banner374
20 Temmuz 2012 Cuma 00:52
İdarecilerimizin Ders Yükü Kaldırılmalıdır
 
Gel benim sarı tamburam 

Sen ne için inilersin 

İçim oyuk derdim büyük 

Ben anınçün inilerim 

 

Son zamanlarda okul idarecilerinin Pir Sultan Abdal’ın bu dörtlüğünü sık sık mırıldandıklarını duyar gibi oldum. Vardır bir hikmeti diye şöyle bir kulak kabartayım dedim. Mırıldanmak ne kelime. İstisnasız koro halinde yeri göğü inletiyorlardı. Ben de bu duruma ilgisiz kalamadım. Konuyu dağıtmamak adına sıralamak istemediğim dertlerinden bir tanesini cımbızlayarak gündeme getirmeyi tercih ettim. 

 

Maaş karşılığı haftada zorunlu 6 saat derse girmek…

 

Şimdi bu ne anlama geliyor? Bu demek oluyor ki, okul idarecileri maaşını haftada 6 saat zorunlu derse girerek alıyor, geriye kalan bütün idari ve eğitsel çalışmalarını ek ders karşılığı yapıyorlar. Garip değil mi? Halbuki bütün hesabı idareci olmalarından dolayı veriyorlar. Zaman zaman 657 sayılı kanun da örnek gösterilerek şu söyleniyor (İfadeye dikkat edin lütfen): “ İdarecinin asli görevi öğretmenliktir.” Madem öyle ben de şu soruyu soruyorum: “ Peki okul idareciliği kimin asli görevidir?” Buyur burdan yak. Cevap yok. Asli görev olarak dahi kabul etmediğimiz bir işten harikalar yaratılmasını bekliyoruz. Ayrıca, idareciler genel idare hizmetleri sınıfında da yer almadıkları için, geçirecekleri sıradan bir soruşturmayla da kendilerini tekrar öğretmenlikte bulabiliyorlar. Bu durumda ne idareci olduklarını biliyorlar, ne de öğretmen olduklarını… iki arada bir derede… 

 

Önceden maaş karşılığı haftada 2 saat zorunlu iken, hangi gerekçeyle 6’ ya çıktı? Okul müdürlerine yönelik bir seminerde idarecilerimizin maaş karşılığı 6 saat derse girmesiyle ilgili soruya eski bir genel müdür yardımcımız, bürokratlardan birisinin öğretmen açığını azaltmak için sayın bakanımıza böyle bir öneride bulunduğunu, bakan beyin de siyasetçi kimliğinin de etkisiyle bu çözüme sıcak baktığını ve uygulamaya koyduğunu belirtmişti. Eğer gerekçe gerçekten bu ise, getirilen sözde çözümün doğurmuş olduğu sorun “her yıl nasıl olduysa, bu sene de böyle oldu” mantığıyla o günden bu yana halen devam etmektedir. 

 

Nitekim, idareciler onca yoğunluğun ve sayısız sorumluluğun içerisinde haftada 6 saat derse giriyorlar, yazılı sorusu hazırlıyorlar, sınav kağıtlarını okuyorlar, sözlü notu veriyorlar… vs. İdarecinin ders saati geliyor; başında on tane öğrenci, çeşitli nedenlerle kendini bekleyen veliler,kısa sürede yetiştirmesi gereken işler ve cevap vermesi gereken yazılar,aynı saatte katılması gereken ve sayısı hiç azalmayan hayati(?) toplantılar…. Hangisini tercih etse diğeri aksıyor. 

 

Konunun bir de öğrenci boyutu var. Öğrenciler haklı olarak, dışarıda disiplin sağlayıcı otorite olarak algıladıkları bir okul idarecisinin aynı zamanda derslerine girmesi durumunda, derste kendilerini yeterince rahat hissedemiyorlar. Ders sırasında, çıkışta yapacağı idari işleri düşünen, bu nedenle de zaman zaman dersten kopan idareci-öğretmen istemiyorlar. Uzun yıllar idarecilik yaptığı için alanından hayli uzaklaşmış yöneticilerin derslerine girmesini tercih etmiyorlar. 

 

Dolayısıyla, bu işler el gördülük yapılsın istenmiyorsa, idarecilerin girmiş olduğu zorunlu ders saatleri kaldırılmalı, idareciler maaşlarını idareci oldukları için almalıdırlar. Yine, genel idare hizmetleri sınıfına dahil edilerek idarecilikleri tescillenmeli ve il dışı yer değişikliklerinde de aynı unvanlarını sürdürebilmelidirler. Sözün özü, okul yöneticiliği artık profesyonel hale getirilmelidir

 

Celal ASLAN

 
banner182
Son Güncelleme: 20.07.2012 00:52
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol