banner374
29 Eylül 2013 Pazar 17:50
Kıvırmayalım, Liyakat Kimsenin Umurunda Değildir
  Tansu Çiller Ve Mesut Yılmaz döneminde’de durum bundan farklı değildi. Ancak kimi yağlı okullar, İlçe Müdürlükleri ve Şube Müdürlükleri için bazı işgüzar İlçe Başkanları ve yöneticileri avanta da almıyor değillerdi. Bu dönemde siyasallaşma veya kısmen referansla Müdür atamaları yapılıyordu. Müdürlüğü açık olan kurum için önce talep alınıyor, talipli olanların hizmet puanları belirleniyor ardından ilk beş mülakata çağrılıyordu. Eğer okul gözde bir kurum değilse genelde hizmet puanı yüksek olan atanıyordu. Çünkü birçok Okula gönüllü Müdür adayı bulmak bile bir sorundu. Yok eğer okul rantı yüksek ve kalbur üstü ise siyaseten adamlar devreye girer mülakat iptal edilir ve istenen kişi buraya vekaleten atanırdı. 
Son kurulan koalisyon döneminde Milli Eğitim ve diğer kurumlarda ilk yıl belli kadrolaşma yaşandı ancak ikinci yıl Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez memur ve diğer taşra idarecilerini almak için kural ve kaideler net olarak ortaya kondu. Kamu Personeli Seçme Sınavı ilk olarak bu dönemde başlatıldı.( Bundan önceki dönemde de sınav yapılıyor görüntüsü verilen seçmeler yapılmıştı ancak bunlar lokal ve tamamen kart vizitli ve torpilli seçmelerdi.) Kurum Müdürlüğü için önce yazılı sınav getirildi daha sonra da yazılı sınavı kazanan idareci adayları bir Üniversitede üç ay boyunca Eğitim Yönetimi alanında eğitime tabi tutuldu ve Üniversite gözetiminde mülakat yapıldı. Kazanan adaylar ondan sonra okul tercih yaparak puan üstünlüğü esasına göre atamaya tabi tutuldular. 

 Peki mevcut hükümetin on bir yıllık dönemine bakıldığında ne görüyoruz. 2002-2009 yılları arasında bir tek yönetici atama sınavı yapılmadı. Bunun yerine vekil olarak atanan tüm kurum müdürleri bir gecede asaleten atandı. Hukuk buna dur dedi. 76.madde denendi yaklaşık 1200 kişi bu şekilde atandı bunların birçoğu mahkemece iptal edildi. Bu şekilde atama yapamayacağını anlayan hükümet 2009 yılında çaresiz bir yazılı sınav gerçekleştirdi. Bu dönem fazla yaygara kopmadan atamalar yapıldı. Sonra 2011 de bir sınav daha yapıldı ancak kadrolaşma ve devletin her birimine hakim olma isteği defalarca atama yönetmeliği değişikliği yüzünden bu sınavı kazananların burnundan getirildi. Sonuçta bu hırs, her yere sirayet ederek bugünkü manzara ortaya çıktı.

Peki başa dönelim ve Müdürlük niçin kıymete bindi sorusuna cevap arayalım. Hiç kimse kıvırmasın ve eğip bükmesin bunun en önemli nedeni siyasidir. Birileri eğitimcileri idareciliğe teşvik etti çünkü dersaneleri ve yurtları vardı bunları beslemek için okul içerisinde desteğe ihtiyacı vardı. Diğeri sendikal faaliyetini daha rahat yapmak için kurum içersindeki idareciye ihtiyaç duydu. Hükümet ise hem yandaş sendikayı daha güçlendirmek, okul aile birliklerinde hakimiyet kurmak, belediyelerin ve devletin kaynaklarını mahalle başkanları üzerinde kendileri veriyormuş gibi reklam yapmak, atadıkları ilçe müdürü ve şube müdürlerinin daha rahat çalışmasını sağlamak gibi onlarca amaç peşinde koşuyordu.  Elbette bunun dışında kişiye göre değişen onlarca amaç daha olabilir. Kimi koltuk sevdalısı olabilir, kimi bu işe daha yatkın olduğunu düşüne bilir, kimi sınıfta verimli olamadığını idareciliği daha iyi yaptığını, kimi de meseleye maddi açılardan baktığı için tercihini bu yönde kullanmış olabilir. Ancak bunlar meseleye siyaseten bakanların yanında devede kulak kalırlar. Gelinen nokta bir bakanı çoktan aşmış müdür koltukları hayat memat meselesi olmaya başlamıştır. Hiç kimse kıvırmasın liyakat falan kimsenin umurunda değildir. Varsa yoksa siyasi rant.

 Remzi ÖZMEN
banner182
Son Güncelleme: 29.09.2013 17:51
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol