banner374
25 Temmuz 2016 Pazartesi 08:53
12 Eylül’ün Defteri, 15 Temmuz Günü Dürülmüştür
 Hepimizin bildiği üzere 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece, ülkemizde,  40 yıldır aydınların ve yazar-çizerlerin tüm uyarılarına rağmen yapılanmış olan TSK’daki FETÖ elemanlarının (bu şahıslara asker bile dememek gerekir, zira eski Genel Kurmay Başkanımız İlker BAŞBUĞ bunlara asker olamaz, teröristtir demiştir) İstanbul ve Ankara gibi illerde ellerindeki gücü kullanarak,  bir darbe girişiminde bulunduklarını gördük. Pekala, Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını esir almış olan, Cumhurbaşkanına ve Başbakana suikast girişiminde bulunulduğu sonradan öğrenilen, Cumhuriyet’in kazanımlarına ve kurumlarına, Atatürk öğretisine ve değerlerine bir düşman gibi bir saniye bile gözlerini kırpmadan pervasızca-fütursuzca saldıran, Sur-Cizre-Nusaybin gibi yerlerde PKK ile savaşarak PKK’yı yenilgiye uğratan terörist avcısı birçok özel harekat polisini toplandıkları yer olan Gölbaşı’nda kıstırıp,  arka arkaya düzenledikleri hava saldırıları neticesinde şehit eden, adeta G.doğu Anadolu bölgesinde PKK’yı JÖH ile bitirme noktasına gelmiş iki deliden birisi PÖH’e yönelik sindirme ve intikam amaçları güdülerek yapıldığı düşünülen, halkları tankların altında  ezerek ve havadan ateş altına alarak katledip hışımla, hoyratça, hunharca, canice ve gaddarca yol almaya çalışan, kaybedeceğini anlayınca ellerindeki Türk helikopterini  Yunanistan topraklarına indirmekten ise hiç geri durmayan ve hicap etmeyen FETÖ kalkışması nasıl alt edildi? 
En başta, Atatürk’ün ‘’T.C. devleti şeyhler, dervişler, meczuplar ve tarikatlar memleketi olamaz, en hakiki tarikat, medeniyetler tarikatıdır.’’ öğretisini benimsemiş olan Laikliğe inanmış gerçek Türk subayları, Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet’e ve kurumlarına ve demokrasiye saldıran bu darbe girişimini önleyerek,  o gece etkin ve etkili bir rol oynamıştır. ‘Kenan Evren olmak istiyor musun, istemiyor musun?’ sorusuna şehit olma pahasına direnerek ve teslim olmayarak cevap veren Genel Kurmay Başkanı Hulusi AKAR, komutanının makamını korumak için bir saniye dahi düşünmeden canını ortaya koyarak şehit olan; ama o makama yeltenen ABD/FETÖ elemanını gözünü kırpmadan öldürerek,  o makama halel getirmeyen Astsubay Ömer HALİSDEMİR,  T.C.’nin en yüksek makamı saldırı altında iken, TRT’de okunan o bildiriyi kabul etmeyen ve Atatürk’ün emaneti olan Cumhurbaşkanlığı makamının hamiliğini yapan 1. Ordu Komutanımız Ümit DÜNDAR hiç unutulabilir mi? Asker, demek ki salt ‘darbeci’ olarak anılmamalıdır; zira T.C. devletinin ve M. Kemal’in askerleri, FETÖ’nün elemanlarına karşı,  cumhuriyet ve demokrasi değerlerine ve T.C. devletinin tüm makamlarına sadakatle bağlı ve bu makamları canları pahasına koruyan ve savunan birer NEFER olarak dikilmişlerdir. TSK’nın bu özelliğini canlarını ortaya koyarak göstermiş olan M. Kemal’in askerleri, tarihe geçmişlerdir. TSK’nın onuru, gururu ve övünç kaynağıdırlar. Asla unutulmayacaklardır. FETÖ elemanları ise ‘darbeci’ etiketi ile TSK’nın utancıdırlar. Ve tarihin kapkara sayfalarında yerlerini alacaklardır. 
Hiç kimsenin uyumadığı, ayakta kaldığı o gece, sokağa dökülerek Cumhuriyet ve Demokrasi kazanımlarını koruyan halk kitlelerinin de bu süreçte etkin ve etkili önleyici bir rol oynadıkları yadsınamaz. Tankların halkın  üstünden geçmesi ve onları ezmesi, askeri araçların havadan halka ateş etmesi bile halk kitlelerine geri adım attırmamıştır. Havadan açılan ateşin sıcaklığını ve tankların ağırlığını iliklerine kadar hissetmiş olan halklar, o gece birbirine soğuk bakan CUMHURİYET İLE DEMOKRASİYİ de birleştirmişlerdir. Farklı görüşlerden siyasi figürler ise bu tablo karşısında,  Atatürk’ün öncülüğünde Türk Milleti’nin kurduğu TBMM’de toplanmışlar ve savunmaya geçmişlerdir. O vekiller de tarihe geçecektir. Zira; üzerlerine yağan bombaları hiçe sayarak,  TBMM’nin tarihsel ruhunu yeniden canlandırmışlardır. Ve TBMM, bu ruh ile ilk meclisi gözümüzün önüne getirmiştir. 
Ve devletin başındaki kişilerin hiçbiri,  bir afallama ve bocalama içine girmeden,  bu süreci çok iyi yönetmişlerdir. Recep Tayyip ERDOĞAN ve Binali YILDIRIM, kontrolden çıkan yapıyı alt edebilmek ve Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış olan ABD menşeli saldırıyı püskürtmek için çok iyi bir sınav vermişlerdir. Bu sınavdan, tüm siyasi kişilikler alınlarının akıyla çıkmıştır. Her şeyden vazgeçip vatandan vazgeçmeyenler olarak tarihteki yerlerini alacaklardır. 
Elbette, şunu iyi biliyoruz ki, ABD menşeli FETÖ elemanlarının başlattığı darbe girişimine karşı koymak ve Cumhuriyet kurumlarını savunmak üzere halk kitleleri, milli sloganlarla, sembollerle  ve marşlarla sokaklara davet edildi. Milli değerlerimiz tutunacağımız dal oldu adeta. Bu bakımdan, milli değerlerimize alerjik bakanlar bile o gün MİLLİCİ bir libas ile çıktı alanlara diyebiliriz. Çünkü herkes şunu iyi bilsin ki, bu topraklar MİLLİ olmakla kurtuluşa ya da felaha erer. Bakınız;
Alanlara çıkan halk kitleleri;
783 bin kilometrekarelik tek vatan için toplandı. Bu vatanın adı, Türk Milleti’nin kurduğu TÜRKİYE CUMHURİYETİ idi.
Ellerinde tek bayrak taşıdılar, adı ay yıldızlı al Türk bayrağı idi.
Dillerinde İstiklal Marşı’nın iki kıtası dökülüyordu, ama kesmiyordu insanları,  onlar on kıtasını okumak için komut bekliyorlardı. Olaylardan sonra toplanan mecliste ise İsmail KAHRAMAN İstiklal Marşı’nın on kıtasını okuyordu.
Mithat Cemal KUNTAY’ın ve Arif Nihat ASYA’nın şiirleri pelesenkti dillerde.
Onuncu yıl marşı artık bir kesime değil, tüm kesimlere göz kırpıyordu. Onuncu yıl marşına dudak bükenlere bile.
2023 vizyonu ise M.Kemal’in önderlik ettiği ve Türk Milleti’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş yılı olan 1923’ü mihenk taşı yapıp muasır medeniyetler seviyesi hedef alınarak çiziliyordu artık. 
Yunus Nadi ile M. Akif ERSOY birleşmişti ya,  söz konusu vatandı artık gerisi ise kocaman bir efsane. Tarih sayfalarına altın harflerle yazılacak bir efsane hem de.
Halk kitleleri, devlet kademesi, TSK, emniyet ve siyaset, milli değerler etrafında kenetlenerek emperyalizmin ekmeğine yağ sürmemiş, bu ülkeyi kuran Türk Milleti’nin ruhunu çağırmıştır. O ruh öyle BİR gelmiştir ki, alanlar emperyalizm ve onun köpekliğini yapanlara dar edilmiştir. İşte o ruhu kaybetmemeli, gelecek nesillere aktarabilmeliyiz. Bunun için ise MEB’e büyük sorumluluk ve görev düşmektedir. Bu bağlamda,  öğretim programlarına milli değerleri içeren kazanımlara eskiye nispetle daha fazla yer vermelidir. Arif Nihat ASYA’nın ‘Bayrak’ şiiri ders kitaplarında yerini almalıdır, ‘Andımız’ okullarda yeniden okunmaya başlanmalıdır,  kitaplarda ‘M. Kemal’ ve ‘Milli Mücadele’ eskiye göre daha fazla üzerinde durulan konular olmalıdır. Görüldü ki, milli değerler bugün nasıl lazım ise, yarın da lazım olacaktır. Çocuklarımıza ve torunlarımıza miras bırakacağımız tek şey vatandır. Unutmayınız, vatan için toplanma ve eyleme geçme,  milli değerlerle donanmış insanların işidir.
Ayrıca, malumunuzdur ki,  darbe girişiminin tüm devlet kurumları gibi MEB’e de zararı dokunmuştur. Devlet, FETÖ temizliği dolayısıyla gözaltılar, tutuklamalar ve açığa almalarla adeta yeniden yapılanma sürecine girmiştir. OHAL ile de devletin toparlanma ve kendine gelme süreci daha hızlı olacaktır öngörüsündeyim. MEB’de binlerce öğretmen açığa alınmış, bazı kurumlar kapatılmıştır. Biliyorsunuz ki, FETÖ çeteleşmesi 40 yıllık bir sürece yayılmaktadır. Onun için temizlik şarttır. FETÖ elemanlarının yaptıkları yanlarına kar kalmamalıdır. Ama bu durum MEB’de ister istemez bir boşluk meydana getirecektir, bu da yadsınamaz. Bunun için bir an evvel MEB tarafından açığa alınmalarla ilgili idari soruşturmalar, adil ve tarafsız şekilde yürütülüp gerekli ayıklanma yapılmalıdır. Ve ivedilikle ayıklamalardan sonra göreve döndürülecekler  belirlenerek, açığa alınmış  suçsuz ve günahsız öğretmenlerin üzerindeki bu leke temizlenmelidir. MEB, norm kadro güncellemelerinden sonra ilk atama, iller arası veyahut il içi ve mazerete dayalı yer değiştirmeleri içeren bir takvim çerçevesinde,  illerde oluşan öğretmen boşluklarını da,  ders yılı başlamadan evvel doldurmalıdır. Böylelikle, 2016-2017 ders yılı asgari kayıp, mağduriyet ve zarar ile atlatılmış olacaktır. MEB, darbe girişiminin verdiği bu zararı, müfettişi, yöneticisi, bürokratı ve öğretmenlerini de işin içine dahil ederek,  el birliği ile,  özellikle ders yılı içinde hissedilir derecede büyümemesi için var gücüyle çalışarak ortadan kaldırmalıdır. Açığa alınanların soruşturmalarının uzamaması, hem önümüzdeki ders yılının asgari zarar ile atlatılması  için hem de okuldaki huzur, dayanışma ve barış ortamı için elzemdir. MEB, iç-dış paydaşlarını kullanarak,  işbirliği içinde, gelecek ders yılı için elini çabuk tutmalıdır. Süreci uzatmamalıdır. Süreç uzadıkça, eğitim camiasındaki baskı ve tedirginlikte artacaktır. Ders yılının başlamasıyla bu ruh hali,  ister istemez eğitim öğretim ortamına da sinecektir. Gelecek kuşaklara,  kayıp ders yılları yaşatmaya,  hiçbirimizin hakkı yoktur. MEB, ders yılı başlamadan, eğitim öğretim ortamını rahatlatmalıdır. Bu bağlamda, bu sorumluluk ve şuur ile hareket etmeliyiz kanaatindeyim. Yoksa, sürecin baskısı ve tedirginliği içinde bu ders yılından istenilen verim ve başarı alınamaz. Ayrıca, açığa alınıp yürütülen soruşturma sonunda  göreve döndürülen öğretmenleri, bu şartlar ve hava altında damgayı yediklerinden dolayı ne yazık ki velilere kabul ettirmek güç olacağı göz önüne alındığında ve düşünüldüğünde, okuldaki işleyişin, düzenin, barış ve huzur ortamının bozulmaması için ilgili bu öğretmenlere  il içinde isteğe bağlı yer değiştirme hakkı verilmelidir diye düşünüyorum.  
2008 yılında,  İLÇE MEM’de yapılanan FETÖ çetesinden mağdur birisi olarak başımdan geçenleri sizinle paylaşmak istiyorum, gerekirse bunu savcılarla da paylaşabilirim:
OLAYIN KONUSU :  Şüpheli şahsın; bulunduğu makamın yetkilerini ve nüfuzunu FETÖ/PDY hesabı, çıkarı ve yararı emrine vererek  kullandırıp, devletin bünyesinde yuvalanan bir suç örgütü adına hiyerarşik bir yapı içerisinde emir ve talimatlar alarak hareket edip, bu bağlamda cebren ve hile ile idari tasarrufta bulunup  mağduriyet yarattığını düşünerek konunun araştırılması hakkında.     
OLAYIN ZAMAN ARALIĞI : 07.03.2008-15.06.2009
OLAY : Şüpheli şahıs M.E. , olay zaman aralığının ayrı zaman dilimleri içinde … İli, … İlçesinde İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü ve İlçe Milli Eğitim Müdürü görevlerini vekaleten yapmakta idi. Şüpheli şahsın, söz konusu idari görevleri üstlendiği  dönemde, makamının kendisine yüklemiş olduğu hukuki sorumlulukları ve yetkileri devre dışı bırakarak aşıp, idari tasarruflarında ve yönetiminde  aidiyetinin ve mensubiyetinin bulunduğunu düşündüğüm FETÖ/PDY direktifleri doğrultusunda ve lehinde hareket ettiğine ilişkin izlerin bulunduğu, aşağıda da dikkatlerinize sunacağım şahsımla ilgili yürütülen idari işlemdeki yetki kullanımında ve şahsımın başından geçen bir olayda da açıklıkla görülerek anlaşılacaktır kanaatini taşımaktayım. Şöyle ki;
 … 2007 gününde, sözleşmeli öğretmen olarak göreve başladığım … İli, … İlçesi … İlköğretim Okulundan, … İli, … İlçesi … İlköğretim Okuluna  kadrolu pozisyonda … Öğretmeni olarak atandım. Atandığım yerdeki bu göreve, … 2008 günü başladım. Göreve başladıktan sonra atandığım … İlköğretim Okulunda, 1 olan mevcut normla ilişkili olduğu iddia edilen … isimli sözleşmeli bir … Öğretmenin görev yapıyor olduğunu gördüm. Bu durumda, 1 olan mevcut norm ile kadrolu olmam hasebiyle ve mevcut mevzuat/hukuki deliller çerçevesinde şahsımın ilişkili tutulması gerektiğini bekler iken, yetkili makamda oturan şüpheli şahsın kamu yararını gözetmek yerine FETÖ/PDY çıkarını ve yararını gözeterek, yine bu örgüt ile bağlantısının olduğunu tahmin ettiğim yukarıda ismi zikredilen … isimli  öğretmen lehinde, koruyup kollama tutumu içine girip inisiyatif alarak yetki kullanımında bulunduğunu müşahede ettim. Neticede, FETÖ/PDY’den emir ve yetki aldığını düşündüğüm şüpheli şahsın, o yapıya mensubiyetimin olmayışını görerek ve işiterek anlamasından sonra kendi yandaşı diğer şüpheli lehinde inisiyatifi eline alıp hakkımda yapmış olduğu idari işlemlerin mağduru ve kurbanı oldum. Bu bağlamda, atandığım okulda norm kadro fazlası sayılamayacağıma dair açık mevzuatsal/hukuksal deliller bulunmasına karşın ilgili kurumda yetkilendirilmiş şüpheli şahsın, FETÖ/PDY adına kendi yandaşını koruyan ve kollayan bir tutum ve pozisyon alması dolayısıyla kadrolu olarak atandığım okulda,  norm kadro fazlası sayıldım. Ve … Öğretmeni unvanı ile kadrolu pozisyona atandığım okulda, norm kadronun 1 olması ve bu norm kadro ile bahse konu diğer şahsın sözleşmeli statüde çalışıyor olmasına rağmen yukarıda da söz ettiğim illegal idari yapı ve işleyiş gibi saiklere bağlı olarak ilişkilendirilmesinden ötürü norm kadro fazlası bir öğretmen durumuna düşmüş, … ilçesi dahilindeki okullara adına sürgün diyebileceğim geçici süreli görevlendirmeler yolu ile  görevlendirilmiştim. Bu bağlamda, sırası ile  25.03.2008-15.06.2008 tarihleri arasında … İlköğretim Okuluna; 11.09.2008-11.02.2009 tarihleri arasında … İlköğretim Okuluna; 11.02.2009-15.06.2009 tarihleri arasında … İlköğretim Okuluna geçici süreli olarak görevlendirildim. Bitmek bilmeyen geçici görevlendirmelerden dolayı maddi-manevi olarak yorulduğum, bu bakımdan bir gittiğim yerde yarım dönemden fazla kalmadığım için eğitim öğretim ortamlarında devamlılık esası ile çalışamadığımdan olsa gerek motivasyonumu koruyamadığım, bundan ötürü de verimsizleştiğim ve bu durum karşısında da artık bıktığım için  … İlköğretim Okuluna yapılan geçici süreli görevlendirme işlemini, Mardin İdare Mahkemesine YD ve iptal talebi ile taşıdım. Geçici görevlendirmeler yolu ile idare edilerek, hakkım olan yerden uzaklaştırılmış ve orada fiilen görev yapmamın önüne geçilmiştir. Böyle bir idari işlemin ise hukuki açıdan değerlendirildiğinde arızalı ve sakat olacağını düşünerek, mahkeme nezdinde haklı olacağımın tescilleneceğinden emindim. Nitekim, geç de olsa, söz konusu idare mahkemesine sunduğum davadaki iptal istemim, mahkeme tarafından kabul görerek haklılığım tescillenmiştir. Davalı idarenin mahkemeye sunduğu savunmada, sözleşmeli ile kadrolu arasında tıpkı iki kadrolu arasındaymış gibi hizmet puanı esasında norm kadro fazlası öğretmen belirleme işlemi gerçekleştirildiği görülecektir. Halbuki, ne sözleşmeli öğretmenlerin hizmet sözleşmesinde ne de MEB mevzuatında böyle bir işleme cevaz verilmektedir. Kadronun sahibi ve ilişkilendirildiği, kadrolu öğretmen olması gerekir iken, şüpheli şahsın yukarıda anlattığımız illegal ilişkilerine bağlı olarak kendini gösteren yönlendirmeleri ile davalı idarenin FETÖ/PDY etkisi altında kaldığı aşikardır. İdare Mahkemesine,  YD ve iptal talebi ile taşıdığım bu olayın, açıkça hukuka aykırı ve telafisi mümkün olmayan zararları-sonuçları olabileceği açık olmasına rağmen YD talebimin kabul edilmeyişi de,  bu dava dosyasındaki YD talebimi karara bağlayan hakimler hakkında bazı şüphelerimin ortaya çıkmasına, özellikle 15 Temmuz olaylarını gördükten sonra neden olmuştur. Davalı idarenin savunmasında, şüpheli şahsın manipülasyonundan olsa gerek, işi yokuşa sürme, sürüncemede bırakma ve davayı öteleme gibi amaçların güdüldüğünü,  ilişikte sunulan savunma ekindeki bir belge üzerinde yer alan  şüpheli şahıs imzasından da anlayabilmekteyiz.

Ayrıca, yukarıda anlattığım şahsımla ilgili idari iş/işlemlerden anlaşılacağı üzere, FETÖ/PDY’nin, yetkili makamlarda bulunan elamanları eli ile katakulli, üç kağıt ve kumpas yaparak, dönen dolapların içinde bulunarak, devlet içinde daha önce eşine benzerine rastlanmayan bir hiyerarşik düzen kurduğunu düşünüyorum. O dönemlerde, kurulan bu illegal  düzenin bir mağduru ve kurbanı olarak, kurdukları illegal düzen içinde yürüttükleri kumpas (oyunlar) ve çevirdikleri dolaplar  ile hakkımı sürüncemeye bırakarak  teslim etmedikleri için yedikleri kanaatini taşıyorum. Hatta; bu oluşturdukları düzenin nasıl çalıştığına ve hiyerarşik bir şekle büründüğüne ise norm kadro fazlası sayılıp ilk geçici görevlendirmemin yapılmasından sonra şüpheli şahsın makamına şahsımı davet edip akabinde makamında şahsımla arasında geçen  konuşmaları işittiğimde ve  orada hangi sıfatla bulunduğu meçhul bir  kişiyi görünce daha da iyi anladım. Şöyle ki; 
Bahse konu olay, 2008 yılı Nisan ya da Mayıs ayı içinde, şüpheli şahsın telefonda beni makamına çağırması üzerine başladı. Telefonda ilettiği randevu gününde ve saatinde, şüpheli şahsın makam odasında,  kendisi ve daha önce hiç görmediğim, ilk defa orada gördüğüm ve daha sonra FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğunu öğrendiğim bir kişi ile bir araya geldim. Bu anlarda oda kapısı ise kapalı idi. O anlarda,  şüpheli şahsın beni neden yanına çağırdığını anlamış değildim, telefonda da söylememişti zaten. Hem kapalı kapılar ardında oluşumuz hem de odadaki yabancı birisi beni iyice işkillendirmeye ve tedirgin etmeye başlamıştı. Ve şüpheli şahıs, yabancı şahsı söz konusu ilçedeki …  İlköğretim Okulunda görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak tanıtıp  benimle konuşmaya başladı, birtakım sözlerle ve sorularla zarf atarak mensubiyetinin bulunduğu illegal cemaatle bağlantılı olup olmadığımı, dini bakımdan ne seviyede ve nereye daha yakın bulunduğumu belirlemek için beni yokluyordu, yabancı kişi ise aramızdaki bu konuşmaları yakından ve dikkatle takip ediyordu, ara sıra da konuşmalara dahil oluyordu. Söz konusu yabancı şahıs, o ortamda neden vardı, ne alaka idi, bunu şimdilerde çok daha iyi anlıyorum. Şüpheli şahıs, görüşme tamamlanıp yabancı şahıs ile birlikte benden istediği cevapları alamayarak umduğunu bulamayınca, odadan çıkarken şahsıma  konuşulanların bu ortamda kalmasını tembihliyordu. Bu olayın yaşandığı an İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü makamında bulunan birisinin, şahsımla yaptığı görüşmede, yanına FETÖ/PDY ile bağlantılı birini alıp illegal cemaatin tabiri ile beni kafalama girişimi boşa çıkmıştı. Kim bilir, kafaya alsalardı, atandığım okulda yaşamış olduğum norm kadro ile ilgili sorunu,  imam-abi-talebe hiyerarşik  ilişkisi içerisinde çözmeyi planlıyorlardı. Makam odasındaki o görüntü, konuşmalar FETÖ/PDY’nin nasıl bir illegal mekanizma kurduğunun açık delili idi. Bu illegal yapının, hiyerarşik ilişkilerine göre; şahsım onlardan değildi, diğer şüpheli ise onlardan birisi idi, bu bakımdan olaya hukuki açıdan değil de, FETÖ/PDY açısından bakılmalıydı. Nitekim, sonraki süreçte şahsımla ilgili ve yakın çevremde gelişen olaylar ve yukarıda da anlattığım idari iş/işlemler de,  bunun hukuki bakımdan açık kanıtı niteliğindedir.  FETÖ/PDY’nin ilgili devlet kurumunun işleyişinde, bu elemanları vasıtasıyla aralarında kurdukları hiyerarşik ilişkilerle idari iş/işlemleri yürüttüklerini ise o dönemin ilgili ve yetkili tanıklarının bildiğini düşünüyorum. 
Şüpheli şahsın; devlet içinde gizlenen FETÖ/PDY’nin bir unsuru olduğunu, şahsımla ilgili idari tasarrufu hak-hukuk yerine, bulunduğu makamın verdiği yetkiyi FETÖ/PDY lehine  kullanarak etkilediğini ve çeldiğini,  FETÖ/PDY’ye aidiyeti ve mensubiyeti olan yukarıda da görüldüğü üzere kişinin savunuculuğunu ve koruyuculuğunu yaptığını,  kamu yararı yerine   FETÖ/PDY’nin yararını ve çıkarını gözettiğini,  hukuku ise FETÖ/PDY lehine istismar ederek deldiğini düşünüyorum.    
 
Uyarılar:
Bu saatten sonra devlet kurumlarına sızmaya yeltenecek tarikat ve cemaat oluşumlarının başı küçük iken ezilmelidir. Unutulmamalıdır ki, bu önlemi alacak olan devlet içinde kurulacak laik düzendir. Bu düzen ile devlet her şeyi kontrol eder duruma gelebilir. Yoksa, tarikatlara ve cemaatlere sırf imanlı, namazlı diye güven duyarak,  devleti onlara teslim etmeye kalkışmak,  devlete yapılan FETÖ kalkışmasına benzer bir kalkışmanın önünü açar. Tarikat ve cemaatlerin,  kendilerine inanılarak ve güvenilerek hareket edilip arka taraf boş bırakıldığında neler yapabilecekleri görülmüştür. Onun için unutulmamalıdır ki, tarikat ve cemaatlerin devlet içinde yuvalanmasının önüne, laik düzene sadakat gösterilirse geçilebilir. 
Ve soğuk savaş döneminin ‘namaz kılandan ve imanlıdan  hain olmaz’ efsanesi de böylelikle son bulmuştur, Atatürk kendilerine şeyh, derviş diyen FETÖ benzeri hainleri yüz yıl önce görmüştür ve temizlemeye çalışmıştır. İskilipli Atıflar, Şeyh Saitler, Seyit Rızalar, Derviş Vahdetler, Derviş Mehmetler  ve diğerleri.  Tarihsel deneyimler, kurtarılan vatan üzerinde kurulan devletin korunması için laik düzeni mecbur kılmıştır. Bunun için de, tekke ve zaviyeler kaldırılmış, tevhid-i tedrisat  ile eğitim öğretim işleri tek elde toplanmıştır. Unutmayınız, laik düzen olmazsa tarikatlar ve cemaatler devlet kurumlarında at koşturabilir ve bir müddet sonra kontrolden çıkar, tıpkı FETÖ gibi… Onun için her zamankinden daha fazla DEVLETÇİ olmalıyız... Ve Atatürk’ün bu ilkesini her alanda şiar edinmeliyiz... 
FETÖ elemanlarının binbir surat olduklarını  asla unutmayınız. ‘Tedbir’ diyerek, 40 yıl boyunca  imalı (imanlı olmayan) namazlarla nasıl yapılandıkları ortadadır. Eğer ki, tarikat ve cemaatler sıfırlanmazsa, bekleyen tehlikelerden birisi de,  FETÖ’nün başka tarikat ve cemaatlerin içinde gizlenir şekilde yuvalanabilir olma olasılığıdır. Unutulmamalıdır ki, bu yapı,  siyasi iktidarın din zaafını, sempati duyduğu tarikat ve cemaatler üzerinden istismar edebilir. Bu yolu kapatmak için ise çok radikal bir adım atmak gerekiyor, bir devrim gibi, tıpkı tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi. Aklınızdan çıkarmamalısınız ki, ‘Tedbir’ ile kendilerini göstermeyenler, illaki bir yerlerde hala VARLAR. ‘Tedbir’ stratejisi ile gizlenip bir yerlerde devam eden  varlıkları,  devlet için hala bir tehdittir.  Kılıktan kılığa girebilme meziyetine ve becerisine sahip olduklarını, bu bağlamda,  40 yıldır devlet büyüklerini kendilerine inandırdıklarını ve güvendirdiklerini lütfen unutmayınız. Turgut ÖZAL, Süleyman DEMİREL, Bülent ECEVİT,  Tansu ÇİLLER, son olarak Recep Tayyip ERDOĞAN,  40 yıllık sürecin ‘kandırılanlar’ kervanında yerlerini almışlardır. Ama bu kervanın çoğu ismi, hayatta iken bu yapıya karşı uyanamamıştır.Ve şu anda çoğu mezarında uyumaktadır.  Bu kervanın sonuncu ismi  ise hayatta iken,  ‘uyanan’ ilk isim olmuştur. Ve şu anda Atatürk’ün kurduğu vatanı,  milli güçleri etrafına alarak savunmaya geçmiştir. İlker BAŞBUĞ’un da dediği üzere bu yapıya karşı,  arkasına tüm kesimlerin desteğini alarak gerçekten mücadele verecek tek kişidir, o da Recep Tayyip ERDOĞAN’dır. Zira; bizim gibi toplumlarda takkeli, cübbeli ve sarıklı kişilere karşı mücadeleye girişilirken, ‘dinsiz’ damgası yeme riski bulunmaktadır. İşte bu damga, cemaat ve tarikat yapılarına karşı mücadele verirken destek noktasında kamuoyunu ortadan ikiye ayırabilir. Ama Recep Tayyip ERDOĞAN, bu mücadele içinde iken,  böyle bir risk olmadığı için kamuoyu dindarlarıyla FETÖ’ye karşı BİRLEŞMİŞTİR. Bilmelisiniz ki, M. Kemal’in bile tarikat ve cemaat yapılarına ve birtakım şeyhlere karşı verdiği mücadele hala bazı kesimlerde ‘dinsiz’ damgası yemesine nedendir. Ama şunu da bilmelisiniz ki, M. Kemal,  Elmalılı Hamdi YAZIR, M. Akif  ERSOY,  Rıfat BÖREKÇİ, Raif Hoca ve Fevzi Efendi gibi dindar kimseleri de milli mücadele yıllarında etrafında toplayabilmiştir.
Devleti tarikat ve cemaatlere emanet eden, bu nedenle tarikat ve cemaatlerin önünü açan 12 Eylül’ün defteri, 15 Temmuz günü FETÖ kalkışması durdurularak dürülmüştür.
Bazılarının bu süreci istismar ederek, fırsat bilerek farklı saik ve niyetlerle birilerini  şamar oğlanı yapmasının önünü de açmamak lazımdır diye naçizane düşünüyorum... Yani FETÖ’nün günahlarını ve suçlarını,  suçsuz-günahsız ve ilgisiz-alakasız insanlara da çektirmemek gerekir…
Kendilerine ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adı vererek ülkeyi kan gölüne çeviren FETÖ elemanları,  ülkede canlı bomba ve terör saldırılarıyla ve siyasi kutuplaşmalarla zaten bozulmuş olan toplumsal uzlaşı, barış havasını ve birlikteliği iyice içinden  çıkılmaz bir hale sokmuşlardır. Neyse ki, 15 Temmuz sonrasında yeniden bir araya gelen siyaset, sokaklara da tesir ederek ve dokunarak farklı halk kitlelerini bir araya getirmeyi başarmıştır. CHP-MHP kanadının AKP’ye, AKP’nin de CHP ve MHP’ye olan desteği ise istikbal için bir umut kaynağıdır. Zira; tüm arızalar bu birliktelik ile onarılabilir. Gelecek kuşaklarda İttihat şuuru oluşturmak için okullarımızda;  
Daha fazla Kuran, daha fazla Nutuk okutmalıyız öğrencilerimize. Kurandan daha fazla ‘Risale’ ve ‘Kırık Testi’ okuyan FETÖ elemanlarının, vatana ne gibi zararlar verebileceği artık ifşa olmuştur. Tabi, ‘Risale’ ve ‘Kırık Testi’ kitaplarının takkesi de düşmüştür. Hem takkesi hem takiyesi düşen FETÖ’nün hain KELİ de görülmüştür. Anlayacağınız dımdızlak kalmıştır FETÖ.  An itibariyle tam İFŞA VE AFİŞEDİR. Soğuk savaş yıllarında, komünizmle mücadele derneği üyesi olarak,  devletin makamlarını ufak ufak ele geçirmeye başlayan FETÖ, ARTIK mücadelenin odağındadır. Tehdit ve tehlike, artık CEMAATLER  VE TARİKATLAR OLARAK halkın  kafasına işlenmiştir. Onun için devlet kadroları,  bundan sonra asla bir cemaat ya da tarikat grubuna teslim ve emanet edilemez. Devlet kadroları, liyakate teslim ve emanet edilecektir artık. Devlet, bu şartlar altında,  FETÖ tarafından ortadan kaldırılan  LAİK düzene yenidem geçme mecburiyetindedir. Laik düzen ise inanınız ki, LİYAKATİ beraberinde getirecektir. Böylelikle devlet mekanizmaları, büyük güven boşluğundan kurtulacak ve tıkır tıkır işleyecektir.  Böylelikle, FETÖ’ye düşünce LAİKLİĞE sarılan devletimiz, bir daha cemaat ve tarikat gibi yapıların ağına asla düşmeyecektir. Demir ağlarla ördüğümüz devleti, liyakat ağı ile örmenin zamanı geldi de geçiyor.

Unutmayınız, İttihat akabinde Terakkiyi getirir. Terakki ise Cumhuriyet’in kuruluş yılı olan 1923 ‘ü esas alan 2023 vizyonunu yani MUASIR MEDENİYETLER SEVİYESİNİ hedefler.

Devletin, tarikat ve cemaatler ile  bağı koparılmalıdır, bu da laik düzen ve liyakat ile olabilir, illaki şu ortamda bu hali fırsat bilip bazı tarikat ve cemaatler devletin kadrolarına saldıracaklardır, onlar da FETÖ gibi imandan falan bahsedip devletin üst düzeyini  kendilerine inandırmaya çalışacaklardır, ama aldanılmamalıdır, FETÖ’nün  devleti ne hale getirdiğinden ders alınarak hareket edilmelidir, devlet bir grubun, cemaatin, tarikatın ya da başka başka yapılanmaların eline geçtiğinde halimiz yamandır.  Adalet ve eşitlik gibi değerleri esas alan liyakat sistemi her T.C. yurttaşını;  ideolojisi, siyasi görüşü, dini, mezhebi, cemaati, tarikatı ne olursa olsun Türk Milleti’ne ve Türkiye Cumhuriyeti devletine monte edecektir. O zaman,  HEP BİRLİKTE TÜRK MİLLETİ olabiliriz, yeter ki bunu yapmak için KORKMAYALIM...
OHAL’de,  VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN...
DEVLETİMİZ, BU SÜREÇTE LİYAKATE  DAYANARAK KURACAĞI TOPLUMSAL BARIŞ VE DAYANIŞMA  İLE  YENİDEN YAPILANDIRILACAKTIR…
Her şey geçer, vatan geçmez, her şeyden vazgeçsen de VATANDAN ASLA VAZGEÇME!..
Saygılarımla…
Yahya ASLAN
banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol