04.05.2020, 07:45 595

Başarılı Eğitim İçin Sınıf İçi Yöntem Önerisi

Kriz ya da kaos, arayışı doğurur. Zihin, içine girilen karmaşık ve yıpratıcı durumdan olabildiğince erken çıkmak için emek verir. Bu, zihinsel süreçleri aktif kılar ve yaratıcı bir sürecin başlamasını sağlar. Bu, bazen basit bir günlük aksaklık olabileceği gibi devasa bir problem de olabilir. Her iki durumda da işleme geçen beyin, bu sorunları giderdikten sonra bunu deneyim bölümüne ekler ve sonrasında buna benzer bir sorunla karşılaştığında çözümü önceden bildiği için anında sorunu çözer. Sorun bundan farklı ama nedensel ortaklıkları varsa önceki deneyimlerinden yaşantı alarak önceki çözümün üzerine yeni eklemeler sağlayarak yoluna devam eder.

Dünya şuan teknoloji, fikir, üretim vd. alanlarda gelişim göstermişse ya da gösterdiği düşünülüyorsa bunun temel basamakları yukarıdaki etmenlerle sağlanmıştır. Tabi sonraki aşamalarda bazı bilgiler kayıt altına alındıktan sonra artık hangi mantarın zehirli olup olmadığı gibi bilgileri en başından öğrenmeye gerek yok zira on binlerce insan, hangi mantarın zehirli olup olmadığını öğrenene kadar  yaşamını yitirir tekrardan.

Ancak başından binlerce savaş ve milyarlarca bireysel sorun geçen insanın bazen hazır olması gerekirken hazır olmadığı durumlarla yeniden karşılaşılabilir. Dünya, daha önce çokça ve yıkıcı derece salgınla karşılaşmasına rağmen covid-19 yıkıcılığını engelleyemedi. En basitinden basit maskelerin bile tedarikinde dünyada problemler çıktı. Sorun aynı anda milyarlarca maskenin depolarda olmaması değil. Milyarlarca maskenin kısa sürede üretilip dağıtılacak refleksin ve zihinsel üretim planlamasının olmaması.

Gibi gibi.

Gelelim yazının başlığına.

Okuldaki tüm dersler için sanal/uyarlama senaryolar yaratılarak dersler öğrenci merkezli hale getirilebilir.

Öğretmen, ezbere boğulmuş kitapları, tabletleri, akıllı tahtaları ve yazılmaya hazır dolu tahta kalemlerini kullanmaya başlamadan çok önce dersini dersin sonunda saatlerce anlatıp yine de öğrencinin anlamayacağı/varamayacağı sonuçlara öğrencinin varmasını sağlayacak şekilde planlamalıdır.

Örneğin tarih öğretmeni, dersinde savaşların nedensellik mantığını, savaşın gelişimi senaryolarını ve savaş sonuçlarını öğrencinin düşünsel etkinliği sonucunda bulacağı bir sınıf iklimi yaratmalıdır.

Biz anlatınca anlamıyorlar, onlar mı bulacak dediğiniz de aslında işin aslı da ortaya çıkıyor: Biz anlatınca!

Öğrenci senin bir şeyi anlatman için okula geliyorsa neden gelsin ki?

Örneğin I. Dünya Savaşını;

Mahalle bakkalı da bir yerden okuyup da anlatabilir.

Dedesi de ona eski çekyatın üzerine bağdaş kurarak da anlatabilir.

Trafikte sıkışıp kalınca da ders anlatan bir radyoyu açıp da anlatabilir.

Kağıt atık kutusunda bulduğu ve 1916 basılı bir tarih kitabından da okuyabilir.

Ya da şu an yapılan EBA TV gibi de yapılabilir.

Yukarıda yazdığım beş anlatıcı merkezine beş yüz elli adet daha ekleyebilirim.

Okul bunların yaptığında farklı bir şeyi yapmalıdır. Özgün ve alternatifi olmayan bir şeyi.

Özgün ve alternatifi olmayan bir şey yaptığında fazla zaman harcatmayayım diye yazmadığım toplam 555 seçeneği yerle bir eder.

Bu, da –daha çok- grup çalışmaları, sonuç oluşturacak senaryolarla yapılmalı. Böyle olduğunda mahalle bakkalına doluşması mümkün olmayan 20 öğrencinin birbirlerinden fikir edinerek, fikirlerini birleştirerek,  birleşen fikirleri ayrıştırarak, bunları parçalayarak… bir yapı oluşturulması sağlar.

Bu yöntem, eğitimin çıkarsamalı, çözümleyici, eklemeli yönünü etkin kılacaktır.

Müfredatta derslerin neredeyse tamamı bu şekilde yapılabilir.

Yıllar önce –o zamanlar mesleğin ikinci yılı acemiliğinde olduğum için kullanmaya devam ettiğim ama yaparken de kendi eğitsel amaçlarımda kullanmak için dönüştürdüğüm- MEB’in Türkçe ders kitabında bir ünitenin kapak resminde yer alan Dali’nin Belleğin Azmi tablosunun resmini o an aklıma gelen sorularla; sorular sorular ve sorular sorarak 7. Sınıf öğrencisine gerçeküstücülük anlayışı ile yapıldığını, bunun da sürrealizm olarak anıldığını yine soru, soru ve sorularla İngilizce dersine bağlayarak buldurmuştum. Tüm sınıf buna tanık olurken en fazla 4-5 dakika harcanmış ve neredeyse tüm sınıf bu süre boyunca beynini sonuna kadar zorlamış (çünkü onlarda süreçte etkin), düşünmüş, bağlantılar kurmuş ve en sonunda kendileri bir şeyi öğrenmişlerdi.

Diyeceksiniz ki daha önce yazdığınız tüm yazılarda ezbere karşıydınız ama lisede öğrenilecek bilgiyi daha 7. sınıfta öğretmişsiniz. Ben öğretmedim. Sınıf ortamında var olan bir gereci etkince kullanıp öğrenciyi zihnen yordum. Burada amacım öğretmen değil zihni yaratmaya, üretmeye, zevk almaya ve kalıcı öğrenemeye yönlendirmek. (Zihnini bir şeyi bulmak için yoran bir öğrenci dersi ne kadar sabote ederi düşünmeye gerek yok çünkü edemiyor. Ve sorulan sorular ezber olmadığı için hemen her öğrenci yanıtı düşünebiliyor. Bu, da bu öğrenciler çok nankör o kadar test veriyorum ama hala gürültü yapıyorlar’a da cevap olur. 5 kuruşluk fotokopi ücretli ile önüme konulan bir teste saygı duymak insanın potansiyeline hakarettir.)

Sınıf içi etkinliklerim için yüzlerce örnek verebilirim ama bu yapmak istediğim işin amacına aykırı.

Amaç ne?

Beynin kendisinin etkin olup bağlama uygun etkinlik ve ders akışı sağlaması.

Felsefe, sosyoloji, edebiyat, dil, resim, müzik, beden, fen, matematik…

Bu senaryo ürettirme ve süreç sonucunda öğrencinin bir sonuca ulaşma ama sonuca ulaşırken de sürece olabildiğince yoğun, sert, etkin ve zevk alarak kullanması gerekir.

Burada amacın sonuçtan çok süreç olduğu açık.

Varsın 40-80 dk. dersin sonucunda öğrenci sizin ona öğretmek istediğiniz bilgiyi öğrenmesin –google bu işi yapar ya da çöpten bulduğu kitaplar- ama bu süreç sonunda ve zaman içinde beynin ne kadar geliştiğini, çözüm odaklı olduğunu, sorguladığını, parçaları birleştirdiğini, sınıf içi iklime katkı sunduğunu görmek için çok beklemeyeceksiniz. Hem böyle olunca belki III. Dünya Savaşı da önlenmiş olur. (Ama bir yandan da düşününce dünyadaki bu eğitim anlayışını sanki savaşlar çıksın diye verildiğini de düşünmüyor değilim. Beyin işte, serbest kalında düşünüyor böyle “senaryolar”.)

Müfredatı yetiştirme derdini bir kenara bırakalım.

Gerekiyorsa tüm bir dönemi bu yeni kültürü edindirmek için kullanalım.

Sizin anlata anlata bir türlü anlatamadığınız sebep-sonuç bağını öğrenci kurmaya başlayacaktır.

Bahaneleriniz nedir?

Sınıflar mı kalabalık?

Çalıştığım okulda sınıf mevcudu en az olan sınıf 50’idi.

Herkeste işe yarar mı bu?

Herkes makarna sever mi’nin cevabı ile aynıdır bu.

Tabi patates besleyici midir’in cevabıyla da aynı.

Kendimi bıraksam onlarca sayfa yazarım ama her şeyde bir boşluk bırakmak gerek ki geri kalan karşı tarafça doldurulsun.

Köşeli ve kuralları eylülde konulup haziranda kadar soluksuz uyulması istenen ders düzeni, akışı, görüşünün kimseyi diriltemeyeceği açık.

Okulun amacı öğrenciyi sınava hazırlamak değil, üretici konuma getirmektir.

Maske üretimi basit bir eylemdir. Ve gerekli malzemeleri annenize/babanıza de/da götürseniz size günde onlarca üretir ama maskenin pandemi başlar başlamaz hızlı, etkin ve nitelikli dağıtım becerisi beynin üretimsel sürecindeki verimle ilgilidir. Mars’a uydu yollayan Dünya bunu başaramadı ama.

Bizim eğitim sistemimiz, -akademi de bol janjanlı okullar da- işlevsel bir yapıda değildir. Hala kalıplı bir bilgi sunma amacındayız. İş böyle olunca mahalle bakkalına,  eğitimli bir eğitimcinin yapacağı bir işi yapma imkanı sağlıyor. (Sonra ağzı olan herkes konuşuyor, oluyor. Konuşur tabi ağzı var çünkü. Okul ağız için değil beyin için olmalı. İş ki o konuda ağzın açılması için yeterli yetkinliği gelinsin ve iş ehlinin yarattığı mükemmel sonuca işin ehli dışında başkaları, ağız açacak düzeyde olmayacak sonucu yaratmaktır.)

Ama sınıfta sürece kontrollü bir düzensizliğe, kaos ve kaostan çıkış planı üzerine kurgulayan bir öğretmen yapısı ile en az girdi ile en çok çıktı verebilecek bir yapıya evrilir.

Galiba iş burada şu soruya takılacak:

Öğretmen yeterliliği var mı?

(Bu soruda ciddiyim. Üzgünüm.)

Yorumlar (2)
Atanmayan 2 ay önce
Bu virüs sürecinde herkes devletin imkanlarından yararlandı bi biz yararlanamadık. Meb atanamayan öğretmenlere 1000'er liralık bir destek paketi ayarlatamaz mı. En büyük bütçelerden birine sahip.
İsa KESKİN 2 ay önce
'Öğretmen yeterliliği var mı? (Bu soruda ciddiyim. Üzgünüm.)' Bu soruyu kendinize yöneltirseniz daha doğu sonuçlara ulaşırsınız.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@