banner374
TARİH DERSİ İLE KÜRESEL DOSTLUĞUN SAĞLANMASI
 
1299'da kurulan Osmanlı İmparatorluğu, 400 yıllık bir mutantan dönemin ardından 1699 yılında Karlofça Antlaşmasıyla gerileme dönemine girmiştir. Bu dönemde hala Osmanlı İmparatorluğu dönemin yegane büyük gücüydü; bu büyüklüğün getirdiği özgüvenle sosyo-psikolojik bir tepkimeyle uzun yıllar Osmanlı, kendi yenilmezliği yanılsamasıyla yaşadı ve ufak tefek yenilikler ve reformlar haricinde radikal düzenlemelere gidilemedi. O dönem içerisinde reformist padişahların yokluğu, savaşların dünyanın dört bir yanında sürmesi, yeniçerilerin sarsılmaz bir bürokrasi oluşturuşu, Avrupa’nın küçümsenişi ve reformlarından ders çıkarmayışımız, refahın saraylarda İslami yaşayış tarzından seküler yaşam tarzına evrilişi vb. etkenlerle gerilemenin durdurulamaması Osmanlı’yı kaçınılmaz sona götürmüştür. Seküler diyorum çünkü ilk defa 19. yüzyılda Osmanlı yenildiğinde sebebini kendi dininde aradı.
“Şu noktayı da hatırlatmak lazım: Osmanlı Sarayı ve üst sınıfı uzun zamandan beri tefessüh etmiş, İslam'a olan itimadını-özgüvenini kaybetmiş, İslamî hayatı terk etmiş; zulüm ve istibdat, eşitsizlik ve adaletsizlikler, ahlakî dejenerasyon alıp başını gitmişti. Bu haliyle köklü bir arınma-tezkiye sürecinden geçmeden zaten İslam dininin özüne; hayat, kuvvet, nusret ve zafer veren hükümlerine dönemezdi. Kendi suçu ve günahının cezası olarak Osmanlı yenilince suçu ve kusuru amellerinde arayacağına yenilginin sebeplerini İslam dinine mal etti. İşte tam bu ruh ve zihin halinde Osmanlı'nın iktidar seçkinleri galiplerin ideolojisine kendilerini teslim edip dini bir kenara bırakma kararı aldılar.
Batıcılar bütün siyasî versiyonlarıyla geri kalışımızı İslam dinine bağlarken, İslamcılar "geri kalışımız"dan İslam dinini değil, biz Müslümanların tarihte dini yanlış anlama biçimini, dolayısıyla tarihsel mirası (türas) ve geleneği sorumlu tuttular.(Bkz. Ali Bulaç, Yenildik mi, Geri mi Kaldık?)”
Karlofça Antlaşması, Seküler Türk Tarihi’nin miladıdır diyebiliriz o zaman. Hızla gerileyen Osmanlı'nın, refahı artan Avrupa’ya karşı ilgisiz kalması düşünülemezdi.
Burada şöyle bir değerlendirme yapabiliriz: Osmanlı kendi öz-kültüründen ve İslamiyetten koparak köküne kibrit suyu dökmüştür. Bu öylesine sinsice gelişen tarihsel bir yanılgıdır ki asırlar boyu sürecek karmaşayı da beraberinde getirecektir. Bu karmaşa bugün yaşadığımız İslam Dünyasındaki dökülen kanın, gözyaşının, beşiğinde hayat bulamayan bebeklerin kurşunlanmasıyla sonuçlanmıştır. 
 
1792 Yaş Antlaşmasıyla, Osmanlı İmparatorluğu gerileme dönemine girmiştir. Yaş Antlaşmasıyla beraber sembolik düzenlemelerin dışında arkaik düzeni revizyone edememiştir. Yeniçeriler, padişah katletmiş, istedikleri şehzadeyi tahta oturtarak yönetim üzerinde ciddi etkiye sahip olmuşken kendilerine uzanan elleri ne pahasına olursa olsun kırmaktan çekinmemişlerdir.
Tarih, toplumlar üzerinde yaşamsal getirilerde ya da götürülerde bulunur. Geçmişe bakarken at gözlüğüyle yapılabilecek değerlendirmeler, o günün konjonktürünün hesaba katılmadan bugüne göre yorumlanması tarihsel hatadır.
Cumhuriyet Tarihi’nden bu yana yaşadığımız komplikasyonların, istenmeyen zorundalıkların talihsiz sonuçları getirmesi, bütüncül devlet olma kabiliyetinin kibir gayyalarında eritilmesi, sonu gelmeyen iktidar mücadelelerinin dış müdahalelerle tesis edilme çabası ve domestik alanda bir takım yerleşik momentlerin oluşması ülkemizin belini doğrultamamıştır.
İpe un serilir gibi yürütülen dış politikaların tarihsel kazanımlardan bağımsız olması düşünülemez. Dış politikada atılan her adımın tarihin arka planıyla eşzamanlı yürütülmesi politikalarımızı şimdiye değil, 5-10 sene sonrasına göre değil 100 sene sonrasına göre yürütmemiz gerektiği tüm çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır.
Okullarımızda tarih ders kitaplarının içeriklerinin, düşmanlıkların taze zihinlere kazınmasından başka bir işlev görmediği muhakkak. Üstelik öğrenciler bu derse karşı sevimsiz nazarlarla bakıyor.
Başta uluslararası tarih kurulu oluşturularak yazılı olan tarihten itibaren doğru bir tarih yazılmalıdır. Her ülkeden objektif tarihçilerin oturup çalışmaları sonucunda iyisiyle-kötüsüyle ama doğru bir tarih yazımına ihtiyaç vardır.
İnsanın bulunduğu yerde hata da bulunur. Önce bu realiteyi kabul etmek gerekiyor. “Benim atalarım bunu yapmaz.” anlayışıyla değil yaptığı iyi ve kötüyle geçmişi sahiplenerek gerçek bir tarih bilincine erişmemiz gerekiyor.
Bugün dünyadaki her devlet kendi tarihini yanlı bir şekilde yazıp “bakınız, benim dedem böyle yiğitmiş” mantalitesini çocuklarına aşılıyor. Kof kabadayılığın işler olduğu dönemler çoktan gerilerde kaldı.

"Ya İnovasyon Ya İzmihlal!"  başlıklı makalemizde “Bu dönem en hızlı düşünenin, yeniliği ve dönüşümü en hızlı gerçekleştirenlerin çağı… “ demiştik.
Tarih kitaplarımızdaki dedeleriyle övünen ve geleceğe dair yaşayan mevta zihniyetini angaje edecek tarih bilinciyle çocuklarımızın zihinlerini kendi ellerimizle ne zamana kadar kirletmeyi düşünüyoruz?


Tarih dersi nasıl olmalı?

Günümüzde televizyonlar oldukça işlevsel kullanılmaktadır. İlkokul ve orta okul çağlarında çizgi film ve animasyonlarla gerekli olan tarihi bilgiyi soğuk kitap sayfalarından arındırabiliriz. Sonra filmin içindeki stratejik noktaların öğretmen rehberliğinde “beyin fırtınası, konuşma halkası, drama, vb.” tekniklerle destekleyerek sevimsiz bir zorundalıktan kurtararak tarihsel bağları vermeye çalışmalıyız. Liselerde de benzer bir teknikle ama seviyesini uyarlayıp yeni tekniklerle bu ders düzenlenebilir.

Tarih kitapları gereksiz ayrıntılardan kurtarılarak izlenen film sonucunda küçük alt başlıklarla ve bilgi kutularıyla okunurluğu artırıcı stratejik enformasyona yönelinmelidir.
Kitabın geri kalan kısmı ise kavramsal karikatürlerle, tanılayıcı dallanmış ağaçlarla, bulmacalarla bağlantıları kavratmaya dönük öğrenci merkezli açılımlara gidilmelidir.
40 dakikalık dersin bir kısmı film, çizgi film, animasyon gibi bilgiyi öğrencinin seveceği ve ilgi duyacağı partlarla, geriye kalan kısmı konuyla ilgili bilgi kutularının, bulmacaların, tanılayıcı dallanmış ağaçların doldurulmasıyla vb. tamamlanmalıdır.

Tarih dersini asla düşmanlığın öğretisi olarak kullanmamamız gerekir. Stratejik bağlantılarla zihnini dünyayla entegre edebilecek, geçmişten tevarüs edilen kazanımları geleceğe aktarabilme potansiyeliyle donatarak küresel dostluğa, barışa, huzura hizmet eden radikal bir revizyona ihtiyacımız vardır.

Immanuel Kant’ın ahlaki arayışında ulaşmak istediği ahlak felsefesi “kantiyen anlamı” doğurdu. Kantiyen anlam ebedi barış, dünya barışı gibi anlamları ihtiva ediyor. İnsanlara araç gibi değil amaç gibi yaklaşılınca başka bir ifadeyle insanı araçsallaştırmadan insancıl duygularla muamele edildiğinde ve bu nosyonu globalleştirdiğimizde dünya barışının kendiliğinden oluşacağı düşüncesidir.

Tarih dersini küresel mutluluğa hizmet eden yapıya büründürme, küçülen dünyada kelebek etkisi oluşturacak, tarihi geleceğe dostluk köprüsü kurma projesi olarak yapılandırmamız Kant’ın ahlaki arayışındaki kantiyen düşünceyi küreselleştirecektir.
Bu süreci neden biz başlatmayalım? 
www.mebpersonel.com

EĞİTİM UZMANI
BESTAMİ BOZKURT
www.facebook.com/bestbozk
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
esra 4 yıl önce

tarih dersi ezber dersi olarak algılatılmakta.kitaplar bir felaket .o kitapları okuyan tarihten nefret eder.niçin türk büyüklerin,islam bilginlerinin hayatlarını,öğretilerini anlatan bir ders konulmuyor liselere.liselerde niçin tarih önemsiz gösteriliyor.

Avatar
taha yasin 4 yıl önce

hakikaten liselerde ve ilköğretimlerde tarih dersi hakkındaolumlu düşünen var mı? bestami bey orijinal bir bakış açısıyla olayı ele almış. esra sen de haklısın...

Avatar
CEM KADEROĞLU 4 yıl önce

bi terslik yokmu: '1699 yılında karlofça antlaşmasıyla gerileme dönemine girmiştir. bu dönemde hala osmanlı i̇mparatorluğu dönemin yegane büyük gücüydü; bu büyüklüğün getirdiği özgüvenle sosyo-psikolojik bir tepkimeyle uzun yıllar osmanlı, kendi yenilmezliği yanılsamasıyla yaşadı ve ufak tefek yenilikler ve reformlar haricinde radikal düzenlemelere gidilemedi''' -radikal düzenleme- doğru düzgün bi kendi devingenliğinde yenileşme oluşturulamamış d radikallikten bahsediyor düşünülmemiş bile !!!