banner374
            Geçen gün bir dost sitemli konuştu:
-Hocam, maaş zammı malûm.  Bulunduğumuz ilde Açık Öğretim Sınavları’na öğretmenler görevlendirilmiyor Üniversitede çalışan memurlar, gözetmen, Üniversitedeki hocalar salon başkanı yapılıyor. Biz, öğretmenlere arada bir görev çıkıyor. Öğretmen varken, Üniversitede çalışanların iki gün içinde dört görev almaları ve Üniversitede ders veren hocaların görevlendirilmeleri bize ceza mı? Öğrtemenin, idarecinin memura karşı konumu nasıl tarif edilebilir? Yaz mevsiminde Lise öğretmenlerine görev veriliyor. Normal süreçte bu görev söz konusu değil. Adeta verilmek istenen mesaj, "Lise öğretmenleri, öğrencilere kopye vermektedir. Bunun için bu tedbir alınmaktadır." İyi ve güzel, bundan sonra sınavlarınızı kendiniz yapın. İlköğretimde birinci kademe tercih ediliyor, beden, müzik resim dışında görevlendirmelere sıklıkla rastlanmıyor.  Sebebi, öğretmenlerin sınavın asayişini ihlâl etme tehlikesi mi?  Sen, çocuğu eğit, yetiştir ve sınav esnasında böyle bir ithamla karşılaş. Vallahi, bize bu çok dokunuyor. Otuz senelik meslek hayatımda çocuğum yaşındaki, çocuğumdan küçük birilerinin güdümünde saatlerce denetlenmek, bizi derinden etkiliyor. Görevse görev, aşağılanmaya hayır. Ne olursunuz, kaleminiz güçlüdür, bunları da yazıver, bir makalenizde.
            Kırmadım, öğretmenimi, meslekdaşımı. Senin emrin, başım gözüm üstüne. En yakın zamanda bunu yazacağıma söz verdim, şimdi bu sözümü yerine getirmenin mutluluğunu, üzücü de olsa böyle bir tablo sunarken yaşamaktayım(!) 
Kendisine hak verdim. Gerçekten Açık Öğretim Fakültelerinin hafta sonu sınavlarında dört görevle taltif edilen, salon başkanı dahi yapılma durumu olanların, öğretmen başına birkaç saatliğine amir kılınması hoş değil. Öğretmen gözetmen olacak, lise mezunu ya da iki yıllık mezun salon başkanı. Buna el-insaf!..
Diş Hekimliği Fakültesi’nde çalışan Hoca’nın salon başkanı, okul idarecisinin gözetmen olması… Denilebilir ki “İsteyen görevi kabul etmez be kardeşim!...” O zaman öğretmenin tavrı ne olmalıdır?
Haklılar, öğretmenler bunu kabul etmiyor ve sınav görevi istememekte kararlı. Komedi bununla bitmiyor; bir öğretmene dört görev, birine bir görev. Öğretmenin biri 300 TL almakta, öbürü 70-75 TL.
Sahi Açık Öğretim Fakültesi Sınavlarına başkan ya da gözetmen olmanın ölçüsü nedir? Bir üniversitede memur olanın hali de belli. Fakat memur, yılarını eğitime ve öğretime harcayan öğretmenin başında başkan olarak getirilmemeli.
Üniversitelerde profesör olanların, doçent olanların, yeni göreve başlayan araştırma görevlilerine güvenen kurum, öğretmene güvenemiyorsa, görevi eğitim ve öğretim yuvası olan üniversitelerde çalışan memuruna veriyorsa, sınav ücretleri kendilerine hayırlı ve dahi uğurlu olsun!... İşi eğitim ve öğretim olan öğretmenin, sınavı sevk ve idareden anlamayan bir hekimin, mühendisin, mimarın, araştırma görevlisinin emrinde olmasını düşünemiyoruz.   
Ben de artık böylesi sınavlarda görev almanın bir mana taşımadığını düşünüyorum. Salon başkanları da artık memurdan seçilsin. Zaten memurla öğretmen arasında bir fark kalmadı, artık. Yalnız memurun bu sınavlardan ücret almasına karşı değiliz, yapılan uygulamaya karşı olduğumuzu belirtelim.
 Üniversite sınavlarına görevlendirilen öğretmenleri kimse dilenci konumuna bırakma hakkına sahip değildir. Beş sınav tercihinde bulunan bir öğretmene görevlendirme yok, öbürüne dört görev düşüyorsa, bazısı, “Tercih ettiği okullarda istek fazlaydı. Ondandır, kendisine görev verilmemiş.” savunması içinde bulunabilir.
Yarın bu ülkede olacak bir kaosta –Allah göstermesin- üniversite sınavlarında görevlendirilecek eleman bulunmayabilir.
Milli Eğitim’in düzenlediği Açık Öğretim sınavlarında yazıyla beş-rakamla 5 ders ücreti karşılığında görevliye ücret tahakkuku yapılmaktadır. Bu ücret de en az bir yirmi gün sonra ek ders alınırken takdim edilmektedir.  
SBS ve Parasız Yatılı Bursluluk Sınavları’nın çoğunda öğretmenlerin talepte bulunmamaları, bu sınavların yapılmasını tehlikeye atmaktadır. Birçok ilde bu sınavlara görevli öğretmen bulunması güç bir durumdur.
Milli Eğitim Müdürlükleri’nde daha çok kendi bünyelerinde çalışan personele görev verilmektedir. Öğretmenin baktığı manzarada MTSK Sınavları’nda görevlendirilen demirbaş personel zaten bellidir. Öğretmenine sahip çıkamayan, Üniversite, Açık Öğretim Fakültesi, Açık Öğretim Lisesi ve Açık İlk Öğretim Okulu sınavlarında mecbur kalınmadıkça görev verilmeyen, verildiğinde dahi görev sayısı kısıtlanan, kendisinden unvan olarak düşük birinin başına başkan yapıldığı sınavlarda öğretmenin aldığı tavır, nasıl eleştirilebilir?
 Bu satırların kaleme alındığı dakikalarda idarecisi olduğum okulda iki Üniversite sınav göreviyle taltif edildiğim müjdeyle kendimden geçtim. Yaşça küçüğüm, kıdemce on beş yıl bizi geriden takip eden, aynı pozisyonda olan arkadaşıma dört görev çıkmasına sevindim. Öğretmen arkadaşlarımın görevlerinin çıkmamasına o denli üzüldüm.
      
Şimdi maaş zammını eleştirmediğimizi iddia eden olabilir.  Şu maaş zammına gücü yetmeyen sendikalara dair söylenen söylendi de şimdi söz öğretmenlerde. Öğretmen görev almak istemiyorsa yasa mı çıkarılacak, yönetmelik mi yayınlanacak?  On beş saat çalışan öğretmen, Cumartesi-Pazar 40 TL kazanıyorsa az mı? Az değil, çok bile. Harcamadıktan sonra, yemeyip, içmedikten sonra vallahi bu 40 TL bitmez. Hem bunu bankaya yatırsanız, yıllık ne kadar getiriye sahip olursunuz?
Benim bundan sonra söyleyecek bir sözüm kalmadı. Artık sınavlarda görev bekleyen öğretmenler, oldukça rahat. İdareciler de aslında rahat. Çünkü onlar ÖSYM İşlemlerini, AOL İşlemlerini, bilumum diğer işleri okulda yapmaktadır, her okul adeta Açık Öğretim Lisesi ya da Açık ilköğretim Okulu kitap deposuna dönüşmüş, idareci sabah akşam sıkıntı içinde debelenip durmaktadır. Ne bir öğle arası ne de bir rahat. Zaten haftada on sekiz saat ücret alıyor, haftada kırk saatin bir o kadarını okula harcıyor. Cumartesi ve pazar günleri yapılan sınavlarda 40 TL’den mahrum edilebilir mi? Ben, artık kendimi bundan mahrum etmek istiyorum. Öğretmen arkadaşlarımızın haklı taleplerine seyirci kalınması gücümüze gidiyor. Sendikalar mı? Vallahi, yetkili ve etkili haplar, ilaçlar almak doping yapıyor. Biz, etkili ve yetkili sendikalardan olmayan sendikacılar olarak, haklı olanın her zaman güçlü olduğunu söylemekteyiz.
Hak ve emek, çalışan için saygı duyulması gereken en temel değerlerdendir. Hakk’a ve emeğe saygı yoksa biz neyi konuşuyoruz? Bakınız, şimdi sustum!...  
 
Eğitim HAKSEN İl Temsilcisi / www.mebpersonel.com yazarı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
murat maviş 4 yıl önce

hocam yıne gerceklerı yazmışsınız yüreğinize sağlık..

Avatar
Mehmet Ali ABAKAY @murat maviş 4 yıl önce

değerli okurumuz, teşekkür ederim, yazımıza dair açıklamanız için. selamlar

Avatar
mehmet 4 yıl önce

güzel tespitler , hakka ve emeğe saygı yoksa biz neyi konuşuyoruz...

Avatar
Mehmet Ali ABAKAY @mehmet 4 yıl önce

hakikat o ki eğitimde ve öğretimde, öncelik eğitimde düşüşle başladı, şimdi de öğretimde düşüş, eğitimi izliyor. öğretmenin konumundaki bu tür olumsuzluklar da işin tuzu ve biberi olmaktadır. selamlar

Avatar
BAY XYZ 4 yıl önce

hocam kesinlikle haklısınız.bu yazdiklarinizin üzerine sizinle sinavlarda karşilaşirsak sizin için ayip olur.sevgiler

Avatar
Mehmet @BAY XYZ 4 yıl önce

yazar sınava girse ayıp işlemiş olur. bu doğru. peki siz yazarla sınava girerken bir birinizle karşılaşırsanız, en büyük ayıp kimin? bir idareci olan yazarın tercih şansı oldukça az. siz, öğretmen olarak katılmayın ve o zaman böyle iddialı kouşunuz.