Hafta içi dışındaki eğitsel etkinlikliklerden arındırılmış olarak hesaplarsak bir öğrenci okul çağının ilk sekiz yılının 9360 saatini okulda öğretmenin gözü önünde geçirir. Bu süre bireyin gözlemlenebilmesi, değerlendirilebilmesi, geliştirilebilmesi ve olabildiğince kişiliğine uygun bir şekilde yönlendirilebilmesi için yeterli bir süre iken siz bunu tutpta 155 dakikaya indirgerseniz olacak olanlardan tüm ülkenin etkilenmesinin sorumlusunu da bulamazsınız!

TEOG kaldırıp da yerine yeni sistem konulmadan önce bir umut daha nitelikli bir uygulama gelir diye beklerken ve buna uzun bir raporla destek sunarken (http://www.mebpersonel.com/meb-e-ortaogretime-gecis-sistemine-iliskin-bir-gorus-raporu-aydin-meral-makale,1417.html) çıka çıka daha mağdur edeni çıkınca açıkçası olmayan umudun son filizleri de örslendi. 

Yazın sıcağına sınav koyarken bazı bölgelerde sıcaklık 35 derece ve klima yok. O kadar okula klima mı sunulacak sorusuna:

Gerekiyorsa evet!

Madem bu sınavın amacı eşit imkanı sağlamaktır o zaman bu da sağlanmalı. 

Görevli olduğum sınıfta öğrencilerin terden sırılsıklam olduğunu görmek ve onların çaresizce pet şişelere saldırdıklarına tanık olmak ve üstelik lavobo hakkının olmaması sanırım işin ne kadar da insanlıktan çıktığına şahitlik etmektir. 

O 155 dakikada Dünya'ya meteor mu çarpacak,

Düşman dört bir yandan ülkeye mi saldırdı,

Kamyonun freni boşaldı da kamyon şarampole mi yuvarlanıyor,

Tsunami tehlikesi olmayan kıyılarımıza dev dalgalar mı yaklaştı?

Eğitimin zaten ticarileştiği, öğrenci beyinlerinin 4+4+4 yıl kesintisiz ezbere maruz bırakıldığı süreçlerin sonunda bari şu sınav denen ve tüm her şeyin bu ana bağlandığı süreci bari iyi düzenleyiniz.

Yıllardır uyguladığım test ve MEB kitaplarını kullanmadığım, minumum düzeyde çoktan seçmeli soru verdiğim, ödevsiz, stressiz, dayatmasız, ezberletmesiz eğitim sistemimin dönüp dolaşıp gereksiz sorulara takılması ayrı bir asap bozuculuk!

Evet, son iki sınavdır soru içerikleri çözümlemeci bir düzeye evrilmeye başladı ama bu durumda buna şükretmek milyonlarca öğrenciyi ihanet etmek demek zira artık boynuzun kulağı geçtiği yılları bile geçtik eğitimde!

Siz 9360 saat gözünüzün önünde olan bir öğrenciyi neden tek güne ve 2-3 saate ve dar kapsamlı bir sınavla değerlendirmeye alıyorsunuz? Neden bazı illerde yeterli sayıda "nitelikli" lise (ki elinde sonunda hepsi test çözmeye bakar hepsi) imkanı sağlamayıp öğrecileri kalıp istifi sınıf ve servislere doluşturuyorsunuz?

9360 saat gözlem imkanı varken onları ölçmeme nedeniniz öğretmene güvenmeme mi?

Yok eşit ve standart bir sınav sağlamaksa sınav öncesi sekiz yılda siz herkese eşit eğitim imkanı sağladınız mı?

Biliyorum, biliyoruz eksik çok, yol uzun ama minimum düzeydeki şeylerden bile neden başlanılımıyor?

Siz bu süreçlerde heba ettiğiniz milyonlarca öğrencinin hayatını neyle idame ettiriceksiniz?

Başlıklar çok...

Özete geleyim.

Bu yıl LGS'ye giren bir öğrencim. Sınıf içinde ve açık uçlu yazılı sınavlarda üst düzeyde bir performans sergiliyor. Dünya algısı, öngürüsü, olayları çözümlemesi tek kelimeyle mükemmel. Yaptığımız yazma, değerlendirme ve okuma etkinlikleri sonucu yazarlık yönü de gelişti ve "Benim bu saatten sonra lise tercihinde göz önünde önünde bulunduracağım ilk şey lisenin nitelikli bir kütüphaneye sahip olması." dedi. BU öğrenci sınava girdi ve Türkçede yazım kuralları ile ilgili soruda sınav heyecanı yüzünden büyük yazılması gereken "ç" harfinin küçük yazıldığı soruyu yanlış yapmış. Haftada 2-3 kitap okuyan, soyut düşünme becerisi üst noktaya erişmiş bir öğrencinin önüne siz hiçbir katkısı olmayacak bir soru koyup onu bununla elerseniz siz bu öğrenciye bir ülkeye iki kere yazık edersiniz!

Yazık!

Öğrencimin sınavdan iki hafta önce yazdığı kısa öyküyü paylaşayım ve siz öyküyü okurken Çarşamba'nın Ç'sini de düşünün: 

D.B (14): 

İlk Anlar

Çiçekleri türlerine göre ayırmışlar. Zambaklar bir yerde toplanmış konuşuyor. Laleler, güzelliklerini renkleriyle yansıtıyor. Güller kokularıyla kendilerini tanıtıyorlar. İleride kupkuru bir alan olmasına rağmen büyük bir köprü vardı. Bunu düşünür düşünmez gözümün önünde olağanüstü bir göl beliriverdi. Ve arkasında küçük bir kasaba. Ama bunların da diğerleri gibi olduğunu bildiğim için oraya gitmek için koşmaya çalışmadım. Sadece seyrettim, dinledim ve hissettim. Bunu fark ettiğimde evin damındayım ve yine gökyüzü ile bir olmuşum. Gözlerimi açtığımda karşımda bir orman vardı ve ben de onun derinliklerinde… Gözlerimi tekrar açık kapattığımda bu kez damda sadece kendim. Anlamış sayılmam ne gördüğümü; bizler mi, gidenler mi yoksa gelenler mi ya da her şey! Sadece o anların düşüncelerine daldığıma o hayal edişlerin çıktığını biliyor ve onların tadını çıkarıyordum. Anladıkça farklı farklı şeyler görüyor, görmekle kalmayıp onlardan biri oluyordum. Bedenim yeryüzünde kalırken ben her yerdeydim. Bunlar olurken kendimle kalmayı daha sever hale gelmiş, soyutlanmış, bulunduğum durumlardan kopmuştum ama ne yazık ki gördüklerimi sadece anlamak ve hayran hayran özlemekle kalıyor ve yetiniyordum. Gördüklerim bir daha bana asla uğramıyordu. Bu eşsiz anları harcamamalıydım. İlk önce yazmaya çalıştım. Olmuyordu. Hissettiklerimi aktaramıyor, saçmalıyordum. Değil gördüklerimi hiçbir şey yazamıyordum ve bıraktım. Üzülüyorum bu anıları kendimde bıraktığıma. Bencilliğime yanıyordum. Düşündüm ve gözlerimi kapattım. Açtım. Karşımda bir pazar… Etrafta baharat kokuları, tezgahlarda renkli renkli yemekler, eşyalar, tablolar ve o içten insan gülümsemeleri… Gözlerim tekrar kapatıp açtığımda karşımda o an vardı. Ellerim boya olmuş, bunları resmetmiş, kendilerini anlatmışlardı. Sokakta yürüyorum. Bir galeri ve anılarımı paylaşmaya karar vererek galeriye giriyorum.

Aydın MERAL

Ins: eydinmeral

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.