“Derslik açığı 200 binden fazla. Özel teşebbüse teşvik vermeden açığı kapatmak zor. Taşradaki yöneticiler bakanlıkta muhatap bulamıyor. Eş, dost ve akrabanın yaygın şekilde, torpille işe alınması eğitim öğretimde sorunları daha da büyütüyor. Bakanlık, madde bağımlılığı konusunda yeterli çalışma yapmıyor. Güvenlik elemanı eksiği öğrencilerin zararlı alışkanlık edinmesine kapı aralıyor.”
 
Zaman Gazetesi’nde dikkatimi çeken bu habere yorumum “keşke sorunlar sadece bu kadar olsaydı” oldu. Nepotizm denilen akraba kayırmacılığı liyakati ortadan kaldırdı. Devletin tüm kılcalları akrabalarla dolduruldu. Akraba değilsen iş yok. Gelişen ve değişen dünyada akraba kayırmacılığının çok normal olduğu ülkemizde gelişen ve dönüşen klasmanına girmeyi tahayyül dahi edemiyoruz. Külhanbeyi üslubuyla “sen işine bak, sen ne anlarsın ki, sen kimsin ki” anlayışı nepotizmle beraber paraşütle gelen makamlar sayesindedir. Anormal bir özgüven patlaması yaşayan eski mağdur-yeni mağrur bir kitle türedi.
 
Bilim mi? Yapıyor Amerikalılar… Akıllı telefon mu? Iphonelar var işte… Uzay araştırmaları? Karnını doyurdun da… Eğitim? Ne var eğitimde, okula gidip geliyor çocuklar. Hem en çok öğretmen atamasını bizim hükümetimiz yaptı… Ekonomi? Teğet geçti ya…
 
Bu özgüven patlaması ile nereye kadar?
 
Sahi bi aralar eğitimde reform, koca koca harflerle fatih projesinden bahsediyorlardı. Noldu? Tabletler dağıtıldı, eğitim nirvanaya ulaştı, öyle mi? Milletten topladığınız vergileri bu kadar nobranca kullanmanız sizi sorumlu kıldı. Hiç kimse devlet makamını sorumsuzca ve nobranca kullanma selahiyetine sahip değildir. Öğretmen ataması yapıyorsan atalarının hayrına yapmıyorsun. Oturduğun makam onu gerektirdiği için onu yapmaktasın. Eğer yapmıyorsan anayasal suç işliyorsun, yapıyorsan anayasal görevini yapıyorsun.
 
Çok sık tekrarladığım üzere eğitim kesinlikle siyasetten ayrıştırılmalı, özerk bir kuruma dönüştürülmelidir. Her seçim öncesi iktidarın ulufe dağıtıyor gibi öğretmen ataması yapması midemizi ekşitti.
 
Ben ayakkabı ihtiyacım varsa alıyorum yoksa almıyorum.
 
Öğretmen ihtiyacı varsa –ki var- atanabilecek potansiyelde öğretmen varsa –ki o da var- neyi bekliyorsun atama yapmak için?
 
Atama yaptıktan sonra iş bitti mi? Tabiki hayır…
 
1940 model bir müfredat var karşımızda.
 
Elalem uzaydan savaş araçlarıyla savaş stratejileri yürütürken biz 1940’tan kalan paslı ve çalışmayan tüfeklerle savaş stratejisi yürütüyoruz.
 
1940’dan kalan bir aracı tamir etmeye çalışmak yerine elden çıkarıp 2015 model araç almamak için ne diye diretiyoruz. Onun miadı dolmuş işte, bırak artık.
 
Haiti atasözü şöyle der: Tanrı verir ama dağıtmaz.
 
İnanın dershaneler kapatıldı ama onlar işini çok güzel yapıyordu. Okullarda kurslar vermek de neyin nesi? Sadece öğretmenlere ek gelir olmanın ötesine geçmeyecek. Dershaneler bu işin profesyonel yapıldığı yerlerdi. 2012’deki PISA raporu dershanelerin eğitim hayatının tam ortasında yer aldığı bir zamanda yayınlandı. Ben şunu merak ediyorum: Dershanesiz eğitim sistemi bu şekilde 65 ülke içinde kaçıncı sıraya yerleşecek? Bekleyip göreceğiz.
 
Devletin para bastırarak okullara ücretsiz verdiği kitaplara bir de özel yayın evlerinin bastığı kitaplara bakın Allah aşkına. Devletin özel yayın evlerinden yardım alması gerekiyor. Biliyorum, devlet özel yayın evlerine bastırıyor ama neden hiç işe yaramayacak kadar içerik ve kitabın baskısı çok kötü? Okumayı teşvik edici, çalışmayı isteklendirici olamaz mı? Öğrencilerin gözü özel yayın kitaplarında.
 
Madde bağımlılığı okulların çevresinde terör estirmekte. Çocuklarımız bu terör batağından özel çalışmalar yapılarak uzaklaştırılabilir. MEB’in kendi raporlarında da geçtiği üzere madde bağımlılığı üzerinde gerek aileler gerekse de öğrenciler bilinçlendirilmelidir. Ayrıca güvenlik elemanı ihtiyacı olan okullar mutlaka tespit edilip gereken önlemler alınmalı.

Sıfırdan alacağımız eğitim sistemi 2071 model olmalı. Çağın ötesinde bir eğitim reformu öngöremezsek dünya skalasında hep 1-0 mağlup kalacağız. 
 
OKUNSALLIĞIN HARFLERLE İMTİHANI
 
Alfabenin olmadığı dünya hakkında yok denecek kadar malumata sahibiz. Bu malumatımızı özetleyen kadim atasözümüz “söz uçar, yazı kalır” atasözüdür. Binaenaleyh alfabenin ve sembollerin de olmayışı ile atasözünde bahsedilen spesifik “söz” ibaresi de bu kutsal “yazı” ibaresini de “yok”layan, olmasının sacayağını başından yok ediyor. Malumdur ki yazının bulunuşu tarihi dönemeçlerde yeni   bir vetirenin bidayetini teşkil etmiştir.  Yazısız bir dünya tahayyül edilemez bir gerçekliktir ve insan varoluşuna aykırı bir seremonidir. Alfabe ve yazının oluşumu öncesinde insanlar el kol hareketleriyle, çeşitli sembollerle, taşları ve ağaçları çeşitli suretlere bağlayarak onları ortak bir anlamlandırıma eriştirme neticesinde karşılıklı bir diyalog sürecini zoraki gayretlerle oluşturmaya çalışmışlardır.  Yazının ve alfabenin olmadığı kudemaya ait zamanlarda tabiatta bulunan çeşitli varlıklarla bir metonim oluşturulmaya çalışılmış ve bu metonimler dar gruplarda işlev görmüşlerdir. Günümüzde yazı ve alfabe sayesinde globalleşme yaşanmış, ortak bir anlama hizmet eden alfabe, yazı, şekillerle herkesçe anlaşılan bir noktaya gelinmiştir. Bugün kullanılan “Bir dil bir adam” söylemi de başka dillerin anlaşılmasına ne denli ihtiyacın, vukufiyetin oluşunu da ifade ediyor. Kadim zamanlarda insanların azlığı da belki bu anlama-anlaşılma ihtiyacını bir nebze öteleyebilirdi, ancak 7 milyarı geçen dünya nüfusu bu ihtiyacın ne denli hayati olduğunu belirtebilir. Bu belirginlik konuşmadan, kudemada olduğu gibi şekillerle, sembollerle olamayacağı ve teknolojinin nanolaştığı günümüzde epistemolojinin temel dayanağı olduğu gerçeğinden ötürü alfabeye, yazıya ekmek su kadar muhtacız.
 
Okunsallığın salt bir yazının şekillerinin anlamlandırılma vetiresinden ziyade hayatın kubaşık partiküllerine seremonal bir anlaşılırlık ve işlevsellik katma kazanımı kadim temel hedeftir.
 
Okullarımızda salt yazıyı okutma hedefi sığ ve yetersiz bir fonksiyondur. Yazınsal eserin okunduktan sonra hayatla ilişkilendirilişi tümel opsiyonlara dayandırılmalıdır.
 
 
 
Çin bilgeliğinde anonim olarak anlatılan bir metaforla bitirelim:
 
Davalı zengin davacı fakirse,
Davalıdan yana işler yasa. Davacı zengin davalı fakirse,
Davacıda kalır zinalı arsa.
Davalı da zengin davacı da zenginse,
Bir bahane bulup aradan çekilir kadı.
Davalı da fakir davacı da fakirse,
Bak!
İşte o zaman yerini bulur,
Hak!”
 
Haklının hakkını aldığı, hukukun evrensel normlar çerçevesinde yer aldığı, eğitimimizin günümüzü anlayan ve anlatan bir strüktürde olduğu, hoşgörünün tepeden tırnağa hakim olduğu, demokrasinin özde yerleştiği bir ülke olmamız umuduyla…
 

EĞİTİM UZMANI, HALKLA İLİŞKİLER, ÖĞRETMEN, EKONOMİST

bestamibozkurt@gmail.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol