banner374

Unutkanlık, insanın parametrik sisteminde yer alan regülatif bir işlevdir. Bu işlev sayesinde insan tarihin tozlu sayfalarında kalan epizodik nüshaları aklının pinhan noktalarına fırlatır. Geçmiş sadece bir iki saniyelik hatırat-ı sermaye olup gitmiştir.

 

Türkiye, ana hatları ile kadim ve müsellem bir kültür yapısına sahiptir. Koca bir tarihsel senkronun bugüne yansıması şu ahvalimiz mi olmalı? Hangi yanımıza sarılsak samankapan bir şekilde dökülüyor. Toplumsal kokuşmuşluğumuzun farkına varmak yerine alışıp unutmayı tercih ediyoruz. “Ne yani ben mi düzelteceğim?” gibi salvolara başvuruyor, savruk bürudetimizi geri getirilemez aşamalarda bırakıp kaçıyoruz. Dünya bir gündür, o da bugündür felsefesiyle eğlenmene bak! diyoruz.

 

KOKETRİ YAŞAM BİÇİMİMİZ

Ben çocukken kimi arkadaşlar vardı. “Benim babam şunu başarmış, dedem şunlarla iş yapmış, şöyle başarılı” gibi şeylerle övünür, sağa sola hava atardı. Sonraları mirasyedi oldular.

Övünmeyi çok seviyoruz. Sanıyorum Fransızca’dan dilimize geçmiş bir kelime: Koketri. Beğenme arzusu, beğenilmeye çalışma gibi anlamlara geliyor. Bu özellik oryantal bir biçim. Doğu toplumları geçmişiyle övünmeyi, kof bir övülmeyi her şeye feda etmeyi bir yaşam biçimi olarak görüyor.

İyi ile kötü nasıl ki birbirini sevmiyorsa övgü ile yergi birbirini sevmeyen iki zıt kutup. Övgünün yerleşik olduğu toplumlarda yerginin yer bulabilmesi mümkün değil. Tabiî ki yergi deyince sövgü anlaşılmamalı. Bazen eleştiriyorum diyerek doğrudan kişiliğe hakaret edilebiliyor. Bunun adı eleştiri değil hakarettir. Yergi; bir kimseyi, bir toplumu, bir düşünceyi, bir nesneyi veya bir göreneği yermek için yazılmış veya söylenmiş söz, taşlama, hicviye, hiciv, satir. Mesela “sen ahmağın birisin” bir hakarettir. Ancak “senin şu davranışın şundan dolayı yanlıştır” bir yergidir.

İçimizde biriken kümülatif övülme ihtiyacı bizde takıntı oluşturmaktadır. Sosyal medya sistemlerinde var olan “beğen” butonları sanal bir biçimde bu ihtiyacın karşılanması için tasarlanmıştır. Ayet-i kerimede geçen “Biz insanı bir damla sudan yarattık” ibaresi bu patolojinin olgusallığını tespit için mükemmeldir. Batı toplumları Rönesans sonrası bir aşamayı post-Rönesans bir algoritmayla yaşantısallıştırmıştır. Doğu toplumları tüketme ahlakı üzerinden varyasyonlar oluştururken batı toplumları üretim fizibilitelerinin vargısal ahlakını önemsemişlerdir. Bu da doğu toplumlarında tüketme üzerinden, batı toplumlarında ise üretme üzerinden bir keyiflenmeyi doğurmuştur.

İLKOKUL-ÜNİVERSİTE VİYADÜĞÜ

Eğitim sistemimiz, toplumsal algılarımızdan kopuk bir yapıda. Bugünü yapılandıran, kısa, orta, uzun vadeli programlarla teşmil edilemeyen eğitim sisteminin izmihlale doğru yuvarlandığını görebiliriz.

Bunlar düzelebilir mi?

Tabiî ki.

 

Milli eğitim bakanlığının(MEB) siyasetten arındırılıp YÖK gibi özerk bir kuruma dönüştürülmesi gerekir. MEB’in YÖK’le sıkıca koordine edilmesi gerekir. Türkiye’nin her alanda ihtiyaçlarının belirlenmesi sonucu ilkokul-üniversite arası dönüşümlerin işlevsel viyadükler kurularak eğitimin üretme becerisini sağlayabiliriz.

 

EĞİTİM UZMANI

https://www.facebook.com/bestbozk

https://twitter.com/bestamibozkurt

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol