banner374
01 Ağustos 2016 Pazartesi 09:53
Darbe Yarası, Laiklik ve Liyakat ile Sarılmalı
 15 Temmuz gecesi FETÖ darbe girişimi başarıya ulaşmış olsaydı, ülkemiz telafisi mümkün olmayan çok ağır bedeller ödeyebilirdi. Neyse ki, devlet dirayeti ve millet şuuru ile bu kalkışma püskürtüldü. Tıpkı, Çanakkale’de ve kurtuluş mücadelesinde yedi düvelin püskürtülmesi ve topraklarımızdan def edilmesi gibi. Böylelikle, Türk Milleti görüntüsü ve birlikteliği ile tarih sayfalarına bir gurur, onur ve övünç daha altın harflerle yazılmış oldu. 
Devlet içinde,  takriben 40 yıldır,  kimi zaman gizlenerek kimi zaman da ‘dinsiz birisi olacağına namazlı-imanlı birisi olsun’ gerekçelendirmesi üzerinden devlet büyüklerinin dinsel duygularını istismar ederek yuvalanan ve 15 Temmuz sonrası devlet için tehlikeli olduğu çok açık bir biçimde görülen bu örgütü, yuvalandığı yerden çıkarıp  ortadan kaldırmak ve devlet içindeki 40 yıllık pisliği ve irini temizlemek için her alanda yeni bir sürece ve döneme girişilmiştir. Bu sürecin adı, FETÖ ile topyekün mücadeledir. 
 Bu bağlamda, elbette ki, diğer bakanlıklar gibi MEB’de de bu mücadele,  FETÖ ile bağlantısı olduğu sanılan personelin görevden uzaklaştırılması, FETÖ bağlantısı kesinleşen okulların ve yurtların kapatılması gibi adımlar ile sürdürülmektedir. Bu kapsamda yürütülen mücadelede, OHAL’in verdiği hızın da,  FETÖ’ye yeni alanlar açmasına veya hamleler yapmasına fırsat tanımadığını önemle  ifade etmek isterim. OHAL ilanı olmamış olsa, bu mücadele bu kadar hızlı yürümeyecekti. Devlet, OHAL ile daha atik bir hal almıştır. Ve devletin  yeniden yapılandırılması yolunda, daha hızlı, özgüvenli ve inançlı bir şekilde  hareket edilmektedir. Unutulmamalıdır ki, her türlü terörle mücadelede,  devlet seri davranarak yol alırsa, hedefe ulaşır. Yoksa, terörle mücadelede ağırdan almanın, ihmalin, kusurun, hantallığın ve rehavetin karşılığı ağır bir bedel olur. Bu bakımdan, devletimiz tümüyle yeniden yapılanırken, tabii olarak MEB de beraberinde yapılanmaktadır. Pekala, bu yapılanma hangi esasa bağlı ve düzende kendini göstermelidir? 
Öncelikli olarak ifade etmeliyim ki,  devleti bir cemaatin ya da tarikatın eline bırakmanın ya da emanet etmenin bedelini herkes yaşayarak gördü. Devlet, bir cemaat veya tarikatın eline,  dinsel birtakım iyi düşünce, niyet ve duygularla bırakıldığında akla hayale gelmeyecek hangi olaylara gebe bırakılıyor, işte 15 Temmuz gecesi yaşananlar bunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Onun için devletin, milletin bekası için yeniden tesis edilecek LAİK düzen, olası FETÖvari saldırı riskini minimize eder ve FETÖvari saldırılara karşı da devlete bir koruma zırhı giydirir. Laik düzen, beraberinde eğitim öğretim işlerinde ve faaliyetlerinde daha fazla devletçi olmaya, daha fazla denetime, daha fazla tevhid-i tedrisat demeye bir nedendir. Bunlar, ipini koparmış FETÖvari oluşumları durdurabilmek için laik düzenin olmazsa olmaz parçaları ve unsurlarıdır. 
Malumunuzdur ki, FETÖ ihanete giden yolu okullar, dershaneler  ve öğrenci barınma evleri/yurtları açarak açtı, bu göz boyama ile insanları aldattı,  insanları aldatarak kendisine inandırdı, eğitim öğretim ortamında kontrolsüz, denetimsiz bir biçimde dallanıp budaklanarak büyüdü.  Devletin kritik köşe taşı mevkilerine ise kendi okullarında ve dershanelerinde okuyanları ve kendisine biat edenleri, kumpas, şantaj ve hile hurda gibi yolları kullanarak yerleştirdi. Anlaşılan şudur ki, Tevhid-i Tedrisat’a sadakat olmayınca,  FETÖ tedrisatından geçenler devlette yerlerini almışlardır. Devlet içinde,  devlet hiyerarşisi ile değil de, örgüt hiyerarşisi ile hareket eden bir yapı ortaya çıkmıştır. Bunun içindir ki,  adı Paralel Devlet Yapılanmasıdır (PDY). İlk etapta,  PDY iken,  vatan için tehdit unsuru olması bakımından, devlet kademelerinde pek ciddiye ve dikkate  alınmayan bu yapı, 15 Temmuz gecesi FETÖ yüzünü,  kanlı elleri ve hokkabaz vampirliği ile göstermiştir. Ve devlette,  bu yapıya karşı bütünüyle bir teyakkuz hali ortaya çıkmış olup daha özenli, ciddi, temkinli ve dikkatli topyekün mücadele başlatılmıştır. 
Evet, devletin  FETÖ elamanlarından temizlenip yeniden yapılanırken tutunacağı diğer ayak, devlet kadrolarına seçimlerde liyakat ve adalet esaslarını gözeterek  iş/işlem yürütmek ve bu esaslara,  devletin bekası için sadakatle bağlı kalarak hareket etmektir.  Hem Osmanlı hem Türkiye Cumhuriyeti devleti,  liyakatı esas almayan iltimas düzeninden çok çekmiştir. FETÖ de, devletimizin yüz yıllardır devam eden bu zaafından yararlanarak devlet içine sızmıştır. Din iman edebiyatı ise bu zaafın propagandası olmuştur. Birçok devlet büyüğümüzü de bu edebiyat yanıltmıştır. Bir de, göz boyayan organizasyonları, göz alıcı mabetleri,  devlet büyüklerimizin aklını başından almaya yetmiştir... Nitekim, sosyal demokrat  Bülent ECEVİT’in bu yapı ile ilgili yanılgısı da, organizasyonlarındaki görkem, ihtişam ve şatafat ile aklını başından almasına dayandırılabilinir. Bu yapı, öyle ki,  gizli emellerinin önüne,  işte bu göz boyayan nesneleri ve unsurları koymuştur. Onun için birçok insan ve devlet büyüğü, bu gizli emelleri görememiştir. Perde önünde yapılanlara ve sergilenenlere,  iyi niyet ve duygular ile bakarken ağlamışlar ve alkışlamışlardır. Bu yapıya mensup elemanların,  perde arkasında karanlık işler çevirdiklerini ise yalnızca Uğur MUMCU, Ahmet Taner KIŞLALI, Necip HABLEMİTOĞLU gibi birkaç aydın görebilmiştir. Onlar ki, bir aydın sorumluluğu ile perde önüne bakarken perde arkasını görebilmişlerdir. Ölmüş olsalar dahi,  gelinen noktada, bir aydının,  bakarken nasıl görebileceğini  ve gördükleriyle toplumu nasıl aydınlatabileceğini, toplumun karanlıktan boğulmadan aydınlığa nasıl çıkarılabileceğini ortaya koymuşlardır. UĞUR MUMCULAR, AHMET TANER KIŞLALILAR, NECİP HABLEMİTOĞULLARI bir kez daha hakiki AYDIN olduklarını toplum nezdinde ispatlamışlardır. 
Tüm bu anlattılarımız bağlamında, FETÖ yalnızca başörtüsü ile uğraşan laikliğin boşluğundan ve yüz yıllardır devam eden devletin personel alımlarındaki liyakat zaafından yararlanarak,  devlete sinsi bir yılan gibi sızmıştır, sonra dokunanı yakan bir akrep olmuştur, en sonunda da gözü dönmüş vahşi bir canavara dönüşmüştür. FETÖ’nün 1970’lerden bu yana yaşadığı evrimsel süreç budur. Onun için her zamankinden daha fazla LAİK, her zamankinden daha fazla TEVHİD-İ TEDRİSATÇI, her zamankinden daha fazla DEVLETÇİ (KAMUCU), her zamankinden daha fazla LİYAKATÇI  bir yurttaş olmalıyız. Bu süreçte, bilinmelidir ki, FETÖ’yü cemaat adı altında ‘sivil toplum’ diye yutturanların da foyası meydana çıkmıştır. Onun için  eğitim öğretim ortamında,  cemaatlere ve tarikatlara tavizsiz bir süreç içine girme mecburiyetindeyiz. Yoksa, tarihten ders almaz isek, tarih tekerrürden ibaret misali aynı olayları ve süreci yeniden yaşarız. Bizler yaşadık, çocuklarımız ve torunlarımız yaşamasın istiyoruz artık.
Ayrıca, ifade etmeliyim ki, devlet tazelenirken, personel alımlarında izlenecek yollar liyakat esasına dayanmalıdır. Örneğin, MEB’in sözleşmeli öğretmen alımında kullanacağı mülakat yolu, şu an için liyakatı değil, iltiması esas alır kanaatindeyim. Ne zaman devlet liyakat ile gelenlerle yapılanır,  o zaman inanınız, personel alımlarında mülakat isteyecek ilk kişi ben olacağım. Devletimiz, bu süreçte, bu şartlar altında personel alımlarında mülakata hazır değildir. Şunu iyi biliniz ki, FETÖ, mülakatlarda devlete sızıntı yapabilmek için her türlü  hokkabazlığa haiz kişilerden müteşekkildir. Ve her biri mülakat cambazıdır. Göz boyar, tedbir ile kendini iyi gizler. Unutulmamalıdır ki, liyakatın dayandığı yollardan alınacak öğretmenler ile çocuklarımız daha emin ellerde olacaktır.
Uyarı: Birkaç yerden,  uzaktan yakından (doğrudan ya da dolaylı) FETÖ ile hiçbir bağlantısı olmayan, muhalif yönü ile ön plana çıkan kamu personelinin açığa alındığı bilgisini alıyorum. FETÖ’nün gizlenmiş ve tetikçiliğe soyunmuş elemanları eli ile FETÖ irtibatı olmayan muhalif kişilerin (hayat görüşü ile) görevden uzaklaştırılması,  bir FETÖ  provokasyonu olabilir. FETÖ, belki de,  bu yol ile ‘muhalif kıyımı’ ve ‘cadı avı’ diye propaganda  yaparak, kışkırtılan insanları kendi etrafında toplama amacı ve niyeti gütmektedir. Devletimiz, özellikle görevden uzaklaştırmalarda ve diğer hususlarda,  FETÖ’nün gizlenen elleri aracılığıyla yapacağı provokasyonlara, propagandaya ve sabotajlara karşı teyakkuz halinde olmalıdır. Yoksa, kurunun yanında yaşın da yanması halinde, FETÖ’nün mağduriyet edebiyatı ile kışkırtacağı ve devletin üzerine salacağı kitleler yaratılmış olunur. İyi bilinmelidir ki, dertleri, mağdurlarla devleti karşı karşıya getirip aradan sıvışmak ya da devlete  yeniden sızmaktır. Onun için daha özenli ve dikkatli şekilde süreç takip edilmelidir. Biliyorsunuz ki, devlete sızma becerisi olan bu teröristler, İÇ SAVAŞI çıkarmaktan asla geri durmaz. Çünkü kavga, iç savaş, huzursuzluk besin kaynaklarıdır. Onun için devletin içinde,  FETÖ’ye karşı verilen mücadeleye,   ‘muhalif kıyımı’  ve ‘cadı avı’ gibi birtakım süsler verip adlar takarak  ya da bunların önünü  açarak ya da bunlara yol ve geçit vererek  provokatörlüğe soyunacak kişilere,  aman DİKKAT!.. BİRLİĞİMİZİN, İRİLİĞİMİZİN, DİRİLİĞİMİZİN VE KAMUSAL DÜZENİN BOZULMAMASI,  BARIŞ VE HUZUR ORTAMININ DA YARA ALMAMASI  İÇİN BİR KEZ DAHA AMAN DİKKAT DİYORUM... OYUNLARA VE KUMPASLARA GELMEYİN VE ALET OLMAYIN...
Saygılarımla...

Yahya ASLAN
banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Ögretmen 4 ay önce

Sadece fetullahci degil nurcusu menzilcisi vs nesi varsa temizlenmeli. Cunku cemaatci ustunden degil seyhinden emir alir. Mutlaka liyakat liyakat liyakat.

Avatar
bayat 4 ay önce

çok doğru! laiklik çağdaşlaşmanın ilerlemenin gelişmenin ve toplumsal barışın anahtarıdır. liyakat toplumsal barışa da katkı sunar. bireylerin liyakatle o işe girebilmesi, o işte yükselebilmesi aidiyet ve motivasyonunu artırır. farklı görüşten idari yapılanmalar performansı ve iş sadakatini, mevzuata bağlılığı artırır.