’de insanlar Şırnak ve Hakkari’ye gitmek istemezken Türk Okulları öğretmenleri adını sanını duymadığımız ülkelere tekrar dönmemecesine gidiyorsa bu fedakarlıkların karşılığı olarak 170 ülkede pürüzsüz bir şekilde başarılarla dolu eğitim öğretim veriyorlar. Sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
 
NE YAPMALI?
·       MEB, siyasetten tamamen ayrıştırılmalı ve eğitimi bilen ellere teslim edilmeli.
·       Türk Okullarına devletin sahip çıkması gerekir. Çünkü Tür Okulları sn Cemil Çiçek’in tabiriyle “örnekleri kendinden bir hareket”, ulaşılmış bir başarı.
·       Eğitim köklü ve paradigmal bir restorasyon yaşamazsa dayak olayları ve çeşitli pürüzleri yaşamaya devam ederiz ve insanlar çocuklarını okullara vermekten çekinmeye başlarlar.
·       Çağın gereklerine uygun inovatif ve proaktif bir program hazırlanmalı ve yıllara yayılarak yapılmalı.
·       Dershaneler, eğitim hayatı düzelene kadar yürürlükte kalmalı. İhtiyaç kalmayınca zaten kendiliğinden kalkacaktır.
 
 EĞİTİM UZMANI
    

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol