banner374
  
 
Mebpersonel.com Sedat DEGER:   Merhabalar Musa bey nasılsınız? Bu yoğun programınızda vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş: Merhaba Sedat Bey. Biz de size eğitimin ve eğitim çalışanlarının sorunlarına yer verdiğiniz için teşekkür ediyoruz.
 
Sedat DEGER: Konu Milli Eğitim Bakanlığı olunca açıkçası çözülmesi gereken birçok sorun rafta bizleri bekliyor. O yüzden hangi soruları size yöneltmem gerektiğini, çok düşünmek zorunda kaldım. Size önemli olarak gördüğüm ve eğitimcilerden gelen hem şikâyetler hem de sorulardan oluşturduğum soruları sormak istiyorum.
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş: Evet, eğitimin o kadar çok problemi var ki… Özellikle son 11 yıldır eğitimin dokusuyla sık sık oynanması, eğitimin ihtiyaçlarına cevap verilememesi, eğitim çalışanlarının özlük ve sosyal hakları açısından diğer ülkelerdeki meslektaşlarına kıyasla çok geride kalması eğitimde verimi, başarıyı ve kaliteyi düşürmüştür. Ne yazık ki, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında da ziller sorunlarla çalmıştır.
            Yönetmelik değişiklikleri kamuoyunda tartışılmadan, eğitimin ve çalışanların lehine olup olmadığı ve uygulanabilirliği değerlendirilmeden yapılmaktadır. Alınan kararlarda sürekli olarak değiştirilmektedir. Bunun sıkıntısını ise çalışanlar, öğrenciler velhasıl toplum yaşamaktadır. Maalesef, Milli Eğitim Bakanlığında istikrarlı, kararlı, kısa-uzun vadeli eğitim politikaları yoktur. Eğitimde yaşanan sorunların pedagojik düşünme yerine ideolojik uygulamaları toplumu ayrıştırmıştır. Milli Eğitim Bakanlığının başında olanların yönetim anlayışındaki ideolojik yaklaşımlar bu yapıyı karmaşık bir hale getirmiştir. Bu karmaşık yapı ancak toplumun ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve çalışanların yaşadığı sorunlara samimi bir yaklaşım gösterilerek çözülebilir. Sorunlar ideolojik bir anlayışla değil partiler üstü bir eğitim politikası ile çözülebilir.
 
Sedat DEGER:  2013-2014 eğitim-öğretim yılı yoğun bir gündem ile başladı. Bunların Başında ise Eğitim yönetici atamalarında sözlü mülakatlarında birçok haksızlıklarının yapılmasını söyleyebiliriz. Gerçi gün geçmiyor ki her bir kurumda torpilli atamaların veya kurum içi yükselmelerin yaşanmasına şahit olmayalım, ama konu eğitim olunca bütün işler değişiyor, çünkü bir toplum eğitim ile iyileşir ve kendini geliştirebilir. Görünen o ki eğitimin amacına ters düşen sözlü mülakatlarda haksızlıkların yaşanması Türkiye’nin kanayan yarası olarak kalmaya devam ediyor. Sizin bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir ve sendikanız olarak tavrınızı öğrenebilir miyim?
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Milli Eğitim Bakanlığı, tarihindeki en büyük kadrolaşmalardan birisini yönetici atamaları ile yapıyor. Bazı adaylara yazılı sınavdan yüksek puan almalarına rağmen sözlü sınavda düşük puan veriliyor; bazı adaylara da yazılı sınavdan düşük puan almalarına rağmen sözlü sınavda yüksek puan veriliyor. Sözlü sınavdan yüksek puan verilen adaylar ise -her ne hikmetse- hükümete yakınlığıyla bilinen yandaş sendikanın üyelerinden oluşuyor. Dolayısıyla ideolojik ve keyfi uygulamalar neticesinde yönetici kadrolarına hak etmeyenler atanıyor. Müdür koltukları artık resmen yandaşlara satılığa çıkarılıyor. İktidarı yıkayıp, yağlayan, ideolojileri birbiriyle örtüşen, aynı siyasi tutumlara sahip olanlara koltuklar emanet ediliyor. Burada ehil olmaya, bilgi ve tecrübe sahibi olmaya hiç önem verilmiyor.
Peki, bunu kimler yapıyor? Kendini inançlı olarak gösterenler yapıyor. Ancak, bunların dinle, inançla alakası yoktur. Hâlbuki İslami dünya görüşünde toplumsal ilişkilerde en yüksek değer şüphesiz adalettir, liyakattir. Adaletin terazisi kaymıştır. Liyakat ve kariyer yok sayılarak yandaşlık öne çıkarılmıştır. İslami esaslar referans alınmamış; adalet yok sayılmıştır. Bunun yerine siyasal anlayışa göre hareket edilmiştir. Bu anlayış ise, yüce dinimiz İslam’ın reddettiği davranıştır. O halde, bu haksızlığı yapanların inancı var mıdır?
Yanlı yönetici mülakatları sonucunda müdürlük koltuğuna oturanların bir kısmı artık o makamlarda bileğinin hakkıyla değil; bir yerlerden gelen talimatlarla oturmaktadır. Ehil olmak artık yerini yandaş olmaya bırakmıştır. Yandaş sendikanın üyeleri alenen kayırılmaktadır. Malum sendika her ne kadar açıklama yaparak hak ve adalet naraları atsa da, üyelerinin kayırılması için hiçbir girişimde bulunmadıklarını ve bulunmayacaklarını söylese de, buna kargaların bile güleceği çok açıktır.
            Torpilli atamalara örnek verecek olursak; İstanbul’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından oluşturulan sözlü komisyonun, bizzat MEB Müsteşarı Yusuf Tekin tarafından değiştirildiği söylenmektedir. Önceki komisyonun adil bir mülakat yapacağı endişesi taşıyan Tekin’in yetkisi olmadığı halde komisyonu değiştirerek, gayri ahlaki davrandığı duyumları ayyuka çıkmıştır. Şayet bu iddialar gerçek ise Tekin görevinden derhal istifa etmelidir. Komisyonda Bakanlığın önereceği sadece bir kişi bulunmaktadır. Bunun dışında MEB Müsteşarının komisyona müdahale etmesi tam anlamıyla skandaldır.
Malum sendikanın sözlerini yalanlayan o kadar çok örnek vardır ki… Bunlardan birisi de Kırıkkale’de yaşanmıştır. Kırıkkale’de yazılı sınavdan 86,86 puan alan ve yazılı sınav birincisi olan Türk Eğitim-Sen üyesine sözlü sınavda 34 puan verilmiş; yazılı sınavda onuncu sırada bulunan yandaş sendikasının üyesine sözlü sınavdan 100 puan verilmiştir. 
            Hatay’da yazılı sınavda 92 puan alarak Hatay il birincisi olan Türk Eğitim-Sen üyesine sözlü sınavda 42 puan verilmişve bu yönetici adayı Hatay ilinde en düşük sözlü sınav puanı alan kişi olmuştur. Ancak aynı sınavda komisyon üyesi olan bir kişi ile akrabalığı olan bir adaya ise sözlü sınavda 99,20  puan verilmiştir.
            Sivas’ta yazılı sınavda 88 puan ile en yüksek puanı alan Türk Eğitim Sen üyesine sözlü sınavda tahminen 53 puan verilirken, Eğitim Bir Sen şube Başkanına yazılı sınavda 70 puan verilerek sıralamanın en altında iken, tahminen sözlüden 97 puan verilerek “Huzur İmam Hatip 0rtaokuluna” müdür olarak ataması yapılmıştır. (Sivas ili sözlü puanlarını açıklamamıştır)
            Bursa’da yazılı sınavı kazanıp mülakata giren 214 idareci adayı vardır ve bu adaylar içerisinden 90 puan üzeri alan 75 adaydan 71’i yandaş sendika mensubudur. Okul müdürlüğü koltukları Eskişehir, Afyonkarahisar, Denizli, İzmir, Kırıkkale, Zonguldak, Tokat, Gaziantep ve daha birçok ilde adeta satılığa çıkarılmıştır.
            Sözlü sınavda ne ses kaydı, ne görüntü kaydı vardır. Komisyonun neye göre puan verdiği belli değildir. Parti teşkilatları ve sözde bir sendikanın ortaklaşa hazırladığı listeler komisyonun önüne gitmekte, daha sonra da şaibeli puanlar peşi sıra gelmektedir.
            Şu hususun da altını çizmekte fayda görüyoruz:Sözlü sınavlarda yapılan adam kayırmacılıkla öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, okullarımız ehil olmayan kişilere emanet edilmektedir.   Hak etmediği bir makama torpille gelen bu kişiler okullarının başarılı olmasını nasıl sağlayacak; utanmadan, yüzü kızarmadan o makama nasıl oturacaktır? Adalet düzenini iğfal ederek o makama gelen okul müdüründen eğitime hayır gelir mi? Ehil olmanın yerini yandaşlığa bıraktığı bu atamalara TEMİZ BİR TOPLUM, TEMİZ BİR GELECEK İÇİN 7’DEN 70’E HERKES KARŞI ÇIKMALIDIR.
            Sınav komisyonlarına gayri ahlaki ilişkiler bulaşmıştır. Sınav komisyonları kirlenmiştir. Adalet kavramı silinmiştir. Bu kirliliği oluşturanlar din ve inancı ağzından eksik etmeyenlerdir. Din ve inançtan bahsedenlerin önce kurdukları kumpaslara, kirli ilişkilere bakmaları gerekir. Mülakat sınavlarının çoğunda kul hakkı yenilmiştir. Bunu yapanların öncelikle İslam’ı ve kul hakkının ne demek olduğunu öğrenmeleri gerekir. Bilerek insanların hakları gasp ediliyorsa bunun adı bölücülüktür. İnsanları ayrıştırarak çalışma barışını sağlamak mümkün değildir. Mülakat komisyonlarında hak gaspı vardır; insanlara zulmedilmektedir. Zulmün bulunduğu yerde hak yeme, sömürü, eğrilik, ahlaksızlık ve azgınlık vardır. Bütün toplumsal hastalıkların en başlı sebebi de adaletsiz yönetimlerdir. Şuan, Milli Eğitim Bakanlığı hak yiyenlere ve bu büyük adaletsizliğe göz yummaktadır. Bu adaletsizliğin temelini çıkardıkları yönetmelikle Milli Eğitim Bakanlığı atmıştır. Mülakatlarda ki yanlı tutum ile çalışanlar “benden olanlar ve olmayanlar” şeklinde ayrıma tabi tutulmuştur. Toplumu ayrıştıran bu kirliliğe herkesin karşı durması gerekir. Aksi takdirde geleceğimiz karanlık olacaktır. Bir ülkede ve toplumda namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça adalet ve fazilet bir ütopya olarak devam edecektir.           
            Sendikamız, elbette haksızlıklara, gayri ahlaki yöntemlere, kirli pazarlıklara hiçbir zaman seyirci kalmamıştır. Türk Eğitim-Sen, Yönetici Atama Yönetmeliği’nin iptali için dava açmıştır.Ayrıca bazı illerde, yazılı sınav puanı üstünlüğüne göre sözlü sınava çağırılan adaylardan yönetmelikte olmamasına rağmen Ek-1 Değerlendirme formu ve bu forma ilişkin belge istenilmiştir. Bu durumun sınava girecek adaylar arasında eşitliği ve komisyonun kişilere vereceği puanların objektifliğini zedelemesi nedeniyle Ek-1 Değerlendirme formunu ve bu forma ilişkin belgeleri isteyen il milli eğitim müdürlükleri hakkında da Türk Eğitim-Sen olarak suç duyurusunda bulunduk. Yargının bu rezalete gereken dersi vereceğine inanıyoruz. Aynı zamanda illerde kitlesel eylemler yapılmaktadır. Türk Eğitim Sen Genel Merkezi olarak 24 Eylül tarihinde büyük bir uyarı eylemi düzenleyeceğiz. MEB önünde yapacağımız mülakat haksızlığını protesto eylemine Türk Eğitim-Sen Şube Başkanları, Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, teşkilatlarımız ve yüzlerde yönetici adayı Ankara’ya gelerek bu işin sorumlularını istifaya çağıracaktır.
 
Sedat DEGER: Biliyorsunuz 40 bin öğretmen ataması gerçekleştirildi ve hemen ardından da eksik kalan atamaya istinaden 3.227atama başvuruları da bugünlerde alınıyor. Zaten atama sayısı Türkiye’nin öğretmen ihtiyacını düşündüğümüzde 40 bin öğretmen alımı az iken, öğretmen alımlarında ise büyük bir adaletsizliğin yaşandığına şahit oluyoruz. Birçok alana öğretmen ihtiyacı olmasına sıfır kontenjan verilmesi ile beraber bazı öğretmen alımlarına çok büyük bir kontenjan verilmesi hem öğretmen camiasında hem de kamuoyunda büyük bir üzüntü ile karşılandı. Yani hem alan sınavına girdirilen fakat iş öğretmen alımına geldiğinde kendilerine bir hak verilmeyen atama bekleyen öğretmenler bakanlığa çok kızgınlar(Fransızca, İşitme Engelliler Öğretmenliği Makine ve Kalıp, Makine Ressamlığı, Makine Model, Metal, Mobilya, Motor, )Sonuna kadar da haklılar. Çünkü en son ek atamaya da en azından bu bölümlere kırgın olan kalplerini almak için kontenjan ayrılabilirdi fakat bakanlık daha da kalp kırgınlıklarını arttıracak adım atarak; 3227 atamanın en fazla alımı (%64) 2065 din kültürü öğretmenlerine verdi. Diğer alımlarına da baktığımızda sadece birkaç branşa önem verilip diğerlerine önem verilmemesi bakanlığa güveni ciddi manada zedelemiştir. Sizce bu alımlar doğru mu diğer öğretmenlerin kendilerini üvey evlat gibi hissetmesi nasıl giderilebilir?
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Milli Eğitim Bakanlığı 2013 yılı için 40 bin öğretmen ataması yaptı, 3 bin kontenjan boş kalmıştı. Bu atamalarda yapıldı. Öğretmen atamalarına baktığımız zaman, adil bir kontenjan dağılımı olmamış, ihtiyaç olan birçok alana atama yapılamamış ya da atama sayısı yetersiz kalmıştır. 2013 yılında bazı alanlara hiç kontenjan ayrılmamıştır. Örneğin Fransızca öğretmenliğine atama sayısı sıfırdır. Teknik öğretmenliğin 6 branşına da hiç atama yapılmamıştır. Bazı branşlardaki atama sayıları ise yetersizdir. Dolayısıyla kontenjanların adil dağıtılmadığına yönelik ciddi endişeler vardır. Buradan soruyoruz: Bu gençlerimizin emeklerine yazık değil midir? Öğretmen olma hayaliyle KPSS’ye hazırlanan, alan sınavına giren ve tek dertleri öğrencilerine bilgi aşılamak olan bu öğretmenlerimize haksızlık yapılmamış mıdır? 
            Bakanlık tarafından belirlenen 40 bin atama sayısının yetersiz olduğunu, Bakanlığın yeni sistem dolayısıyla öğretmen açığını kapatmak için 100 bin öğretmen atama yapması gerektiğini belirtsek de, ne yazık ki uyarılarımız dikkate alınmadı. Üstelik Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı daha önce yaptığı açıklamada 42 bin öğretmen ataması yapılacağını söylemişti. Bakanlığın 42 bin sözünü tutmaması, 2 bin eksik atama yapması öğretmenlerimize büyük bir haksızlık olmuştur. 2 bin atamanın MEB için bir önemi olmasa da, 2 bin sayısı yüksek görünmese de, bu sayı 2 bin gencin hayalleri, umutları anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı 2013 yılı sona ermeden 2 bin atama borcunu ödemelidir.Maliye Bakanlığı’nın verdiği rakama razı olan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, kendinden önceki bakanlar gibi öğretmen atamaları konusunda eğitim camiasını memnun edecek bir duruş sergileyememiştir. Oysa Bakan Avcı’nın öğretmen atamaları gibi çok önemli bir meselede Başbakan’ı ikna edebilmesi ve ciddi bir öğretmen ataması yapması gerekirdi. Her şeyden önce öğrencilerimizin bir kısmı ücretli öğretmenlere emanettir. Türkiye genelinde ücretli öğretmen sayısının 60 bine yakın olduğu, öğretmenlik formasyonu olmayan, iki yıllık ya da açık öğretim fakültesi mezunlarının bile ücretli öğretmenlik yaptığı göz önüne alındığında ve bazı illerimizde ücretli öğretmenlerin terör örgütünün propagandasını yaptığı eski Bakan tarafından dile getirildiği düşünüldüğünde, öğretmen atamalarının önemi bir kez daha karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi 2002 yılında atama bekleyen öğretmen sayısı 72 bin idi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, iktidara gelmeden önce, seçim meydanlarında, ataması yapılmayan öğretmen sorununu çözeceğini söylemişti. Bugün geldiğimiz noktada ise; AKP iktidarı döneminde atama bekleyen öğretmenlerin sayısı 72 binden, 350 bine çıktı. Ayrıca yine bu iktidar döneminde, Eski Bakan Ömer Dinçer, öğretmen atamalarını yılda iki defadan, yılda bir defaya düşürdü. Bu da öğretmenlerimiz için ciddi bir kayıp oldu.
            Öte yandan önümüzde yerel seçimler vardır. Seçimler ise iktidar için büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle ataması yapılmayan öğretmenler yerel seçimlerden önce, 2014 yılının Şubat ayında en az 40 bin öğretmen ataması yapılması için her türlü gayreti sarf etmelidir. Sendika olarak ataması yapılmayan öğretmenlerin bu mücadelesine dün ve bugün olduğu gibi yarın da destek vereceğimizden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Türk Eğitim-Sen olarak talebimiz; MEB’in 2013 yılı sona ermeden 2 bin atama borcunu ödemesi ve 2014 yılının Şubat ayında 40 bin öğretmen ataması yapmasıdır. Şubat ayındaki atamalar da hiçbir şekilde 2014 yılının Ağustos ayında yapılacak atamalardan eksiltmemelidir. Türk Eğitim-Sen olarak doğru bilgilendirilme ve eğitimin içinde bulunduğu durumun tüm çıplaklığıyla anlatılması durumunda Başbakan’ın Şubat ayında en az 40 bin atamaya vize vereceğine inanıyoruz.
 
Sedat DEGER: Konu ilk atamalar olunca şu soruları da sormasam olamaz. Öncelikle ek atamalarda başvuru ekranındaki 26. şıkkın pasifleştirilmesi (25 tercihe atanmaması durumunda boş kalan okullara atanma isteği) bu şekilde öğretmenlere tercih aşamasında bir hak olarak verilmesi gereken şıkkın pasif bırakılması bakanlıkta bir ilk ama şaşırtıcı! 40 bin öğretmen alımında başvuru puanının “60”olarak belirlenmesi de birçok öğretmenin alanında alım sayısının içerisine girmesine rağmen başvuru yapmalarına engel olmuştur, nitekim ek atama da bu puan “50” ye düşürülmüştür fakat yine birçok alana ek atamada yer verilmediğinden dolayı ilk atamada atanabilecek öğretmenin devre dışı kalmasına sebep olup ciddi manada hak gaspına neden olmuştur. Çünkü atanabilecekken atanamayan bir öğretmenin hakkı ek atamanın çoğunluğunu oluşturan öğretmenlik alanlarına geçirildi. Bakanlığın bu şekildeki uygulamadan ne gibi bir amacı olabilir anlayamıyorum.
 
Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş: Bende bakanlığın uygulamalarına şaşırıyorum. Akıl almaz tarifi mümkün olmayan uygulamaları var. Sendika olarak 60 puan barajına karşı çıktık. Yanlış bulduğumuzu açıkladık. Bence en büyük başarı -eğitim fakültelerini bitirenler açısından söylüyorum- Mezuniyet belgeleridir. Yani diplomalarıdır. Aldıkları eğitimi, programlarını, diplomalarını yok sayarak 60 puan barajı getirilmesi akıl işi değildir. Bu anlayış aldıkları eğitime inanmamaktır. Eğitimleri veren hocaların bilgisine güvenmemektir.  Açık kalan branşlara yapılacak atamalarda puanların “50” ye düşürülmüş olması da ifade ettiğiniz gibi hak gaspına yol açmıştır.
Sedat DEGER: Talim Terbiye Kurulu’nun 80 sayılı kararı ile ilgili toplantıdan bizlere neler aktarabilirsiniz? Sosyal becerinin ölçülmesini bize biraz açabilir misiniz? Bu şekilde beceri nasıl ölçülebilir ve bu fikir kimlerden çıktı?
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenlik alanlarında atamalarda esas alınacak yükseköğretim programlarının belirlenmesine ilişkin mevcut yapının gözden geçirilmesi çalıştayı düzenledi. Bu çalıştaya Türk Eğitim Sen’i temsilen ben katıldım. 80 sayılı karala ilgili çalışmalar yapıldı. Sendika olarak görüşlerimizi söyledik. Mezuniyet alanına ilişkin maaş karşılığı okutulacak derslerle ilişkin ders sayılarında eksiltme ve artırmalar oldu. Geçmiş çalıştay toplantıların da şunlara şahit oldum. Çalıştay da alınan kararların aksine mevzuatlar çıkarılmıştır. Antalya da “Öğretmen Stratejileri Çalıştayı” buna örnektir. Antalya ilinde yapılan çalıştayda; Öğretmen atamalarının yılda iki defa yapılması, öğretmenlerin alanında bilgilerini artırmak için yüksek lisans ve doktora eğitimi için teşvik edilmesi kararı alınmasına karşılık tam tersi uygulamalar yapılmıştır. Eğitim özrü yönetmelikten çıkarılmış, öğretmen atamalarının yılda bir defa yapılması yönetmelikle uygulamaya geçirilmiştir. 80 sayılı kararla ilgili raporlar önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanacaktır. Bakacağız neler değişmiş göreceğiz. Bu çalıştayda alan mağdurlarının sorunlarını gündeme getirerek önergeler verdik. Çalıştay raporu içerisinde verdiğimiz önergeler yer aldı.   Bu çalıştayda, öğretmen alımında alan sınavının dışında sosyal becerilerin de ölçülebileceği bir sistem üzerinde durulduğuna dair diğer komisyonlarda görüşmeler yapılmış. Türk Eğitim-Sen olarak, 60 puan barajı ile ilgili en büyük endişemiz, önümüzdeki yıllarda öğretmen atamalarında sözlü sınav gelebileceğine yönelikti. Bu noktada 60 puan barajını savunanları uyarmış, bunun kendi geleceklerinin önüne bariyer koymak anlamına geleceğini söylemiştik. Çünkü 60 puan barajı, KPSS’nin sıralamayı değil, başarıyı ölçen bir sınav olarak görülmesi anlamına gelmektedir. KPSS başarıyı ölçen bir sınav olarak görülürse, 60 taban puan uygulaması haklılık kazanacak ve “daha başarılı öğretmenleri atayalım” denilerek, atama bekleyen öğretmenlere sözlü sınav getirilecektir. Sözlü sınav uygulamasının ise Türkiye’de ne anlama geldiğini bilmeyen yoktur. Tıpkı yönetici atamalarında olduğu gibi, öğretmen atamalarında da kadrolar yandaşlarla dolacak, ideolojik davranılacak, eş-dost, ahbap-çavuş ilişkisi ön palana çıkacak, bu kişiler henüz öğretmen olmadan tercihe zorlanacak, ‘torpil’ kelimesi öğretmenlik mesleğinin baş tacı olacaktır. Bu nedenle sendikamız, 60 puan barajına karşı çıkmıştır. Nitekim ne kadar haklı olduğumuzu İstanbul’da yapılan bu çalıştayda bir kez daha anladık. Atama bekleyen tüm öğretmenlerimiz bilmelidir ki, 60 puan barajıyla aslında öğretmen atamalarında mülakatın tohumları atılmıştır.
Şayet Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri “Sosyal beceriden kastımız mülakat” değil derse, sosyal beceriden ne kastettiklerini kamuoyuna açıklamaları gerekir. Ancak şunu net olarak ifade edebiliriz ki; sosyal becerinin sözlü sınav dışında başka bir anlama gelmesi çok zordur. Şöyle düşünelim; Öğretmen olarak atanmak için KPSS ile test edileceksiniz, alan sınavına gireceksiniz, tüm bunlar yetmeyecek, bir de sosyal becerileriniz ölçülecek. İletişim kurma, grup içi ve grup dışı ilişkilerde performans sergileme, arkadaşlık kurma ve sürdürebilme, sosyal rahatlık vb. durumlar sosyal beceriler içinde yer almaktadır. Öğretmen olarak atanmayı bekleyenlerin büyük kısmı ise, çalışma hayatında yer almayan ve eli ekmek tutmayan kişilerdir. Dolayısıyla;
         Bu öğretmenlerimizin sosyal becerilerini kim, nasıl ölçecektir? Sosyal becerilerde kıstas ne olacaktır? “Öğretmen atamalarında sosyal becerileri ölçeceğim” demek, gerçekten hakka uygun, adaletli bir öğretmen alımının önünü mü açar; yoksa haksızlığı, torpili, yandaşlığı beraberinde mi getirir?
Öte yandan KPSS ve alan sınavından yüksek puan almasına rağmen, sosyal becerilerden düşük puan verilen öğretmenlere yapılan haksızlığın vebalini nasıl ödeyeceksiniz? Ya da KPSS ve alan sınavından düşük puan alan ama sosyal becerilerden yüksek puan verilen kişilere yapılan torpilin hesabını nasıl vereceksiniz? Her ne olursa olsun, öğretmen alımlarında yazılı sınav dışında yapılacak her türlü uygulama şaibeye, kirlenmeye, haksızlığa yol açacaktır. Herkes bilmelidir ki; SOSYAL BECERİLERİN ÖLÇÜLEBİLECEĞİ BİR SINAV OLAMAZ. Şayet öğretmen alımlarında ‘sosyal beceriler’ adı altında sözlü sınav getirilirse, Türk Eğitim-Sen olarak ataması yapılmayan öğretmenler ile birlikte Ankara merkezli kitlesel eylemler yapacağız. Böyle bir uygulamayı aklından geçirenler, sendikamızın MEB’in kapısına dayanacağını bilmelidir. Ülkenin her tarafını eylem alanı haline dönüştürürüz. Bu eylemlik süreci bir gün, iki gün olmaz. Öğretmenlerimizi kirletmek isteyenlere asla müsaade etmeyiz. Hiç kimse öğretmenlik mesleğini ideolojik ve keyfi uygulamalar neticesinde ayaklar altına alamaz. Eğitim gibi geleceğimizi ilgilendiren çok önemli bir alanda, yeni ayak oyunlarına tahammül kalmamıştır. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya tavsiyemiz, yol yakınken “sosyal beceri” garabetinden dönmesidir. Müdürlük alımında torpile resmiyet kazandıran Nabi Avcı’nın bu anlayışlarına sessiz kalmamızı kimse bizden beklemesin.
 
Sedat DEGER: Bir de denizci düğümüne dönen sorunu unutmadan sorayım. Alan değişikliği yapan öğretmenler, biliyorsunuz bakanlık kendi atama takviminde bile yer vermişti, atama takvimi yayınlayıp takdir toplayan bakanlık bu olguyu çabucak tüketip kendi çıkarttığı takvime bile uymadı ve bu öğretmenlerimizi mağduriyetine hala sessiz kalıyorlar. Arkadaşlarımızın çoğu kendi istekleri ile zaten alan değiştirmedi, zorunlu oldukları için alan değiştirmek zorunda kaldılar tek amaçları vardı o da başka şehirde olan eşlerine çocuklarına kavuşmak, böylesine bir dayatma kabul edilemez. Bu öğretmenlerin mutsuzlukları artık görmezden gelinemez. Danıştay’ın da kararı var ama bakanlığın sizce kendi isteklerine bırakmak kaydıyla alan değişikliğinde alanlarına geri dönüşlerini sağlayamaz mı? Buna bakanlığın gücü mü yetmiyor? Bu mağdur öğretmenlerimiz neler yapılabilir ve sizce milli eğitimimize nasıl bir etkisi var?
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Geçtiğimiz yıl hem yeni eğitim sistemi nedeniyle norm kadro fazlası olan hem de il/ilçe emri uygulamasının kaldırılması ve özür grubu tayinlerinin yılda bir kez yapılması dolayısıyla mağdur olan öğretmenlere alan değişikliği hakkı getirilmişti.  Alan değişikliği sonucunda binlerce öğretmen 4+4+4 sisteminin getirdiği sorunlardan dolayı mağdur edildi. Bakanlığın plansızlıkları, öngörüsüzlüğü, eğitimcilerin ve sendikaların taleplerine gözlerini kapatması nedeniyle telafi edilemez hatalar yapılmıştır. Öğretmenlere bu mağduriyeti MEB yaşatmıştır. Zihin Engelliler ve Teknoloji tasarım öğretmenliğine geçenlere bir yılın sonunda iki sendikanın açtığı dava sonunda yargı iptal kararı verdi. Öğretmenlerimiz eski alanlarına dönecekler. Bu arada eski alanlarına dönme yerine eski görev yerlerine gönderilme gibi yanlış uygulamalarda yaşanıyor. Bu öğretmenlerimizden bazıları ise eski alanlarına dönmek istemiyorlar. Sorunu yaratan MEB’in çözüm için bir çalışma yapmayışı anlaşılır değildir.  Aslında sorunun çözümü kolay, yeter ki istensin. Diyoruz ki; Bu öğretmenlerimiz yargı kararı gereği eski alanlarına dönsünler. İstekleri de dikkate alınarak, geçici olarak Zihin Engelliler ve Teknoloji tasarım öğretmenliğinde görevlendirmelerini yapın. Bu arada eğitim vererek alan öğretmeni olmalarını sağlayın.
Aynı dava iller arası alan değişikliği için de açılmıştır. Şayet Danıştay bunu da iptal ederse, sorun daha çözülmez hale gelecektir. Sınıf öğretmeni iken yan alana geçenlerden memnun olmayanlar var. Bu arkadaşların bazılarının psikolojisi bozulmuş. Biz eski alanlarımıza dönmek istiyoruz diyenler var. Bu öğretmenlerimizin de isteğe bağlı olarak eski alanlarına dönüşlerini sağlayın diyoruz. Branşı Fizik, Kimya, Ziraat Mühendisi vb. gibi farklı meslek ve mezunlar var. Bu arkadaşlardan bazıları biz kendi branşımıza dönmek,  mesleğimizi yapmak istiyoruz, kurumlar arası geçiş yapmak istiyoruz,  demektedir. Bu geçiş hakkı da verilmelidir.
2013 alan değişikliği işlemleri MEB'in atama ve yer değiştirme takviminde bulunmasına rağmen MEB sözünü tutmadı.  Okullar açılmış, verilen sözler de unutulmuştur.   Öğretmenlerimiz mağduriyetleri ile baş başa bırakılmıştır. Bakan’ın ve MEB Müsteşarının verdiği sözü bu kadar çabuk unutması anlaşılır gibi değildir.
            Bir de il içi özür grubu tayinleri ile ilgili parantez açmak istiyorum.İller arasında eş ve sağlık özrü tayini isteyen öğretmenlerin mağduriyetleri giderilmiştir. Bu noktada Bakanlığa teşekkür ediyoruz. Ancak il içi özür grubu tayinlerinde sorunlar devam etmektedir. Öğretmenlerin ailelerinin yaşadıkları yer ile görev yaptıkları okul arasında 100-200 km. bulunmaktadır. Bu, bazı yerlerde iki il arasındaki mesafeden bile fazladır. Dolayısıyla il içi özür grubu mağdurlarına da yer değişikliği hakkı tanınmalı ve il içi özür tayinleri bir an önce yapılmalıdır. Ayrıca önümüzdeki yıllarda da aynı soruların yaşanmaması için Milli Eğitim Bakanlığı özür grubu tayinlerini yılda iki defaya çıkarmalı ve il/ilçe emrini mutlaka getirmelidir. İl/ilçe emri geri getirilmediği sürece her yıl öğretmenler aynı stresi yaşayacaktır.
 
Sedat DEGER: Röportajımın başında da söylediğim gibi aslında çok sorun ve talep var! Şube müdürü olmayı bekleyen idareci veya öğretmen arkadaşların bu aralar akılları karmakarışık. Hem yönetmeliğin çıkmasını hem de neye göre şube müdürü yapılacağını merak ediyorlar, tabi; doğal olarak da bu alımların ne zaman olacağı. Daha fazla beklemek de istemiyorlar. Bu bilgilere göre çalışıp kendilerini hazırlayacaklar.
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde 3023 şube müdürlüğü kadrosu bulunmaktadır ve bu kadrolardan 1140’ı dolu,1883’ü de boş durumdadır. Bu kadrolarda görevlendirme yoluyla kariyer liyakat ilkeleri göz ardı edilerek, siyasal ve sendikal tercihler dikkate alınarak şube müdürü olarak çalıştırılmaktadır. MEB tarafından yıllardır yapılmayan şube müdürlüğü sınavı bir an önce yapılarak, boş şube müdürlüğü kadrolarına sınav sonuçlarına göre atamalar yapılmalıdır. Son dönemlerde yapılan torpilli şube müdürlüğü görevlendirmeleri sebebiyle eğitim çalışanları arasında büyük infial yaşanmaktadır. Bu sebeple yapılan görevlendirmelerin tümü derhal iptal edilmelidir. Kadrolaşma anlayışı tam gazla devam ediyor. Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına dair genel yönetmelikte değişikliğe gidildi. Şube müdürlüğüne atamalar yazılı ve mülakatla yapılacak. Değişiklik tam anlamıyla deli saçması, bu haliyle kabulü mümkün değil. Hazırlıklarımız yaptık. Yönetmeliği dava edeceğiz.
 
 
Sedat DEGER: Derse girmeyen idarecilere ek ders vermek ne kadar mantıklı bunun yerine şube müdürlerine olduğu gibi bir maaş hesaplaması yapılamaz mı? Biraz garip değil mi adı ek ders ama idareci arkadaşlara yöneticilik işlerinden dolayı para veriliyor, bunun yerine idareciler genel idare sınıfına geçişleri sağlanıp, dediğim gibi maaş hesaplanması da şube müdürleri gibi yapılamaz mı?
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Önce okul müdürlerinin yaptığı görevi anlaşılır kılmak gerekir. Yapılan görev, İkinci bir görev olarak görülüyor. Bunu düzelterek işe başlamak en doğrusu olur. Ülkemizde okul müdürleri görev yaptığı okulun hem tesis ve donanımından hem de okulunda yapılan eğitim ve öğretimin kalitesinden sorumludur. Yani okul müdürleri bir yandan okullarının fiziki mekân ve donanımlarını kaliteli bir eğitim ve öğretim yapılacak duruma getirmekle diğer yandan da okullarında verilen eğitim-öğretimin kalitesini arttırmakla görevlidirler. Yani okul müdürü okulun her işleyişinden sorumludur. Okul müdürleri okullarında yeri gelir öğretmenlik, müteahhitlik, temizlik personeli, memuru, amiridir. Bu durum okul müdürlerinin görev ve sorumluluklarını hem çeşit olarak hem de miktar olarak oldukça arttırmaktadır. Yük ağırdır, sorumluluk fazladır ama yetkileri yoktur. Tüm bunların, özlük haklarının iyileştirilmesi çalışmaları yeniden gözden geçirilmelidir.
 
 
 
 
Sedat DEGER: Bu arada bir sendikacı olarak bu sene atanan öğretmen arkadaşlarımıza bir şeyler söylemek ister misiniz?
 
Türk Eğitim Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ: Yeni atanan öğretmenlerimize başarılar diliyoruz. Bu arkadaşlarımız, mesleklerinde birçok sıkıntı ile karşılaşacaklar. Ancak yılmasınlar. Öğretmenlik gerçekten çok kutsal bir meslektir. Öğrencileri ile buluştukları anda zaten bunun farkına varmışlardır. Öte yandan öğretmenlerimiz bir olduğu takdirde daha güçlü olur. Bu nedenle tüm genç arkadaşlarımızı, öğretmenlik mesleğinin haklarını gözeten, eğitim çalışanlarını her platformda savunan, dürüstlükten ve ilkelerinden asla taviz vermeyen, haksızlıklar karşısında susmayan Türk Eğitim-Sen çatısı altında buluşmaya davet ediyorum.
 
Sedat DEGER: Şimdilik sormak istediğim sorular bunlar ama dönem içinde sizi bayağı rahatsız edecek gibiyim. Çünkü görünen o ki; milli eğitim sorunları üstüne eklenerek devam ediyor. Gündeme dair verdiğiniz cevaplar için siz ve sendikanıza çok teşekkür ediyorum.
 



Sedat DEGER
Eğitimci Yazar
@sedatdeger09

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Ayşe 3 yıl önce

size ve türk eğitim sene teşekkürler.alan değişikliğini gündeme getirdiğiniz için.musa beye teşekkürler sürekli bizim konumuzu gündeme taşıyor.

Avatar
il dışı 3 yıl önce

alan değişikliğini gündeme getirdiğiniz için teşekkürler. yan alana geçmek durumunda kaldım.pişman ve mutsuzum.kendi alanımı(sınıf öğrt.) istiyorum.

Avatar
turan 3 yıl önce

alan değiştirip mutsuz olan herkese dönüş hakkı verilmeli bence.ben de edebiyattan türkçeye geçtim ancak mezuniyet alanım edebiyatı geri istiyorum

Avatar
il dışı 3 yıl önce

il dışı alan değişikliği için dava açılmışsa iptal olacak inş biz de kendi alanımıza geçeriz.meb içine etti bıraktı resmen

Avatar
alan değişikliği istiyoruz 3 yıl önce

il dışı özür durumundn alan değiştirenlere de alanlarına dönme hakkı verilmelidir bir yıldır bekliyoruzz meb sessiz kalıyor açıklama bekliyoruz

Avatar
aze 3 yıl önce

şu öğretmen atama yaş sınırı gündeme getirin atanması yapılmayan öğretmenler

Avatar
aze 3 yıl önce

şu öğretmen atama yaş sınırı gündeme getirin atanması yapılmayan öğretmenler