banner383
14 Mayıs 2017 Pazar 13:04
Mülakatlar, Adam Kayırır, Taraf Tutar

Önü alınamayan bu yaygınlaşma, böyle devam ederse devletin güvenliğine ve devlete karşı yurttaşların  beslemiş olduğu iyi niyet, adalet ve güven gibi duygulara, özellikle orta-uzun vadede çok ağır bir biçimde zarar verebilir.

Ve bilinmelidir ki, bu zarar telafisi güç bir hal alabilir. İşte o zaman,  bu zararın bedelini, devletine karşı iyi niyet besleyen, güvenen ve devletinin adil olduğuna inanan, bu nedenle de devletinin işe alımlarda yaptığı her türlü iş/işleme sesini çıkarmamış olan yurttaşlar ödemek zorunda kalacaktır. Yani her bir yurttaş, öyle ya da böyle,  bir şekilde söz konusu bu iş/işlemlerin içinde ya da dışında yer alıp ondan olumsuz etkilenerek bu zararın bedeli ödeyecektir diyoruz.

Özellikle devlete işe alımlarda,  haksızlığın ve hukuksuzluğun önünü açabilecek olan ve buram buram  iltimas kokan bu hal, devlet kadrolarına kapağı atmak için insanları akraba-tanıdık-eş-dost referansına yönlendirir ki,  torpil yaptırarak hak yemek, hak gözetmemek  toplumda bir alışkanlığa ve adete dönüşmüş olur, bu dönüşüm ile de devlet bir yerden sonra  baş edemez duruma gelebilir ve bu iş/işlemlerin içinden çıkamayabilir. Netice olarak, torpilin yolu açılırsa, torpile bir kere tolerans tanınırsa, bir kere kapı aralanırsa, bir kere ile açılmış olan o yola tenezzül edecek milyonlar karşınıza çıkabilir. Bu nedenle ‘bir kerecik yapılan torpil’  diyerek bu olayı küçümsememek lazımdır. O küçümseyiş, belki de,  devletin temeli olan adalete büyük zararlar veriyordur. Onun için ‘torpil’in en kötü ve yıkıcı hali, toplumsallaşmasıdır. Bu da, yukarıda anlattığımız dönüşüm gerçekleştiği takdirde olabilir.

Ve neresinden tutarsanız tutun, devlet kadrolarına işe alımlarda, yönetici atamalarında vs... yapılan iş/işlemler  elinizde kalır. Devletin, milletin geleceği büyük tehditlerle karşı karşıya kalabilir. Hatta, vicdani olarak da kamuoyuna büyük rahatsızlıklar verilir. Bir müddet sonra önü alınamadığı, çoğaldığı ve buna paralel olarak haksızlıklar da at başı gittiği için,  kamu vicdanında dayanılmaz bir hal baş gösterebilir. Bu vicdani hal, anılan konuya ilişkin zihinsel sorgulamaları da tetikler.

İyi bilinmelidir ki; devlet, kişilere emanettir, hem de halkın bir emanetidir,  onun için halktan bir emanet olan devlet koltuğuna oturan her kişi bu koltuğun hakkını verebilmelidir. İşte tam da bu nedenle devlet koltukları,  halk adına iş/işlem yapan yetkililerce hak edene teslim edilmelidir diye haykırıyoruz. Devlet yetkililerinin, bu bağlamda, devletin koltuklarını iltimasa karşı koruma gibi ve liyakata açma gibi ağır ve büyük bir sorumluluğu ve görevi bulunuyor. Bu bakımdan, bu sorumluluğun ve görevin bilincinde olmak, devlet kadrolarına atama yaparken şu şartlar altında,  mülakatı kullanmamayı gerekli kılar.

Şunu iyi biliyoruz ki; mülakat ile, akraba referansına dayalı bir şekilde devlet koltuğunun  hak edene değil, hak etmeyene teslim edilme riski bulunmaktadır. Bu risk, ancak hakkaniyetli ve liyakata dayalı bir işe alım sistemi ile ortadan kaldırılabilir. Mülakat ise yüzlerce deneyimden sonra görüldü ki, akraba-eş-dost referansına dayalı bir yolu açıyor. Bunun sayısız örneği var. Bir elin beş parmağı bir değil, her insan insanların hakkını yememek ve gözetmek için bu yollara tenezzül etmez diyemiyoruz. Onun için devlet kadrolarına atamalarda, yönetici görevlendirmelerinde, torpilin önünü kesinkes kapatacak olan bir sistemi kurmalıyız. Bu sistemin, şu an için,  içinde MÜLAKAT olamaz. Çünkü insanlarımız, ne yazık ki, zihnen buna hazır değillerdir.

Tarihsel olarak baktığımızda olaya, insanımızın demokrasiyle birlikte gelen bir hastalığı gibi adam kayırma.  Adam kayırma anlayışını zihnimizde bitirdiğimiz an, MÜLAKATA dayalı atamalar,  elbette atama sisteminin içinde  yerini  alabilir. Bunda bir sakınca görmüyoruz. Vicdanen de kabul edebiliyoruz.

Ama kaçımız, oğlu-kızı-yeğeni-kardeşi devlette işe girmesi için şu atama sistemi içinde TORPİLE tenezzül etmez, onun önünden hiç geçmez, yönünü dönüp de bakmaz bile? Soruya gerçekçi ve doğrucu bir şekilde cevap verirsek, diyebiliriz ki;  birimiz, böyle isek,  birçoğumuz böyle değiliz. Onun için devlet,  kendisine halktan emanet olan kadrolara,  liyakatlı kişileri getirmekle yükümlüdür.  Bunun için de torpile tenezzül edebilecek bir insan dahi bırakmayacak, torpilcilerin elini kolunu bağlayacak,  hakkaniyetli ve eşitlikçi ve adil bir atama ve işe alım sistemi kurmak,  devletin halka karşı boynunun borcudur.

Yazımı, yukarıda anlattıklarımla ilgili olduğunu düşündüğüm,  Sayın İlber ORTAYLI hocamızın ‘İmparatorluğun Son Nefesi’ isimli  kitabından ve bir gazeteye verdiği söyleşiden birer alıntı ile bitirmek istiyorum, lütfen kulak verelim, gerçekten ders verici:

‘Eğer Türk tarihinin bilhassa modern zamanlarında birtakım olumsuz gelişmeler olduysa, bunun nedenlerini sadece –hiçbir şekilde tasvip etmediğimiz- darbelerde değil, sivil idarede de aramamız gerekir. Bu sorunların başında impratorluk geleneğinde bulunmayan nepotizm gelir. (...) Bizim tarihimizde bu geçmişten gelen bir hastalık değil, doğrudan doğruya demokrasiyle gelen bir hastalıktır ve bizi eritip bitirmektedir.’

‘(...) Her sınıf insanın kendine göre memnuniyetsizliği var. Ve en kötüsü nepotizm...Nepotizmi  herkes kabul etmiş durumda.’  (13 Mart 2016 günlü, Hürriyet gazetesine  verdiği söyleşiden)

DEVLET KADROLARINA ATAMA SİSTEMİ İÇİNDE NEPOTİZMİ (ADAM KAYIRICLIĞI), NE VİCDANEN NE DE HER BİR YURTTAŞIMIZA  KARŞI SORUMLULUĞUMUZ GEREĞİ KABUL ETMİYORUZ... NEPOTİZM, ZİHNEN KABUL GÖRSE DE, VİCDANEN YOK HÜKMÜNDEDİR BENCE...

VE İLBER ORTAYLI’NIN  DEDİĞİ ÜZERE ADAM KAYIRICILIĞINI  KABUL EDEN BİR TOPLUM GÜNDEN GÜNE ERİR, SONRA BİTER VE TÜKENİR. İŞTE, ORTA-UZUN VADEDE, MİLLETİMİZ VE DEVLETİMİZ İÇİN YUKARIDA DA BAHSETTİĞİMİZ TEHLİKE BUDUR.

MÜLAKATLI ATAMALAR İLE BU TEHLİKELİ YOLUN ÖNÜ KAPATILAMAZ, AKSİNE ÖNÜ AÇILIR, AÇILIR, AÇILIR... LÜTFEN, BU AÇILIMA İZİN VERMEYİNİZ, MİLLET ADINA İŞ/İŞLEM YAPAN  SAYIN DEVLET YETKİLİLERİ.

Bir Dilek: Dilerim, haksızlığa gebe ve eğitim sendikalarının da topyekün karşı çıktığı MEB’in mülakatlı atama ve görevlendirmeleri, bir an evvel son bulur. Bilinmelidir ki, mülakatlar, şu şartlar altında ve iklimde hem öğretmen hem yönetici atamalarında adam kayırır, adam tutar, yani bir tarafı tutarak iş/işlem yapar. Taraf tuttuğuna dair elde somut veriler ve deliller olan bir atama/görevlendirme sistemi, adaletsizliği de, haksızlığı da daha da derinleştirir. Ve bilinmelidir ki, temelinde adalet olan bir devlet, bu sistemi asla kaldıramaz.

Saygı ile...

Yusuf SEVİNGEN

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
öğretmen 1 ay önce

aday öğretmenlikten asil öğretmenliğe geçiş yazılı ve sözlü sınavlarından bir an önce vazgeçilmeli sınavda başarısız olan arkadaşlarımız duygusal yıkım yaşıyor ailelerine ve öğretmen arkadaşlarına karşı mahcubiyet hissediyorlar.derslere moralsiz ,isteksiz giriyorlar.bu yanlıştan dönülmeli bunu kaliteyi artırmada hiç bir katkısı yok.hatta sınıfına hakim ve idealist öğretmenlerin elenmesine sebebiyet verir.nice zorlukları aşıp gelen öğretmenlerin mağduriyetini artırmaktan başka bir şeye yaramıyor.bunu görmeli meb.