David Ausubel:"Öğrenmeyi etkileyen en önemli faktör öğrencinin mevcut bilgi birikimidir. Bu ortaya çıkarılıp ona göre öğretim planlanmalıdır".
 
 
 
Benjamin Bloom: Planlı bir şekilde işe girişilmesi halinde tüm öğrencilerin yeni davranışları öğrenebileceklerini savunur.
 
i.                 İpuçları
ii.                Pekiştireç
iii.               Katılma
iv.               Dönüt-düzeltme
Yukarıda sıralanan eğitim araç gereçleriyle Bloom her öğrencinin her şeyi öğrenebileceğinin savunmaktadır.
 

Dünyadaki herhangi bir kişinin öğrenebildiği herşeyi, herkes öğrenebilir ancak iyi öğrenen ve iyi öğrenemeyen, hızlı öğrenen ve yavaş öğrenen öğrenciler vardır.
 
Bunun ardından Bloom, tam öğrenme modelinin değişkenlerini sıralar: öğrenci nitelikleri, öğretim hizmeti, öğrenme ürünleri.
 
Üniversiteye hazırlanmakta olan öğrencilerimizin, üniversiteli gençlerimizin ve daha ilerisinde birçok erişkinin okuduğunun anlamadığını gözlemliyoruz.
 
Sadece okuduğunu anlamama mı? Hayır maalesef.
 
Konuşulanları da anlamadıklarını görüyoruz.
 
Geçenlerde iki kişinin ateşli bir tartışma içinde olduğunu gördüm. Biraz kulak kabartıp yanlarına sokulduğumda ikisinin de birbirine zıt olmayan şeyleri tartıştığını gördüm. Sonra ikisinin söylediklerinin aynısını ben söyledim. Sonra ikisinin de benim doğru söylediğimi teyit ettiğini gördüm. Sonra onlara dedim ki siz kendi söylediklerinizi anlamıyorsunuz. Biraz koşullanılmış ama neticede birbirlerini anlamıyorlar.
 
Gelelim ilkokul müfredatına.
 
Biraz Bloom biraz Ausubel’in söylediklerini harmanlayarak bir denklem oluşturmaya çalışırsak…
 
4+4+4 eğitim sistemi aslında olması gerektiği gibi yapılamadı.
 
Bu sistemi bakanlığa sayın Ömer Dinçer’e bakanlığı döneminde öneren benim. Ancak “yapılan” ile “yapılabilir olan” arasında uçurum var. Benden etkilenmiştir ya da etkilenmemiştir bilmiyorum. Olumlu olduğuna yönelik e-mail aldım sadece. Neyse…
 

Okul öncesi öğretmenlerine

Ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir  sene değil de 5, 6, 7 yaşlarında okulöncesi eğitimine devam edilse… Sonra ilkokula başlansa ve 8, 9, 10, 11 yaşlarını ilkokulda eğitim öğretime devam edilse… 12, 13, 14, 15 yaşlarında ortaokul…  16, 17,18 yaşlarında 3 yıllık lise eğitimi…
 
Yani 3+4+4+3 sistemi…
 
 
7 yaşında Kur’an-ı Kerim öğretimi…

Kur'an-ı Kerim dersi istemeyene oyun eğitimleri devam eder.

 
8, 9, 10, 11 yaşlarında okumayı öğrenme ve  okuduğunu anlama üzerinde yoğun bir program… Sözcük anlamı, cümlede anlam ve paragraf çalışmalarıyla öğrencilerin anlam bilim çalışması yani semantik. Kesinlikle dilbilgisi, matematik, fen, sosyal gibi konuların işlenilmemesi… Sadece anlam bilim çalışmaları… Yeni kelime öğrenme, atasözü, deyim öğretimi... Bunların yanında eğitsel oyunlar... Çünkü (Eric Ericson'a göre de) çocuklar oyun çağındadırlar.

 
12 yaşında İngilizce eğitimi…
 
Temel atılır.

İlerleyen yıllarda İngilizce ağırlıklı eğitime devam edilmesi…
 
 
 
14, 15 yaşlarında yoğun şekilde dilbilgisi, fen, sosyal, matematik eğitimine geçilmesi…
 
Ortaokul sonrasında yapılan SBS tarzında sınavla öğrencinin ilgisinin belirlenmesi…
 
Lisede belirlenen ilgi çerçevesinde 3 yıllık kapsamlı eğitim öğretim dönemi…


Bunların yanında sosyal faaliyetleri de ihmal etmeden...

 
Merak etmeyin!
 
Okuduğunu anlayan, Türkçeyi çok iyi öğrenen ve düzgün konuşmasını öğrettiğimiz öğrencilerimiz kaliteli eğitimi alabilecektir.


Geçenlerde yaptığım bir gözlem: Öğrenci 4. Sınıfa gelmiş, okuma yazmayı bilmiyor. Öğretmen bu öğrenciye Fen ve Teknoloji dersinde iskeletin kısımlarını, Sosyal bilgilerde milli mücadele dönemini, matematikte örüntüyü, geometri kurallarını, Türkçe’de sıfatı, zarfı, zamiri vs. öğretmeye çalışıyor. Öğretmene bakılırsa bezgin ve öğrenilmiş çaresizlik içinde…

Aynı zamanda liseye gelip çarpım tablosunu bilmeyen, okuması düzgün olmayan yığınla öğrenci...


Öğretmen türevi, trigonometriyi, analitik geometriyi anlatsa neye yarar?

 
Ancak bunların yanında…
 
Mutlaka ama mutlaka…
 
Özel okullar bulunduğu il ya da ilçede kapasitesine bağlı olarak öğrencileri test, sözlü mülakat gibi yöntemlerle seçerek almalı ve en iyiler daha yoğun programlarla ileri seviye çalışmalar yapmalıdır. Devlet de özel okulları bu amaçla “keynesyenci yöntemle” denetlemeli ve tüm giderlerini karşılamalıdır. Sosyokültürel olarak özel okulların kapasitesi yörenin strüktürüne bağlı olarak belirlenmeli. Özel okulculuğu şimdiki sistemden tamamen arındırmanın yolu bence bu.
 
Özel okul öğretmenleri de tabiî ki en iyi öğretmenlerle donatmak ve test sonucu yerleştirmek keynesçi anlayışla devletin işi olmalıdır. Ancak daha önce de defaatle söylediğim şey, eğitimin toptan siyasetten arındırılması YÖK gibi özerk bir kuruma dönüştürülmesidir. Bu sayede keynesçilik işe yarayacaktır.
 
    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
okul öncesi 3 yıl önce

hocam okumadım bu yazınızı.bi iki kelime bile etmediniz bölümle ilgili.

Avatar
okul öncesi 3 yıl önce

okudum hocam:)) teşekkür ediyoruz.

Avatar
okul öncesi 3 yıl önce

hocam ingilizce için 12 yaş geç değil mi?gerçi ingilizce branşından da 3 yaşında bile öğretmen soksan meb ingilizce öğretemiyo.

Avatar
okul öncesi 3 yıl önce

meb ingilizce öğretemediği halde neden bu kadar ingilizceci ataması yapıyor hocam?