Devlet İçinde “Ne’me Lazım!” Düşüncesi

Devleti ayakta tutan, devletin işleyişini sağlayan  ve devleti insanlar için yaşanılan bir kurum olmasını  sağlayan en büyük güç devlet memurlarıdır. Devlet memuru olmak öyle kolay iş değildir. Yıllarca emek verilerek okunan okullar, girilen sınavlar, akabinde mülakatlar tekrar sınavlar bildiğiniz kırk fırın ekmek yemek gerekir memur olmak için. Devlet memuru olmak için yüzbinlerce insan mücadele edip sırasını bekliyorlar. Tabi bu süreçlerden sonra devlet memuru olanların kimisinde bir rahatlama, bir sorumsuzluk, bir lakayıtsız davranışlar olmuyor değil. Bu tarz memurlarla karşılaştığımızda yapılan yanlış davranışları tüm memurlara mal etmek insafsızlık olur. Kendini bilmez üç beş kişinin olumsuz tutumları bir mesleği kapmaz. O mesleğin tüm mensuplarının karalanmasına neden olmaz. Yapılan hatalar o kişileri bağlar ve o kişilerin karaktersizliğindendir. Devlet memuru devleti içselleştirmelidir. Her insan gibi memurların da iş ahlakının olması gerekiyor. Kimisinde oluşmayan iş ahlakı maalesef devlet kurumuyla birlikte insanlara zarar veriyor. Devletin imkanlarını kendi çıkarları için kullandığında devletin içinde sıkıntılar baş gösterecek ve bu da millete yansıyacaktır. Bir çoğumuz ara ara bu kendini bilmez memurlarla karşılaşıyoruz ne yazık ki. Yine devlet memurluğuyla insanlıkla bağdaşmayan davranışlarla karşılaşıldığında sorumluluk sahibi olan insan duruma üzülüyor haliyle.

Gün geçmiyor ki böyle olaylarla karşılaşmayalım. Yine karşılaştığımız ve bizleri üzen bir olayı ele almak istedim bu yazımda.

 Dostlarımızla mesajlaşmak için kurduğumuz watsap grubuna bir dostumuzun yazmış olduğu mesajı görünce şaşırdım. Hatta şaka mı diye sordum. İnanmak istemesem de mesajı atan kişinin bizzat olayı yaşaması ne kadar içler acısı memurların var olduğunu gösteriyor.

Liyakatsizlikten mi?

Devlete ve millete olan düşmanlığından mı?

Yaptığı işin ehemmiyetini bilmediğinden mi?

 İş ahlakından yoksun olmalarından mı?

Daha bir sürü saymadığım nedenden mi bilinmez. Toplum  olarak karşılaşacağımız bu insanların davranışına maruz kalırsak ve sesimizi çıkarmazsak sonumuz çok kötüye gidecektir. Yaşanan hadiseyi okuyunca direk zihnime çok öncelerden okuduğum bir hikaye geldi. Gelin önce bu hikayeyi hatırlayalım. Sonra da gelen mesajı ve dostumuzun haklı serzenişe bakalım.

Ne’Me Lazım Be Sultanım

Zamanın birinde Osmanlı Devleti  kudretli olduğu zamanları yaşamaktaydı. Padişah Kanuni Sultan Süleyman zamanıydı. Adaletin, zenginliğin, gücün en yükseklere çıktığı dönem.  Kanuni Sultan Süleymen, bu  güçlü dönemi yaşarken  gelecekte Osmanlı Devletinin  akıbetini hayâl eder, devlet inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye düşünmeye başlar. Genel olarak cevabını bulamadığı soruları veya istişare etmek istediği konuları süt kardeşi alim Yahya Efendi’ye danıştığından bunu da ona sormayı düşünür. Bir mektup hazırlar. Mektuba güzel bir hat yazısı ile :“Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” diye yazar  ve Yahyâ Efendi’ye gönderir. Bir süre sonra da mektubun cevabı gelir.  Padişah  verilen cevaba bir mana veremez. Yahyâ Efendi’nin cevabı çok kısa, olsa da içinden çıkılmaz bir hâl alır:

“Ne’me lâzım be Sultânım!” 

Yahyâ Efendi gibi bir zâtın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini düşünmez. “Acaba bilmediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?”  diyerek Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gider. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:

“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”

“Sultânım sizin sorunuzu ciddiye almamak kâbil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “Ne’me lâzım be Sultânım!” demişsiniz. Sanki “Beni böyle işlere karıştırma” der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

“Sultânım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de “ne’me lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa.

Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryâdı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimâd ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir...”

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan Koca Sultan, söyleneni başını sallayarak tasdîk eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder. Yahya Efendi'ye ise bu tür tenbihlerini mutlaka söylemesi gerektiğini anlatır.

 

Tarih bize gösterdi ki zaman içinde “Ne’me lâzım” diyenlerin sayısı çoğalmış olmalı ki Osmanlı Devleti tarihteki yerini aldı. Şimdi gel gelelim Osmanlı devletinin bakiyesi olan koca bir tarihin ve devlet düzeninin deneyimini barındıran Türkiye’mize.

Ülkemizde  gün gelir de “ Neme Lazım.” diyenlerin sayısı çoğalırsa  halimiz nice olur. Zaten her an bizi yutmak için hazırda bekleyen kapitalist devletler ve onların entrikalarını sahiplenenler hazır bekliyorlar. Cennet vatanımızın her an yutmaya çalışan düşmanca bu kadar düşünce varken.

Bu memleketin evlatları, devletine ve milletine sevdalı insanların devletin her kademesinde olması gerekiyor. Özellikle “ Neme Lazım.” düşüncesine sahip insanların devlet işlerinden uzak tutulması gerekiyor. Yoksa kıymetli dostumuzdan gelen mesajdaki kişiler yüzünden başımıza gelmeyen kalmaz.

“Bugün şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum sizlere. Sultangazi Merkez Cami önünde oğlumla yürürken yanımızdan içinde iki polisin olduğu bir ekip arabası geçti. Polislerin ikisinin de araç içinde sigara içmeleri ve dolayısı ile maskesiz olmaları dikkatimi çekti. İçimden bu hallerini kınarken Eski Edirne Asfaltı’nda birden trafik durdu. Dolayısı ile bu polis arabası da trafikte durdu. Uzun bir kuyruk oluştuktan sonra korna sesleri artınca trafiğin neden durduğu meraklandırdı beni. Duran trafiğin içindeki ekip arabasına baktım. Polisler hallerinden memnun sigaralarını tüttürmeye devam ediyorlardı. Hiç de Trafiğin neden durduğuna dair merak içinde değillerdi. Duran trafikteki araç konvoyunun en önüne baktım. İki tane dolmuş kapatmıştı yolu. Ya birbiriyle kavga ediyorlardı ya da başka bir şoförle kavga ediyorlardı. Uzak olduğum için anlayamadım. Ama yumruk ve tokat seslerinin yanında bağrışmalar da duyuluyordu. Polis arabasına baktım tekrar. Polisler gayet rahat sigaralarını tüttürmeye devam ediyorlardı. Olayı görmemiş olabileceklerini düşünerek yanlarına yaklaşıp ileride şoförlerin kavga ettiklerini söyledim. Bana “Ne yapabilirim.” dedi sigara dumanını üfleyerek. Bir an duraksadım. Ekip arabasının içinde resmi kıyafetli polise kavga olduğunu trafiğin bu nedenle kilitlendiğini söylediğimde “Ne yapabilirim.” cevabı şoka uğrattı beni. En azından siren çalın ki sesi duyunca kavgayı sonlandırırlar dedim. Bu sefer de “Siren çalmamız yasak.” dedi. Ben de o zaman bırakalım adamlar birbirini öldürsün, polis müdahale etmeyecek de kim edecek dedim ve yanlarından uzaklaştım.”

  1. “Ekip aracında sigara içmelerine mi takılayım.
  2. Maske kuralına uymamalarına mı takılayım.
  3. Kendilerinin de duran trafiğin içinde kalmalarına rağmen trafiği düzene sokmaya yönelik bir gayret içinde bulunmamalarına mı takılayım.
  4. Kendilerine kavga olduğunu, trafiğin de bu nedenle durduğunu söylememe rağmen “Ne yapabilirim.” cevabına mı takılayım.
  5. Birbirlerine öldüresiye vurarak kavga edenlere müdahale etmemesine mi takılayım.”

 

Peki sevgili okurlar sizce de neye takılmamız gerekiyor? Böyle “Neme lazım.” düşüncesi memurlarımıza dahi sirayet etmişse toplumumuzun gidişatı nasıl olacak.

Geçmişimizden ders çıkarmamız gerekiyor. İnsanlarımız vakit geç olmadan kendini düzeltmeli. Yoksa  toplumlumun bozulması kaçınılmaz olacaktır. Toplum bozulursa da maazallah…

Bu devletin imkanlarını kullananlar devlet ve milletimiz için sorumluluk almak zorundadırlar. Polis, İmam, Doktor, Öğretmen ve devletin herhangi bir kademesinde görev almış olanlar vatandaştan daha hassas olmalıdır. Aksi halde sonumuz hiç hayırlı olmayacaktır.

Her zaman söylediğim gibi var olan enerjimizi, gücümüzü ülkemizi imar etmeye, milletimize ve insanlığa hizmet etmeye ayırmamız gerekir. Almış olduğumuz görevi hakkıyla yaparken daha fazlasını yapmak için çabalamalıyız. Bu devlet bizim, bu millet biziz. Sahip olduklarımızın kıymetini bilerek hareket etmeliyiz.

 

              Selam ve dua ile sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 

                                                                                               Hacı KAYMAZ

                                                                                                Eğitimci Yazar

www.facebook.com:haci.kymz

Istagram:hacikaymaz

E-Posta: haci_kaymaz@hotmail.com

Twitter:@HaciKAYMAZ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.