banner374
13 Kasım 2013 Çarşamba 18:24
YÖNETİCİ SEÇİMİNDE SÖZLÜ SINAVLAR NE KADAR GEREKLİ?

 MEB “SÖZLÜ SINAV”a ne hikmetse büyük önem veriyor.

Eklentileri hariç olmak üzere; MEB Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği Ve Yer Değiştirme Suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik’te 30 ve Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumu Yöneticileri Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde de tam 29 kez “sözlü sınav” vurgulanmıştır.
Maç Devam Ederken Kural Değiştirilmemeli.
2011 yılında yapılan ve 2 yıl süreyle geçerliliği olan sınavda başarılı olanların atanmasının o mevzuata göre yapılması hukuki bir gerekliliktir. Kazanılan hakkın aslında tam olarak kazanılmadığını ve bir sınav daha yapıldıktan sonra kazanılacağını iddia etmek hukukla izah edilemez. Bu meselede okul yöneticiliği kazananların sözlü sınava alınarak haklarının elinden alınmasının hukuki olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bundan dolayıdır ki; 2011 yılında sınava girerek okul yöneticiliğine hak kazananların velev ki hakkaniyetli de olsa sözlü sınavlara alınması hukuka aykırıdır.  
 Açıklık Ve Şeffaflık
Hukuk devleti demokrasinin vazgeçilmez ilkesidir. Demokrasilerde adalete, eşitliğe, insan haklarına, özgürlüklerin korunmasına ve geliştirilmesine büyük önem verilmektedir. Mahkemelerde duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması bu yüzdendir.
Sözlü sınav komisyonlarına ilgili sendika temsilcileri mutlaka alınmalı, sınavları kayıt altına alacaklara imkânlar ölçüsünde izin verilmelidir. Görüşmeler ne kadar hakkaniyet ölçüsünde yapılmış olsa da, gizlilik şaibe ve güvensizliği doğurur.
 
Ayrımcılık Yasağı
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Bu yüzden kişilerin sendika tercihleri sözlü sınavlarda dikkate alınmamalı. Fakat basında bunun tersi haberlere sıkça rastlamaktayız ki; Kamu vicdanını rahatsız etmektedir.
 
Sözlü Sınav Komisyonunun Bağımsız Ve Tarafsız Olması
Bağımsızlık ve tarafsızlık temel ilkelerdir. Bunlar bir demokratik hukuk devletinde hakların korunmasında “dürüst” ve “adil değerlendirilme” ilkelerinin temelini oluşturmaktalar.
Ülkemizde, üyesi bulunduğu sendika, okuduğu gazete ve izlediği TV nedeniyle bile bir kişi hakkında olumlu/olumsuz kanaate ulaşmakta üstümüze yoktur.
 
Bağımsızlık, iki oluşum arasındaki ilişkinin niteliği ile ilgili kavram olup, bu organlardan birinin fonksiyonel açıdan diğerinin etki ve karışması olmaksızın çalışabilmesidir.
İdarenin denetiminde ve müdahalelere açık olan memurların Komisyonda görev almaları halinde bağımsızlığın sağlanması mümkün değildir.
 
Bağımsız Komisyon
Kavram olarak bağımsızlık, herhangi bir kişi veya makamdan aksi emir almamak, özellikle atamanın taraflarının veya diğer dış etkilerin baskı alanları dışında olmak demektir.
Komisyonun atamanın taraflarına karşı tarafsız davranması zorunluluğu da bağımsızlık kavramı çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Ancak bağımsızlık ve tarafsızlık kavramları birbirine çok yakın kavramlar olmakla beraber, Komisyonun atamanın taraflarından bağımsız görev yapması bağımsızlıktan çok tarafsızlıkla ilgilidir.
Çünkü bağımsızlık, Komisyonun/üyenin kendi dışında olan ve özgür karar vermesini etkileyen bir husustur.
Komisyonun tarafsızlığı ise, mülakata katılanlarla aralarında çıkar ilişkisinin bulunmaması anlamında bağımsızlığın ayrılmaz bir parçasıdır.
 
Oysa tarafsızlık,
Komisyon üyesinin şahsından kaynaklanan bir durumdur. Komisyon üyesinin kendinden kaynaklanan nedenlerle mülakatta tarafsız olamaması, karar verirken duygularına esir olması bağımsızlıkla açıklanamaz. Bir başka deyişle tarafsızlık mutlaka bağımlılık demek olmamakla beraber, bağımsızlığı etkileyen her durum Komisyon üyesinin tarafsızlığını etkiler.
 
Komisyon Yasal Olmalı
Komisyonun Yönetmelikle kurulmuş olması yetmez. Komisyonda görev alan komisyon üyelerinin de Yönetmelikte belirtilen kurallara uygun olarak çalışabilmesi gerekir.  
 
Komisyon Üyelerinin Nitelikleri
Komisyon üyelerinin nitelikleri tek başına bağımsızlığın değerlendirilmesinde bir anlam ifade etmemekle beraber, bağımsızlığın göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Örneğin, komisyon üyelerinin işin ehli olması ve birilerinin tercihi ile değil de; mevzuat gereği liyakat ve kariyer çerçevesinde seçilmiş olmaları, bağımsızlık bakımından güçlü bir gösterge olarak kabul edilmektedir.
 
Dış Baskılardan Korunmaları
Komisyon üyelerinin bağımsızlıklarının olup olmadığına sadece yukarıda belirttiğimiz hususlara bakılarak değil, ayrıca komisyonlar ile diğer otoritelerin aralarındaki ilişkiler yönünden de bakmak gerekmektedir. Bu bağlantıyı sadece mevzuatta düzenlenmiş olması veya olmamasına bakarak değil, fiili işleyişe bakarak değerlendirmek gerekmektedir.
Örneğin, bakanlığın sadece yol gösterici olsun diye şifahen söylediği ya da e maille gönderdiği “kaba bilgilere” dayanan haber göndermesini bağımsızlığın ihlali olarak kabul etmemeliyiz. Çünkü bunu uygulayacak olan valiliklerdir.
 
Komisyonların Görünümü
Komisyonların bağımsız olmaları yetmez. Görünümlerinin de bağımsız olması gereklidir. Komisyonun kamu otoritelerinden aksi emir alıp almadığı üzerinde durulduğu gibi, bağımsız bir görünüme sahip olup olmadığı da önemlidir. Çünkü atamanın taraflarında Komisyonun bıraktığı kanaat büyük öneme sahiptir. Tarafların bu konudaki izlenimleri de tek başına yetmez,
Bu kuşkunun var olup olmadığı yönünde objektif değerlendirmede bulunarak, atama taraflarının komisyonun bağımsız olmadığına ilişkin gerekçelerinin yerinde olup olmadığını değerlendirmek de gerekiyor.
 
Komisyon üyelerinin bir sendika ağırlıklı üyelerden oluşması bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine aykırıdır. Örneğin (a) sendikası üyesi bir kişinin (b) sendikası üyelerinin çoğunlukta olduğu bir komisyon tarafından değerlendirilecek olması sınanacak kimsede ister istemez sınavda başka mülahazalarla hareket edilebileceği endişesini ciddi biçimde uyandırabileceğinden, komisyonun “bağımsız ve tarafsız” sayılmasına engel oluşturacaktır. Burada yönetici adayının düşünce ve duygusunu ve hissettiklerini dikkate alarak değerlendirmede bulunulmalıdır.  
 
Komisyon üyelerinin görevlendirilme biçimleri, görev süreleri, gerek idari ve gerekse dış baskılara karşı güvencelerinin olup olmadığı, komisyonun bağımsız bir görünüm verip vermediği, bakımlarından yaklaşarak, baktığımızda bağımsız ve tarafsız olamayacağı açıktır. Bu komisyondaki üyelerden bazılarının, sendika üyeleri arasından seçildiklerini ve bunların Milli Eğitim Müdürü ve valinin emri altında çalıştığını düşündüğümüzde atama için başvuru yapan kişinin bu komisyonun tarafsız ve bağımsız olamayacağına ilişkin kuşkusu olacaktır.
 
Tarafsız Komisyon
Tarafsızlık, bir atama başvurusunun değerlendirilmesinde komisyon üyesinin önyargılı” olmamasıdır. Bu önyargı bakımından Komisyon üyelerinin atamanın taraflarının lehine veya aleyhine olmamaları veya bunlarla ilgili herhangi bir çıkara sahip olmamalarıdır. Bir başka deyişle, Komisyon üyesinin mülakat yaparken yan tutmaması, taraflara karşı objektif olması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi demektir.
Tarafsızlık hem objektif ve sübjektif olarak iki farklı açıdan ele alınmaktadır.
Objektif tarafsızlık, kurum olarak komisyonun kişide bıraktığı izlenimi, yani hak arayanlara güven vermede tarafsız bir görünümde olup olmadığını;
Subjektif tarafsızlık ise, komisyonda görevli komisyon üyelerinin birey olarak, kişisel tarafsızlıklarını ifade etmektedir.
Tarafsızlığı sağlamak için alınan önlemlerin, ister objektif ister sübjektif açıdan olsun, komisyonun tarafsızlığı konusunda makul ve her türlü kuşkuyu ortadan kaldıracak biçimde olması gerekir. Sübjektif tarafsızlığın aksi sabit oluncaya kadar varlığı kabul edilmektedir. Haklı nedenlerle tarafsızlığından kuşkuya düşülen komisyon üyesinin o mülakattan çekilmesi gerekir. Objektif tarafsızlık bakımından ise, komisyonun ortaya koyduğu görünümü dikkate almak gerekir. Bunu ise komisyonun mülakatta, adaya verdiği güven hissiyle değerlendirmek gerekir.
 
Sözlü Sınavı Hakkaniyetli Yapmak Yetmez
Sözlü sınav hem hakkaniyetli olmalı ve hem de hakkaniyetli yapıldığının görülmesi de lazımdır.
Komisyon üyesinin (öznel ve nesnel) tarafsızlığı konusunda taraflarda kuşku varsa ve bu meşru nedenlere dayanıyorsa o üyenin komisyondan çekilmesi gerekir.
 
Hangisi Daha Önemli?
Kaliteli öğretmen mi? Kaliteli idareci mi? Olaya üretim açısından baktığımızda eğitim kurumlarının girdisi de öğrenci çıktısı da öğrencidir. Yani öğretmenin bizzat çabasıyla öğrenciler yetiştirilmektedir. Eğitimde kaliteden söz edebilmek için öğretmen çok daha önemlidir. Yani okulun fiziki yönetiminden çok, öğrencilerin başarıları daha önemlidir. Bu çok önemli işi yapanlar arasından yazılı sınavı kazananları yetersiz bulup yöneticilik yaptırmazken, onları bir de sözlü sınava tabi tutarken; acaba öğretmenlik yapacaklarda daha az kriter aramamız ne kadar akılcı olacaktır.
Yani, öğrencilerin hayatlarını etkileyecek, öğretmenlik yapabilmek için sadece KPSS puanıyla atanmak yeterli görülmekte iken, okul idareciliği yapacaklarda ayrıca yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olmak gerekmektedir. Bence öğretmenlik yapabilmenin şartları idareci seçilmekten daha ağır olmalı.  Her idarecilik yapabilecek olanlar öğretmenlik yapamamalı fakat her öğretmenlik yapabilecek olan idarecilik yapabilmeli.
Sözün özü; öğretmenlik yapmasına yeterlik verilen ve yıllarca öğretmenlik yapan kişilere idarecilikte sözlü sınav yapmak mantıklı değildir.
 
Sözlü Sınav Ne Kadar Sözlü
Sözlü sınavın “sözlü” yapılması da önemlidir. Bazı illerde haksız iş yapmayacağından ve yaptırmayacağından kuşku duymadığımız kişiler sözlü sınav komisyonunda olabilirler. Sözlü sınavlara girenlere güven vermek isterken “sözlü”ye “yazılı” karıştırarak ayrı bir yanlışlık yapabilirler. Nitekim uygulamalarda bunun yapıldığı da görülmektedir. Şöyle ki; aday yönetici komisyonun huzuruna geldiğinde kapalı zarflar arasından biri seçtirilip; içinden çıkan sorulara yazılı olarak cevap vermesi istenir. Böylece komisyonun değerlendirmelerinde elinde belge bulunacak ve itiraz halinde tarafsızlığını ispat edecektir. İlgili Danıştay kararında tarafsızlığın bu şekilde değil, teknolojik imkânlar kullanılarak kayıt altına alınması istenilmektedir. Tarafsızlığını ispat çabasıyla sözlüden saparak yazılıya kayan sınavlar da bu haliyle hukuki değildir.
 
Sonuç olarak; yapacağımız sınavlar muhataplarımız karşısında bizi eşitlikten uzak, adaletsiz, bağımlı, taraflı ve ayrımcı nitelendirilebilecek duruma düşürüyorsa sözlü sınav tam bir fiyasko demektir. Ayrıca gereksiz iş yükü üretmekten başka bir şey değildir. Derhal vaz geçilmeli.
Sözlerim Devlet terbiyesi almış, mevzuata uygun davranan, açıklık, hakkaniyet, bağımsızlık, tarafsızlık, liyakat ve kariyer çerçevesi içerisinde görevini yapanlaradır. Bu nitelendirilmelerden rahatsızlık duymayacaklar varsa sözlerim onlardan dışarıdır. Üzerlerine alınmasınlar.
 
Ali COŞKUNER
Eğitim Yöneticisi
banner182
Son Güncelleme: 13.11.2013 18:24
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol