banner374

Demokrasi; insanlık tarihi için üretilmis son derece yüksek gayeli, halkın ihtiyaçlarını hiyerarşiye etmiş, halka rağmenciliğe zahzaha kılınmış, halk dikkate alınmış, halk eksenli bir yönetimin idealleri üzerine temellendirilmiş bir seçim türünün kozmik varlığıdır. Bir ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesinde yer alan demokrasi kültü, var olan farklı düşüncelerin dikkate alınması ile beraber yeniden değer kazandırılmış varlıklar bütünüdür..
18. yüzyılın başlarına kadar devam ede gelen tek tip düşüncenin insanları esir etmesiyle bağnazlaşan bir dünyanın ve düşünceden uzaklaştırılmaya çalisilan insanların hayvanal boyutlara itilmesiyle mutaassıp bir milletler kümesi oluşturulmaya çalisilmasi, her şeyin dinsel boyutunun öneçikarilimiyla beraber eleştirme kültürünün tamamen yok edilmeye çalisilmasi, boyun eğdirme psikolojisiyle insanları hataları fark ettirmeden koyunlaştırma anlayışı ve karşi çikma durumunda engizisyona maruz bırakma, engizisyon mahkemesinin tepesinde demoklesin kılıcı gibi dikilmesi, halkı korkutarak utangaçlığın yamaçlarına sürülmesi, biz düşünemeyiz nosyonuna sığındırma ve akılları mefluç etme, dinin bu şekilde emrettiğini söyleyerek insanları düşünceden uzak salt o değerlere inandırma ve yaşatma uğrunda bir takım elitlerin yönetim delegesini tamamen kendine egemen kılma arzusu ile oluşturulmuş, kendini tanrının vekili addederek kendisini tanrısal buuda sokma hezeyanıyla yeryüzünde tanrıcılık oyununu oynama seremonisi insanları hep demokrasi minvaline iteklemiştir. Ve bu da güçler dengesinin yer değiştirmesine ve neticesinde orta sınıfın güç kazanarak yönetimi kendi eliyle gerçekleştiren yönetim konseptini yani demokrasiyi doğurmuştur. Fransız ihtilali ve devamında oluşan rönesans ve reform hareketleriyle güçlendirilen demokrasi halk tebaasını daha değerli kılmıştır. O yüzden ne zaman seçim yaklaşsa müntehap, müntehibin ayağına kapanası hale gelir; aman reyinizi benden yana kullanın sızlanışıyla! İtirazı olamaz kimsenin, müntehip özgürce reyini kullanır.
Kendini halkın üzerinde gören, devletin parasıyla cebi iyice kabarık sözde elitler hala eskide oynadığı tanrıcılık oyunundan vazgeçmemekte ısrarlı. 1946 yılında çok partili siyasete geçişte bile bir sürü sıkıntı yaşanmışken, demokrasiyi bir türlü hazmedemeyen sözde elitler hep demokrasiye balans ayarı vurmaya çalismis, demokrasi de olsa kendi borularını öttürmenin derdiyle kıvranıp durmuşlardır. Demokrasi tarihimiz 10’ar yıllık periyotlarla hançerlenmiş, zehrini dembedem hissettirmiştir.
İttihat ve terakki zihniyeti bugün Ergenekon zihniyeti olarak yeniden nümayan olmuş, bu millete demokrasi kültürünü çok görmüşlerdir. 27 Mayıs 1960 kanlı darbesiyle başlayan bu çilgin cinnet hali 12 Mart’la daha da perçinlenmiş,12 Eylül’le anayasanın tamamen kendi iradelerine matuf yapılandırılmasıyla devam etmiş. 28 Şubat post modern darbesiyle taşranın ta uç kesimlerine kadar fişleme yaparak fişlenenleri devre dışı bırakma, ülkeyi kan gölüne çevirme gibi akla ziyan kerahetlerden imtina etmemişler, tanrıcılık oyununa ara vermeden temadi etmenin umarını tetkik etmişlerdir. Uygun zaman ve zeminlerde gerçekleştirilen bu darbelerin illegalliğine rağmen darbecilerin kanunlardan layüsel olması 12 Eylül’deki başarılarının işaretidir. Yalnız 28 Şubat’tan sonra inişe geçen bu ekabir yapı gittikçe hızlı bir difraksiyona maruz kalmış, transandantal zannettikleri insanlara dokunulmasıyla iyice defans oynamaya başlamış, çesitli dağılmalar yaşamışlardır. Daha düne kadar beraber ülke için kirli oyunlar tezgâhlayanlar, birbirlerine karşi bile güven duymaktan kaçınmış, her biri birbirinin ses kayıtlarını tutarak yaşadıkları her bir patinajda teker teker ceplerindeki ses kayıtlarını internette teşhir ederek yarı yolda dava arkadaşlarını satmaktan imtina etmemişlerdir.
27 Nisan büyük bir dönüşümün yansıması olarak karşimızda durmaktadır. Önceki periyotlardan farklı olarak hassaten 27 Nisan’da hükümet taammüden ayakta durmuş, bu cesareti gösterebilmiştir.
Türkiye’de güçler yer değiştirmektedir. Medya artık tek taraflı yayınlar yapamamakta, hükümet ekâbir yapıya karşi meydan okuyabilmektedir. Bir zamanlar fasa-fiso diye bahsedile gelen, derin devlet kavramını kullanmaktan korkan hükümetler artık tarihin karanlık çöplüklerinde yerini bulmuş, yerine kendini revize etmiş, mutasavver bir sultaya sahip, bütün birimlerle muvazaalı hareket eden bir hükümet gelmiştir. Özellikle globalleşen dünya düzeninde Türkiye Cumhuriyeti artık dünyanın, büyük denetçiler Avrupa ve Amerika’nın gözetiminde, onların es geçmediği bir konuma doğru ilerlemektedir. Stratejik olarak Avrupa ve Asya’nın düğüm noktasını tayin eden Türkiye, komşuları tarafından da kredibilitesini hızla yükseltmekte, diplomatik bir ağabeylik rolünde temerküz etmektedir. Bunun doğurgusu olarak ticaret hacmini yükselten Türkiye, artık demokrasi baltalanmalarıyla uğraşamayacak kadar meşgul bir ülke görünümüne doğru sürüklenmekte, dünya problemleriyle de ilgilenen dünyaya açımlanan bir görüntü sergilemektedir. Diplomasisine kantiyen anlam yükleyen Türkiye, en marjinal ülkelere bile “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” yanılsamasının rağmına dünyaya elini uzatmakta, yeni dünya düzeninde liderlik rolünün vurgusunu yapmakta ve bir yandan da düne kadar çogu özelliklerini örnek almaya çalistigimiz Avrupa’ya, İsrail’e deontolojik normların müderrisliğini yapmaktadır.
Artık Türkiye’nin de yönetimin müdahil kadrosunu tasfiye etme zamanı geldi. Önümüzde İtalyan gladyosu örnek olarak duruyor. Hükümetin başinda demoklesin kılıcı gibi dikilen, halkın düşüncelerinde gettolar halinde kabuslar olarak var olan Ergenekon Terör Örgütü bir an önce temizlenmeli, küresel problemlerin çözümünde aktif rol alarak ilerleme kaydeden Türkiye’nin dünya muvazenesinde hak ettiği konumu almalıdır. Yeniden imarı gereken Irak, Filistin, Afganistan sırtlanlara yem olmamalı, mutlaka Türkiye’nin dost elini ensesinde hissetmelidir. Afrika, Asya, Balkanlar Türkiye’nin desteklerinin sürekliliğini beklemektedir. Arap ülkeleri parçalanmış birlikler halinde ibretlik bir görüntü sergilemektedir.
Sürekli yokuşta duran bir demokrasi görüntüsü, ne zaman geriye evrileceği belli olmayan bir demokrasi manzarası freni patlak kamyon görüntüsünden farksız olacaktır. Türkiye’nin bu kadar demokrasi çatlagi ülke olarak serencam eylediği yetmez mi? Binaenaleyh Türkiye, kaderinin sokağını değiştirmeli, bağırsakları tertemiz ülke olarak mânialarını bitirmelidir. Zira imdat dileyen o kadar insan var ki Osmanlı torunları olarak bizim birleştiriciliğimize tahassün etmektedirler.

 www.mebpersonel.com

BESTAMİ BOZKURT

EĞİTİM UZMANI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol