banner374
 Aylağıyım dünyamın, aylağıyım öteden. Çocukken yürürdüm sabah ezan sesleriyle, akşam kuş ve köpek; ve ellerim mutlaka ceplerimde. Şimdi yürüyorum sabah otobüslerin boşalan firen sesleriyle, insanların; akşamları kör karanlıkta bile, hiç durmayacakmış gibi devam eden hatta dalga seslerini bile bastıran; kahkahaları ile, yerli yersiz küfürleriyle, bağırtıları ile, türlü türlü lâkırdıları ile ve ellerim mutlaka ceplerimde.

Beride insanlar var, kalabalıklar; diğer tarafta deniz. Ufukta gemiler ya var ya yoklar. Hava aydınlık, güneş tepemizden yeni gitmiş. Derken bir sestir beynimi kemiriyor. Bir küçük sinek mi desem yoksa bir vızıltı? Anlamaya çalışıyorum, bir soru soruyor: para sorun olmasaydı diyor, yaşayacağın hayat nasıl olurdu?

Bir anka gölgesi çöküyor üzerime. Suratım düşüyor. Kalakalıyorum olduğum yerde. Süregiden yaşamak savaşımızda para o kadar çok öznemiz olmuş ki ey okur; bu soru ile, eline silah tutuşturulup bir savaşın orta yerinde kendisinden bir şeyler yapması beklenen askerler gibi hem bir şey yapmak zorunda hissediyorum hem o bir şeyi bulamıyorum.

Mesela şöyle boğaza nazır bir yalı olmalı diyorum ve o yalının biraz küf, biraz korku, biraz tenhalık ama en çok da ben kokan bir çatı katı. O çatı katının denize bakan tarafında, eni boyu bir, orta boy ve tamamen açılan bir pencere; bir kahve masası, masanın altında okuduğum gazete ve kitapları koyabileceğim bir bölme ve masanın iki yanında da sallanan sandalyeler… Odada kitaplarım için ahşap raflar istiyorum. Bir köşeyi fotoğraf köşesi yapıyorum, en sevdiklerim yukarda rastgele asılmış olacaklar diğerleri altta albümlerimde duracaklar. Arada sırada benim gibi aksilik yapacak, yarı yolda sıkılıp geri dönecek, ama mutlaka Amerikan olacak, eski model bir de araba… Sonra vazgeçiyorum bu değil diyorum.

Doğduğum toprakları özlüyorum. Karşımda memleketimin dağları olmalı ve güneş görse pencerem kafi diyorum. Kitaplarımı çalışma odamda saklıyorum. Ve ziyaret etmemeye bahane bulamasın diye sevdiklerim, yüksekte olmasın evim. Sonra bundan da vazgeçiyorum.

Belki de sadece anılarımda kalmalı geçmiş, hayata yeniden başlamalıyım diyorum. Mesela hiç tanımadığım bir memlekette uyanmalıyım. Dillerini bile konuşamadığım bu memlekette belki bir göl kıyısında olur evim. Küçük bir bahçem ve çiçeklerim…

Türlü türlü düşler görüyorum ey okur, sancılanıyorum, onu istiyorum bunu istiyorum ama düşlerimin mutlulukla da olsa acıyla da olsa eninde sonunda bir yokluğa sürüklendiğini gördükçe hepsinden sıkılıyorum. Hangi düşü görüyorsam önce neşeyle seviyor, aşkla büyütüyor sonra kederle öldürüyorum, vazgeçiyor ve istemiyorum. “Mal sahibi mülk sahibi/ hani bunun ilk sahibi” diyorum. ” O da yalan bu da yalan / var biraz da sen oyalan”* diyorum.

*Yunus Emre

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Serkan BARUTCU 2 yıl önce

yüreğinden dökülen inci tanelerini, o gözlerde tat bırakan hayallerinin harflerle sarmaç dolaş oluşu ancak bu kadar güzel dile getirilirdi.eline emeğine sağlık hocam...

Avatar
mustala 2 yıl önce

yüreğine sağlık

Avatar
günışık 2 yıl önce

muhteşem bir yazı..yüreğine,kalemine sağlık hocam..

Avatar
oğuzha 2 yıl önce

dostum güzel yazmışsın.takipteyim..

Avatar
boşver 2 yıl önce

sonra vazgeçiyorum ...